100. doğum gününe şahit olma şansına eriştiğimiz cumhuriyet. Denizden bakıldığında Bandırma vapurundan Karadeniz vapuruna uzanan büyülü bir yolculuk. Türk mucizesi olarak adlandırılan ve imkânsızlıklar içinde mümkünü kanıtlayan Millî Mücadele’nin ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin devletler sahnesine çıkışı… İşgale karşı bağımsızlığın savaşı, Bandırma adlı bir vapurun Karadeniz’de yola çıkmasıyla başlamışken; bu mücadelenin bir sonraki adımı olan geri kalmışlığa karşı uygarlık savaşı, Karadeniz adlı bir vapurla devam etmişti. Bağımsızlık tohumu Bandırma vapuruysa eğer, o tohumdan yetişen ağaçların meyveleri Karadeniz vapuru oldu. Biri Türk milletini bağımsızlığa taşıyan, diğeri Türk milletinin bağımsızlığını dünyaya tanıtan vapur olarak tarihe geçti. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, milli hareketin alt yapısını hazırlanması önce Pera Palas Otelinde, ardından Şişli’de kiraladıkları evde gerçekleşmişti. Ardından Paşa, kendisine verilen paravan görevi kabul ederek ve o plana uymayarak Samsun’dan Anadolu’ya geçmiş ve Kurtuluş Savaşını başlatmıştı. Ardından kongreler, meclisin kurulması derken İngiliz ve Fransız kuvvetlerine karşı güneyde, doğuda ve batıda üç yıllık zorlu bir savaş yapıldı. Kuvayı Milliye’nin doğuşu, doğu cephesi, güney cephesi, batı cephesi, deniz muharebeleri derken 1922 yılında imzalanan Mudanya Mütarekesiyle sıcak savaş başarıyla tamamlandı. Lozan’da verilen bağımsızlık savaşı sonrası sıra Cumhuriyet’in ilanına geliyordu. İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, ekonomik atılımların her devrimin öncüsü olduğunu açıkça gösteriyordu. İşte bu tam bağımsızlığın karşılığı olan milli ekonomik kararların alındığı kongrede çağdaş ve milli bir serginin hayata geçirilmesi kararı alındı. Bu sergi, ileride dünyaca tanınacak İzmir Uluslararası Fuarıydı. Bu fuar tecrübesi Türk milletinin dünyada bir ilke imza atması için zemin hazırladı. Fuar, dünyadaki ilk yüzer sergi olan Karadeniz vapurunun ilhamıydı…
Karadeniz vapuru, Atatürk’ün 1925 yılında, “Türkiye’yi dünyaya tanıtacak bir proje hazırlayın,” sözleriyle hayat bulmuştu. Millî Mücadeleden beri Atatürk’ün yanı başında olan ve Cumhuriyetle birlikte Ticaret Odası başkanlığına getirilen Ali Cenani Bey’in, dünyadaki tanıtım projelerini inceledikten sonra ortaya koyduğu fuar ve sergi fikirleri, orijinal olan bir tanıtım projesi yapılması önerisiyle birleşti. Böylece yüzer bir sergi tertiplenmesi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin batıya tanıtım projesi olarak sunuldu. Bu esnada, Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti ardı ardına devrimler yapıyor, çağdaş ülkeler seviyesine çıkabilmek için kanunlar çıkarıyordu. Atatürk’ün bu proje önerisi üzerinden bir yıl geçmiş, yıl 1926 olmuştu. Üzerine konuşulan fikri eyleme dönüşmesi için önemli bir miktar bütçe gerekiyordu. Bunun üzerine çalışmalar başladı. TBMM’nin ve Ticaret Odasının ayırdığı bütçeye, Sanayii ve Maadin Bankası, Tütün İnhisarı ve Millî Saraylar destek verince, serginin gerçeğe dönüşmesi artık bir hayal değildi. Ortak akılla bir Cumhuriyet, bir vapura sığdırılacaktı. Yüzer sergi için bir vapura ihtiyaç vardı. İsmi Wilis olan Hollanda yapımı bir yolcu vapurunun plana uygun olduğu hakkında bilgi edinilmişti. Kısa zamanda bu vapur satın alındı. İsmi Karadeniz olarak değiştirildi. Karadeniz, hazırlık için Haliç’te demirledi ve sergi düzeninde hazırlanmaya başlandı. Vapurda satış ve numune dairesi olarak iki bölüm oluşturuldu. Böylece bir kısımda Türk ürünleri satılacak, diğer kısımda ise sadece sergilenecekti. Vapurun içine özel bir elektrik hattıyla beraber bir de telefon hattı döşendi. Telefon kodu Beyoğlu 980 olarak belirlendi.
Tütün, pamuk, tiftik, yapağı ve fındık ziraî kısımda sergilenecekti. Eşyaları sergilemek için vitrin tarzında camekanlar hazırlandı. Güzel Sanatlar kısmında tablolar ve biblolar için özel yerler yapıldı. Ayrıca Sanayi-i Nefise mektebinin kız öğrencilerinin eserlerine özel yer ayrıldı. Madenler kısmında maden kömürü, bakır ve levha taşı gibi sanayi, ziraî ve madeni ürünler teşhir edilecekti. Duvarlara diyagramlar, istatistikler, grafikler ve Türkiye’ye ait renkli haritalar konuldu; ayrıca ormancılık, tütüncülük ve maden kömürü ile sair madenlere ait haritalar da teşhir edildi. Halı tezgâhları yerleştirildi ve Kayseri’den iki hanım getirildi. Böylece sergi süresince numune bölümünde halı dokuyacaklardı ve ziyaretçiler verilen emeği göreceklerdi.
Tütün ve doldurulmuş tiftik keçisi için özel bölümler ayarlandı. Tütün o kadar kıymetliydi ki, bu bölümün bulunduğu vitrinin duvarına bir Türkiye haritası asıldı ve tütün yetiştirilen yerler işaretlerde gösterildi. Henüz harf devrimi gerçekleşmemişti ama bu tanıtım için Latin harfleri ve yabancı dilde de tabelalar hazırlandı. Ürünler ışıklarla aydınlatıldı. Bu hazırlıklar süregelirken vapuru dışı boyanmıştı. Vapur artık siyah değil, beyazdı. Karanlıktan aydınlığa geçiş böyle anlatılmaktaydı.
Riyaset-i Cumhur Orkestrası (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) 47 kişiyle ve şefleri İstiklal Marşının bestecisi Osman Zeki Bey’le, uğranılan her limanda İstiklal Marşını ve Türk musikisini çalmak için hazırdı. Yeteri kadar müzik aletleri olmadığından Atatürk, Marsilya’dan özel bir vapurla enstrüman getirtmişti. İlaveten orkestra, demirlenecek ülkenin marşı üzerine de çalışıyordu. Böylece varılan limanda iki marş birden çalınacak ve ülkeler arası ilişkilerde yakınlaşmaya gidilecekti. Zira daha dış politika sorunları çözülmemişti. Kabotaj yasası çıkmamış, Montrö Türk Boğazlar Sözleşmesi bile imzalanmamıştı. Bu vapur, ileride imzalanacak antlaşmalar/paktlar için de bir ön hazırlıktı. Çok sayıda kılavuz kaptanla tanışılacaktı. Üstelik varılan her limanda büyükelçilerce karşılanacak olan vapur, siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi için de bir adım olacaktı. Türk yemekleri için bir büfe ve lokum standı açıldı. Her iki stant da çok önemliydi. Örneğin döner için bir ihaleye gidilmişti ve ihaleyi bir Rum kazanmıştı. Vapurun milli bir vapur olmasından dolayı buna itiraz edenler oldu. Halbuki Lozan Barış Antlaşması gereği, eşitlik sağlanmıştı ve vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tü. Bu sebeple, Rum vatandaşın ihalesi reddedilmedi. Döneri yol boyunca o hazırlayacaktı. Diğer yandan, tatlılarının en ünlüsüydü olan Türk lokumuyla ilgili bir bölüm düzenlendi. 1777’den beri ülkenin en iyi lokumlarını yapan Ali Muhittin Hacıbekir, lokumları için en güzel stantlardan birini hazırladı. Kuşkusuz en çok ilgi çekecek alanlardan biri olacaktı.
Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı’dan ayıran en önemli özelliklerden biri ekonomik bağımsızlıktı. Yani kapitülasyonların kaldırılmasıydı. Bu bağımsızlığın simgesi de kuşkusuz Türkiye İktisat Kongresi kararlarından biri olan İş Bankasının varlığıydı. Banka, ekonomik bağımsızlığın göstergesi olarak vapurda bir şube açtı. Vapur için Ressam Namık İsmail Bey’e özel bir logo hazırlatıldı. Bu logo daha sonra mönü ve hatıra pullarına da işlendi. Logodaki tasarımda haberci tanrı Hermès kullanılmıştı. Bu logo da hiç tesadüf değildi. Zira Zeus’un oğlu; hızıyla, özgünlüğüyle ve aklıya tanınan Hermès, birebir cumhuriyeti simgeliyordu. Doğar doğmaz kundağındaki esaretten kendi kendine kurtulmuştu. Dünyayı tanımak istemiş ve doğduğu ilk gün yürümeye başlamıştı. Çok hızlıydı. Özgür olduğu gün yaşamını devam ettirebilmek için ticari zekasını kullandı. Ardından kendine telli bir enstrüman yaptı. Zeus ona haber iletme görevini verdiğinden asa ile yolunu şaşıranlara ve tüccarlara kılavuzluk etti. Hermès’in öyküsü aynı cumhuriyet gibiydi. Hermès kendini esaretten kurtarmıştı. Aynı küllerinden doğan ulus devlet gibi, Türkiye gibi…Dünyayı tanımak istemişti. Aynı, vapurunun 12 Avrupa ülkesine gitmesi gibi…Müzikle ilgileniyordu. Aynı vapurdaki orkestra gibi…Haberci tanrıydı. Aynı, vapurun, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu dünyaya haber vermesi gibi…Denizin üstünde hızlı hareket etmesi için kanatlı sandaletleri vardı. Aynı, vapurun suyun üzerinde süzülmesi gibi…Yolculuların özgür haklarını koruyan tanrıydı. Aynı, vapurun yolcularının eşitlik ve demokrasi temelli genç Türkiye Cumhuriyeti’nde özgür yaşam haklarının olması gibi… Antlaşma imzalamaya yetkisi olan tanrıydı. Aynı, vapurdaki Türk ekibinin diğer ülkelerle ticari antlaşmaları imzalamış olması gibi…
Yola çıkış planları ve güzergahla ilgili yapılan planların bir kısmı zaman içinde değişmek zorunda kalsa da Karadeniz vapuru yola çıkmaya artık hazırdı.
Plana göre vapur 86 gün yol gidecek; 12 Avrupa ülkesi görecek ve 16 limanda demirleyecekti. Süvarisi Gülcemal vapuruyla tanınan Topuz lakaplı Lütfi Kaptan, ikinci kaptanı Süreyya Gürsu oldu. Demirleyeceği limanlar özenle seçilmişti. İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Hollanda, Almanya, Polonya ve Baltık limanları listedeydi. Bu ülkelerin büyük kısmı, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşında, Ankara Hükümetinin ise Kurtuluş Savaşında savaştığı ülkelerdi. Şimdi Atatürk bu ülkelere uğrayarak bambaşka bir savaşın kazanıldığını anlatmak istiyordu. Zira bu ülkelerde vapur durarak tam bağımsız ve küllerinden doğan Türkiye’yi ve ürünleri tanıtacak, gittiği ülkelerde ticari antlaşmalar imzalayacak ve satışlar yapacaktı.

Karadeniz vapuru, bir yabancı gazetecinin cümleleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin yürüyen bir parçasıydı…
Vapurda kamaralarda çalışan 125 kişi, 47 kişilik orkestra, 95 kişilik sergi komisyonu ve memurlarıyla birlikte toplamda 285 kişi vardı. Ancak bazı kişiler cumhuriyetin simgesi olarak özel seçilmişlerdi. Millî Eğitimi temsilen, kısa bir zaman sonra Türkiye’nin ilk kadın milletvekillerinden biri olacak Mebrure Hanım (Gönenç), ilk kadın gazetecilerden Resimli gazete muhabiri Bedia Celal (Arseven), Akşam gazetesi muhabiri Vâlâ Nurettin Bey, İstanbul Liman İşletmesi Genel Müdürü ve Sergi Komiseri Rauf Manyasî (Bay Raufi), İstanbul Ticaret Odası’ndan İstihbarat Müdürü Galip Bahtiyar (Göker) Bey, Posta müdürü Kenan Bey, Ziraat uzmanı Mahmut Celal Bey, şirketler komiseri Baha Bay, Dış Ticaret temsilcisi Halil Mithat Bey, vapura Belçika’dan Le Havre limanından ekibe katılan öğretmen Belkıs (Çürüksulu) Hanım, ressam Celal Esat (Arseven), Anadolu Ajansı temsilcisi Kemalettin Bey (Kamu), Demiryolları temsilcisi Eşref Bey, Tekel temsilcisi Semih Bey, Hasan Ecza Deposu Sahibi Hasan Bey, Protokol Müdiresi Semiha/Samiye Hanım, Mahmut Baler (Bal Mahmut), eşi Seniha Hanım, Celal Bayar’ın oğlu Refi Bey (Bayar), eşi Zekiye Hanım, öğretmen İclal Hanım, Millî Mücadeleye katkılarıyla tanınan Özbekler Tekkesi Şeyhi Atâ Efendi, Gaziantep Vekili Remzi Bey, Coğrafya Encümen Başkanı General Pertev Paşa (Demirhan), Pertev Paşa’nın Sanayi-i Nefise mektebine okuyan kızları, Tatlıcı Ali Muhittin (Hacıbekir), vapurun mimarlarından Naci (Meltem) Bey, Seyfettin Çürüksulu Paşa, tercümanlar Robert Kolej öğrencileri, Riyaset-i Cumhur Orkestrası ve Şefi Osman Zeki (Üngör) ve Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar) öğrencileri vapurda yerlerini almışlardı. Vapur 12 Haziran 1926’da Karaköy’den kalkacak, Cibali’de kömür ikmali yapacak, Haydarpaşa’da son temizliğinin yapılmasının ardından Avrupa yolculuğuna çıkacaktı. Ancak önce Atatürk’ü onayı gerekiyordu. Paşa, vapura İstanbul’dan değil, Mudanya’dan binmeyi tercih etti. Bu seçim de hiç tesadüf değildi. Kurtuluş Savaşının bittiği yerdi. Sıcak savaşın bittiği yerden vapura binen Atatürk, bu kez uygarlık savaşını bir adım ileri götürüyordu. Atatürk vapurda bir gün kaldı. Kendisine özel yemek verildi. Sıtkı Vasıf Bey de bizzat yaptığı yekpare fildişi tabakayı kendisine hediye etti. Paşa hediyeleri kabul etti, sergiye onay verdiğini belirten yazısını yazdı, teşekkür etti ve Bandırma’da vapurdan ayrıldı. Vapur artık 86 günlük yolculuğuna hazırdı.
İngiltere, Fransa ve İtalya’nın en kritik limanlar olduğu biliniyordu. Bu ülkelere karşı kurtuluş mücadelesi verilmişti. Şimdi, aynı ülkelere, kuruluş başarısı gösterilmeliydi. Rusya, Hollanda, Almanya, Polonya ve Baltık limanlarında da tanıtılacaktı genç cumhuriyet.
Beklenmedik şekilde ilk durak Bona oldu. Burası Cezayir’di ve bir Avrupa ülkesi değildi. Üstelik Fransız müstemlekesiydi. Kaliteli kömür ikmali için bu limana varıldığı söylense Zonguldak’tan kömür ikmali varken, Bona’nın bu sebepten seçilmiş olması düşündürüyordu. Gerçek er geç anlaşıldı. Anlatılmak istenen, Müslüman ülkelerin bağımsız yaşayabileceğini göstermekti.

Arkasından Barselona geldi. Bir günde yaklaşık 3500, toplamda yaklaşık 11.000 ziyaretçi ağırladı vapur. Buradan Fransa’nın Le Havre limanına gidildi. Balolar, şehir gezintileri, yemek ziyafetleri derken yaklaşık 25.000 kişi sergiyi ziyaret etti. Sıradaki Londra limanında büyükelçi Ferit (Tek) Bey ve eşlerinin davetleri basına yansıdı. İngiliz azizlerinin ziyaretleri, tiftik keçisine olan ilgi derken burada 20.000’den fazla kişi vapuru görmüş oldu. Vapurun ana vatanı Amsterdam’a doğru yolculuk vardı sırada. Orkestranın park konseri, Türk kadın gazetecilerin tanıtımı, konsolos davetleri derken iki günde 5000 kişi ağırlanmış oldu. Sıra Hamburg’daydı. Vapura, “Türk Cumhuriyeti’nin yürüyen bir parçası” tanımlaması yapılırken; Atatürk’e özel teşekkürlerini iletilmişti. Vapur sayesinde Türk Alman ticari işbirliği kuvvetleniyordu. Artık pruva, Baltık limanlarına doğrultulmuştu.
Beyaz gecelere denk gelen Stockholm’de Türk-İsveç Barış Derneğinin akşam yemeğine katıldı vapur heyeti. Üç günde 7500’e yakın kişi ziyaret etti sergiyi. Oradan adeta ziyaretçi akınına ev sahipliği yapan ve 10.000 kişiyi ağırlayan Helsinki’ye geçildi. O coğrafyadaki son durak olan Leningrad’a doğru yaklaşırken Sovyet polisi vapuru kontrol etmek istedi. Haberleşme dairesi mühürlendi; bütün fotoğraf makinelerini ve objektifleri toplandı. Kasadaki paraları ise tek tek kayıt altına aldılar. Bu sert önlemlere rağmen yaklaşık 9000 kişinin ziyareti kabul edilmişti. Dönüş yolu, gidiş yolu kadar gösterişli olmadı. Polonya’daki ilk durak Danzig’de az ilgi görünce, rota hemen Gdynia’ya çevrildi. Oradan Kophenag ve Anvers derken Marsilya’da vapur siyasi bir önlemle karşı karşıya kaldı. Bozkurt-Lotus davası sebebiyle vapurun limana yanaşması istenmedi. Cenova, Napoli derken Yunan limanlarından İstanbul’a döndü vapur ve 5 Eylül 1926 saat 11.00’de demir attı. Tayyare Cemiyeti yararına seyyar serginin İstanbul’da üç gün halka açılması kararlaştırıldı. Ziyaretçiler 50 kuruşluk Tayyare Cemiyeti bileti alarak sergiye girecekti. Karadeniz vapurunun yolculuğu boyunca limanlarda ticaret antlaşmaları imzalandı, davetlere katılındı, konserlere gidildi, ürünler satışa çıkarıldı. Yabancı basına; “Türk Şovu”, “Kısa Saçlı Türk Kadınları”, “Modern Türkiye”, “Avrupa’nın Hasta Adamı Kendini Nasıl İyileştirdi?” göze çarpan başlıklarla haberler servis edildi. Basın, vapurdaki ürünleri, eğitimli Türk kadınlarını, yabancı dil konuşan Türk gençlerini manşetlere taşıdı. Gazeteler, Mustafa Kemal Paşa’nın bir ülkeyi nasıl özgürleştirdiğini ve modernleştirdiğini; bu sebeple Türklerin kahramanı olduğunu günlerce yazdı. Karadeniz, zamanın ruhunu taşıyan kelimenin tam anlamıyla kamu diplomasisi, bir halkla ilişkiler projesiydi.
Özetle Atatürk, tarihte görülmemiş bir başarı sergilemiş; batılı devletlerin “fişini çektiği hasta adamdan”, aynı batının hayranlıkla izlediği yepyeni bir ulus devlet yaratmıştı. Bağımsızlık savaşı kazanılmıştı ancak uygarlık savaşı devam ediyordu. Aynı süreçte, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, imkânsızlıklar içinde ürettikleriyle birlikte, süregelen devrimlerinin dünyaya tanıtılması planlanmıştı. Endişeyle, heyecanla ve büyük bir umutla hazırlanmaya başladı Cumhuriyet bu sınava. Bu sınavın birbirini tamamlayıcı ve yepyeni bir usulle geçilmesi Cumhuriyet’e yakışırdı. İşte Karadeniz, bu yeni usulün ete kemiğe bürünmesiydi.
Karadeniz, Atatürk devrimlerinin somutlaşmış haliydi. Türk kadınının sosyal hayatta kendini göstermesiydi. Saltanattan Cumhuriyete, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin simgesiydi. Denizcilik, sanat, ekonomi, turizm, eğitim alanlarındaki çağdaşlaşmayla alnının akıyla devletler sahnesine çıkmış bir ülkenin tanıtım projesiydi. Modernleşmenin her alanda gerçekleştirildiğinin kanıtıydı. Peçeden, festen, eğitimsizlikten, ekonomik bağımlılıktan kurtulmaktı. Millî Mücadelede ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda imzası olan çoğu kişinin katkılarıyla oluşan bir okuldu, öğretmendi, öğrenciydi. Karadeniz vapuru uygarlık savaşının kendisiydi.
Kaynaklar:
Gazeteler: Akşam, Belfast News Letter, Bulletin de la Chambre de Commerce, Comoedia, Correspondance D’Orient, Cumhuriyet, Gloucestershire Echo, Hakkın Sesi, Bursa, Hartlepool Northern Daily, Hürriyet, İkdam Cumhuriyet için Halk için, L’Afrique du Nord, L’Avenir de L’Est, L’Echo d’Alger, L’Echo Grand Quotidien d’Information du Centre Ouest, L’Echo, L’Information D’Orient Revue Economique, Industrielle&Financière, L’Ouest Eclair, Le Figaro, La Fronde,Le Gaulois, Le Grand Echo de Nord de la France, Le Journal, La Liberté, Le Mercure Africain, Milliyet, Paris Midi, Resimli Gazete, Son Posta, The Daily Mirror, The Graphic, The Sunday Post, Vatan, Western Daily Press,
Diğer Çalışmalar: Bozkurt Celil. “Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Propaganda ve Tanıtım Hamlesi: 1926 Seyyar
Sergi ve Avrupa Seyahati”, Belleten, sayı. 83, Ankara, 2019.
Şencan Evrim. Genç Cumhuriyet Karadeniz Vapurunda, Libra Kitap, İstanbul, 2020.
Şencan Evrim. “Karadeniz’in Hermes’i”, Anadolu Mavisi, Ali Bozoğlu, Gökhan Karakaş,
Türk Loydu Vakfı Yayınları, İstanbul, 2022.
Tutel Eser. “Gemideki Orkestra”, Popüler Tarih, sayı. 72, İstanbul, 2006.
Uçan Lale. “Karadeniz Gemisindeki Türk Seyyar Sergisi İçin Basında Ne Yazıldı?”, Popüler
Tarih, sayı. 72, İstanbul, 2006.
