Kıtaların buluşma noktası, medeniyetlerin beşiği Anadolu coğrafyasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir deniz ülkesi olduğunu anlamak için haritaya bakmak yeterli olur. Uluslararası deniz jeopolitiğinin dünya düzeninde oynadığı etkin rolün Mavi Vatan kavramıyla ülkemizde yankı bulduğu günlerde hazırlanan bu makale, cumhuriyet tarihimizin ilk ve son Denizcilik Bakanlığı’nı anlatmaktadır. 4 denizde 8337 kilometre deniz kıyısının yanı sıra 462 bin kilometrekarelik deniz yetki alanıyla yarımada ülkesi olmanın çok ötesine geçen ülkemizde aralıklarla gündeme gelen Denizcilik Bakanlığı’nın kurulması ulusal çıkarlarımızın tek merkezden, güçlü ve stratejik gerçeklikle savunulması adına önemli bir adım olabilir. Bizzat Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından Denizcilik (Bahriye) Bakanlığı görevine getirilen Mehmet İhsan Eryavuz’un kaynaklarda ‘Yüce Divan’da yargılanıp mahkûm olan ilk bakan’ olarak anılması ise devlet ciddiyeti ve hukukun üstünlüğü söz konusu olduğunda kimseye ayrıcalık tanınmayacağının da kanıtı olabilir.
Cumhuriyetin ilk Bahriye Vekaleti (29 Aralık 1924-16 Ocak 1928)
İhsan Bey, 1877 yılında Fatma Hanım ve İshak Bey’in çocuğu olarak Üsküdar’da sıradan bir Osmanlı Ailesi’nin ferdi olarak dünyaya gelmişti. Babasının isteğiyle başladığı askeri eğitimini 1901 yılında Mühendishane-i Berri Hümayun’dan ‘Topçu Üsteğmen’ rütbesiyle tamamlamıştı. Bazı kaynaklar, İhsan Bey’in Hukuk eğitimi aldığını da yazmaktadır. 13 ciltten oluşan ama 3 cildine ulaşılabilen hatıra defterine yazdığı şekilde askerlik hayatını böyle özetler.
“Trakya’yı bilirim. Memleketten çıktıktan sonra dokuz sene Edirne’de bulundum. Mustafapaşa ve Kırkkilise’de devamlı memuriyetim oldu. Balkan Harbi dolayısıyla ta Edirnekapı’dan Edirne’nin Süloğlu Çiftliği’ne kadar Çatalca-Lüleburgaz-Babaeski-Kırkkilise köylerini; keza Anadolu’da Bursa ve havalisi, Eskişehir-Afyonkarahisar-Uşak-Manisa-İzmir ve köylerini; Konya-Ulukışla-Niğde-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum ve aynı zamanda Tokat-Amasya-Samsun-Çorum mıntıkaları gezdim.”
Topçu Binbaşı İhsan Eryavuz vatan sevgisini; Birinci Dünya Savaşı’ndaki kahramanlıklarıyla, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde yüklendiği sorumluluklarla, ulusal mücadelemiz sırasında üstendiği hayati görevlerle, İngilizlere karşı kurulan Karakol Cemiyeti ve Teşkilat-ı Mahsusa görevleriyle taçlandırmıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin görev yaptığı Edirne’de kurulmasına öncülük etti. Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi Sahra Topçu Birlikleri Kumandanı oldu. 10. Kolordu Topçu kumandanı olarak Ruslar’a karşı savaştı. İttihat ve Terakki Partisi’nin keskin bir savunucusuydu. Çerkes Ethem ve Babiali Baskını’nı yapan Yakup Cemil’in yakın arkadaşıydı. 31 Mart Ayaklanmasını bastıran Hareket Ordusu’nda görev yaptı. 21 Ocak 1919 günü Binbaşı rütbesiyle ordudan emekli olduktan sonra millî mücadeleye destek olmak için Teşkilat-ı Mahsusa ve Karakol Cemiyeti’ne girdi. Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya suikast düzenlediği iddiasıyla yargılanırken kömürcü kılığında Anadolu’ya geçti ve Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Birinci Meclis’te aza oldu, cumhuriyetin ilanıyla İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasını sağladı. Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e bağlılığını İstiklal Mahkemeleri ile kanıtladı. Atatürk gibi ‘teceddütperver’ yani yenilikçi-yenileşme yanlısı olarak siyaset yaptı. İş Bankası’nın kuruluşunda ve ilk yönetim kurulunda görev aldı. Denize ilgisi bile olmayan Eryavuz, balıkçılıktan savaş gemisi teminine uzanan geniş yelpazedeki tüm deniz işlerini tek çatı altında toplanması için 29 Aralık 1924’te kurulan Bahriye Vekâletinin başına getirildi. Ne yazık ki bu atama, yaklaşık 3 yıl sonra 16 Ocak 1928 tarihinde Bahriye Vekâleti’nin kapatılmasına uzanan trajik bir hikâyeye konu oldu. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk aklına gelen Bahriye Vekili (Denizcilik Bakanı) olarak göreve başlayan Eryavuz, ilerici adımlar attı. Denizcilik eğitimi veren muallimlerin(öğretmenlerin) şartlarının iyileştirilmesinin yanı sıra devlet içindeki denizcilik birimlerinin düzen altına alınmasını sağladı. Askeri disiplini ve sert tavrı çok eleştirildi. Eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa’yı rol-model aldığı açıktı. Gelişmekte olan donanmanın genç subaylarına ve amirallerine davranışları nedeniyle eleştirildi. Bir kara subayı olduğu için donanmada kabul görmedi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ile tartışmaları bilinirdi. Oramiral rütbesine işaret eden 4 yıldızlı-çıpalı Bahriye Vekili Şapkası, TBMM’deki diğer vekiller tarafından alay konusu bile oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve son Bahriye Vekili (Denizcilik Bakanı) yönü yerine Yavuz-Havuz Davası nedeniyle Yüce Divan’a verilen ilk bakan olarak hatırlandı.
1930 yılında Ankara’dan İstanbul’a gelerek dingin ve siyasetten uzak bir yaşam sürme gayesinin peşinden amatör balıkçı oldu. İstanbul’daki balıkçılığı Ankara’daki bakanlığından daha başarılı günler getirdi. İstiklal madalyası sahibi Mehmet İhsan Eryavuz, 6 Mart 1947 tarihinde vefat etti ve Kartal Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve tek Denizcilik Bakanlığı girişimi başarısızlıkla sonuçlanırken; İhsan Eryavuz’u milli mücadeledeki başarıları, cumhuriyetin temel kazanımlarına katkıları ve sorumluluk almaktan çekinmeyen güçlü iradesi yerine Yüce Divan’da yargılanan ilk bakan olarak tarihe geçmesini sağladı.
Müstakil Denizcilik Bakanlığı neden kurulmuştu?
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine büyük bir ulusal mücadele sonrası Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, denizlerle çevriliydi. 3 kıtanın kavşağında Küçük Asya olarak tabir edilen deniz coğrafyasında kurulan genç cumhuriyetin dünyaya kendisini ispat etmesi için denizleri kullanması en akıllıca yöntemdi. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, denizciliği Türk’ün büyük ulusal ülküsü olarak görüyordu. Dünya harbinden yenik çıkılmasına neden olan savaş gemisi yoksunluğu hissediliyordu. Üstelik yeni kurulan cumhuriyetin ticari bahriyesi yabancıların elindeydi ve etrafı denizlerle çevrili Türk halkının denizle bağı kopartılmıştı. Hem askeri hem ticari deniz filosunun geliştirilmesi kadar muassır medeniyete giden yolun maviliklerden aralanması gerekiyordu. Tüm denizcilik işlerinin tek çatı altında toplanması ve denizcileşmenin gerçekleşmesi için Atatürk’ün bizzat talimatıyla Bahriye Vekaleti kurulmalıydı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet donanmasının savaş gemisi Hamidiye kruvazörüyle, 13-20 Eylül 1924 tarihlerinde Karadeniz’e yaptığı 15 günlük ziyarette, anakaranın bütünlüğü için güçlü donanma zorunluluğunu bir kez daha görmüştü. Türk donanmasının sancak gemisi Yavuz, Haliç’te çürümeye terk edilmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun sırtını döndüğü deniz ve donanma ihmal ediliyordu. Muassır medeneyit seviyesine ulaşmanın en kısa yolunun denizcileşmek olduğunu bilen Atatürk müstakil bir bakanlık kurmak istiyordu. Deniz işlerinin Millî Müdafaa Vekâleti’nden (Milli Savunma Bakanlığı) bünyesinden ayrılmasına karar verilmişti. Henüz bir yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin teminatı için etkin bir donanması olması gerektiğini düşünen Atatürk, Bahriye Vekâleti’nin (Denizcilik Bakanlığı) kurulmasını istiyordu. 22 Kasım 1924 günü Başbakan Fethi Okyar önderliğindeki kurulan Türkiye Cumhuriyeti 3. Hükümeti’nin aldığı ilk kararlardan biri de bu bakanlığın ilanıydı. Şüphesiz, Atatürk karacı düşünce yapısıyla cumhuriyetin denizcileşemeyeceğini biliyor, cumhuriyet öncesinden kalan ‘Demiryolu mu Donanma mı?” tartışmasını harlamak istemiyordu.
2 yıl sonraki büyük meydan okumaya hazırlık
Yine şüphesiz Büyük Önder’in aklında yakın zamanda (1 Temmuz 1926) ilan edeceği Türk Kabotaj Hakkı’nın sağlam temeller üzerine oturtulması vardı. O dönemde emperyal güçlere büyük bir meydan okuma olacak Türk Kabotaj Hakkı ilanı için 2 yıl önce altyapı çalışmalarına başlanmalıydı. Başbakan Fethi Okyar ve Cumhurbaşkanı Atatürk’ün aklına; Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıkları ve İstiklal Mahkemeleri’ndeki cumhuriyetçi tutumu nedeniyle Cebelibereket (Osmaniye) milletvekili İhsan Bey’den başkası gelmemişti. Eski bir ittihatçı olan Topçu Binbaşı İhsan Bey, Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal madalyası sahibiydi. Bahriye Vekaleti; 29 Aralık 1924 tarihinde yürürlüğe giren kanunla, savaşlardan yorgun ve yıpranmış çıkan Türk donanmasını modern koşullarda yeniden vücuda getirmek, Lozan Antlaşması ile elde edilen kapitülasyon zaferini denizlerdeki egemenlik haklarıyla taçlandırmak, yeni gemi inşası için tersane ve yeni deniz yolu hatlarının açılması için gerekli yatırımların yapılması amacıyla kuruldu. Kastamonu Milletvekili Ali Rıza Bey’in verdiği 539 sayılı kanun teklifiyle tüm deniz işleri, Milli Savunma Vekaleti’nden ayrıldı ve müstakil bakanlık kuruldu.

Öncelikli hedef: Donanmanın güçlendirilmesi
Efsane zırhlı Yavuz, tuzla kıyısında yaralarıyla çürüyordu. Diğer savaş gemileri Haliç’te kaderine terk edilmiş, başlarında subay yoktu. Bakanlığın öncelikli işi, güçlü bir Türk donanması oluşturmak için gerekli atılımları yapmaktı. Donanma envanterindeki Hamidiye ve Mecidiye kruvazörleri, Peyk ve Berk torpido botları, Taşoz, Samsun, Basra muhripleri personelle donatılacak, Turgutreis zırhlısı okul gemisi yapılacak, bir Alman eğitim gemisi daha alınacak ve Osmanlı’yı dünya harbine sokan Yavuz zırhlısı onarılacaktı. Kurtuluş Savaşı ağırlıklı olarak kara kurmay subayların verdiği büyük bir mücadele olduğu için Bahriye Vekaleti TBMM’de itibar görmüyordu. Yine de bakanlık bünyesinde Personel, Donanma, Teçhizat, Levazım, İmalat ve Sıhhat olarak altı daire kuruldu.
Bahriye Vekili İhsan Bey’in, “Kuvve-i maliyemizin müsaadesi derecesinde kuvve-i bahriyemizi harpte ve bilhassa müdafaa harplerinde müessir bir alim olacak bir vaziyete getireceğim. Vehmi hayale iltifat edenlerden değilim. Bu hususta iktiza eden teşebbüsata giriştim ve muvaffakiyeti kat’i görüyorum.” sözleri, denizcilik hedefinin özetiydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin, 1930 yılına kadar 6 kruvazör, 24 muhrip ve 16 denizaltı oluşturma hedefi vardı. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve ulusal kurtuluş savaşından alınan dersler Atatürk’ün ileri vizyonuyla birleşmiş, vatan savunmasının denizden başladığını ortaya koymuştu. Donanmanın amiral gemisi Yavuz’un yenilenmesi ve diğer gemilerin tamiratı için yüzer havuz alınması gerekliydi. Bahriye Vekili İhsan Bey, donanmanın sembol gemisi Yavuz’u çürümekten kurtaran isim olmak için heyecan duyuyordu. Önce denizcilikle ilgili muallimlerin maaşlarına zam yapıldı. İhsan Bey, düzen ve hiyerarşik sistem getireceğine inandığı için 14 Mayıs 1925 tarihinde bir karar yayınlayarak subayların şapka giymesini emretmişti. Şapka Kanunu (25 Kasım 1925) ilanından önce gerçekleşen bu adım, değişimin önemli bir işaretiydi. İhsan Bey’in kendisi için yaptırdığı dört yıldızlı, çıpalı, ay yıldızlı şapka “Bahriye Vekili şapkası” olarak tarihe geçse de donanma ve camia arasında tepki çekti. Bahriye Vekili İhsan Bey’in deniz işlerini yapan personel ve birimlere yönelik teftişlerde kullandığı sert dil bazen azarlamaya dönüşmüştü. Eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa’yı rol model aldığı kolayca anlaşılan İhsan Bey, aradan geçen zamanın yeni bir ulus doğduğunun farkında değildi.
Kara birliklerinden Binbaşı rütbesiyle emekli olduğunu unutan İhsan Bey’in Oramiral düzeyinde hareket etmesi denizci personelle kaynaşmasını engelliyor, gelişimi uygulamaya zemin bırakmıyordu. Kısa süre içinde Bahriye Vekilliği, askeri doktrinleri modernleştirirken dünya donanmalarını yakalayacak adımları atmaya hazırlanıyordu. 2 Kruvazör, 2 Torpido kruvazörü, 3 muhripten kurulu donanma savaş eğitimine başlamıştı. Bakanlık, Türk kabotaj ilanı için gerekli disiplin ve altyapıyı kuracak politikaları da hayata geçirmeye hazırdı. Ama İhsan Bey’in aceleci tavrı ve denizciliği bilmemesi en büyük engeldi.

Yavuz zırhlısı İhsan Bey’in kaderini çiziyor
Yurt gezilerine önem veren ve devrimlerinin Anadolu’ya yansımasını yerinde görmek isteyen Cumhurbaşkanı Atatürk, 21 Eylül 1925 günü Ankara’dan trenle İzmit’e geldiğinde denizde gerçekleşecek büyük buluşma için hazırlıklar tamamlanmıştı. Osmanlı’yı dünya harbine sokan Yavuz zırhlısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’yı konuk edecekti. İzmit İskelesi’nden Söğütlü yatına binen Atatürk, alargada (açıkta) bekleyen Yavuz’a ulaştırıldı. İleride Deniz Kuvvetleri Komutanı olacak idealist Türk subayı Afif Büyüktuğrul üsteğmen rütbesiyle Atatürk’ü karşılamıştı. Kıç baca ile grandi direği arasına ‘Yaşasın Gazimiz’ mahyası asılan Yavuz zırhlısına Cumhurbaşkanlığı Forsu çekilmişti. Hem yeni teşkil edilen Türk donanmasının hem de Yavuz’un komutanı olan Eğrikapılı Yarbay Necati Bey ile sohbet eden Atatürk, “Yavuz gemisine ilk defa geliyorum. Şimdiye kadar Yavuz Türk bayraklı bir Alman gemisi idi. Yaralı da olsa bu günkü şekli o zamandan daha pek çok değerlidir. Bu gemiyi Türk Milletinin ihtiyacı olan sağlam ve kudretli bir zırhlı şekline sokacağız. Bu kudret silah bakımından sizlere, dış politika bakımından da bizlere büyük hizmetler görecek, gurur sağlayacaktır.” şeklinde konuşmuştu.
Cumhuriyet döneminin ilk ve son Bahriye Vekili (Denizcilik Bakanı) İhsan Eryavuz ise o günü şöyle aktarmıştı.
“Atatürk, Yavuz’un tamiri ele alınınca gemiyi gezmeyi arzulamıştı. Her tarafını dolaştı. Oldukça uzun süren incelemelerden sonra baş güvertede kahvesini içiyordu. Vakit akşamdı. Gözleri enginlere dalmıştı. Önce bir zaman düşündü. Sonra birden döndü. ‘Biliyor musun, vasıtaların da insanlar gibi kaderleri var. Kimisinin adı ona yad edilmeye layık hizmetlere imkân vermiş insanların isimleri ve emekleri unutulmasına rağmen, hafızalarda baki kalıyor. Mesela Yavuz’u yapan mühendis, imkânı temin eden hükümet, hatta onu bize kazandıranlar hatırlanmıyor da güvertesinde oturduğumuz bu gemi, hiçbir zaman ölmeyecek kaybolmayacak varlıkmışçasına hafızalarımızda’ dedi.
“Şimdi bu gemi, teşhisimizin hakikat abidesi oluyor. Çünkü içinde siz varsınız” cevabını verdim. Gülümsedi ve “Bizler gelip geçiciyiz. Asıl mesele, böyle varlıkları daima aranır, özlenir hâlde tutabilmeli. Tamir tamamlansın da uzun yolculuk yapmak isterim’ dedi. Bu gemiyle uzun bir yolculuk yapmak isterim diyen Atatürk’ün bu isteği maalesef cenaze töreninde yerine gelmişti.
Osmanlı’yı savaşa sokan Yavuz, sıradan bir savaş gemisi değildi, Osmanlı’dan miras alınan bir namus meselesiydi. Üstelik donanmanın amiral gemisi olabilecek teknolojiye sahip heybetli ve silah donanımıyla dikkat çeken bir yüzen kaleydi. Yavuz tamir edilirse, yüzlerce yıllık yaralar da sarılacaktı. Atatürk’ün emriyle Bahriye Vekâleti oluşturulduktan sonra Yavuz Sultan Selim gemisinin onarım işine başlandı. Şimdilerde dünya çapında fırkateynler ve denizaltılar yapabilen Gölcük Tersanesi’nin ilk temelleri bu dönemde atılmıştı.
Rüşvet iddiaları Ankara’da yankılanıyor
Yavuz gemisinin onarımı için gemiyi alabilecek yüzer havuzun alınması gerekliydi. 9 Mayıs 1925 tarihinde Flender adlı Alman firmasına yüzer havuz sipariş edildi. İhsan Bey’in siyasi hayatını bitiren olayın ayak sesleri geliyordu. Bahriye Vekili, Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu) kararını beklemeden Yavuz’un tamiratı için gerekli 25 bin tonluk yüzer havuzun inşası ihalesini Alman Flender Werke şirketine verdi. İhsan Bey’in şirkete onay mektubu, rüşvet, komisyonculuk ile usulsüzlük iddialarını gündeme getirdi. Başından beri İhsan Bey ile yıldızı barışmayan İsmet İnönü başbakan olmuştu. Ankara kulislerinde havuzla ilgili söylentiler artarken Başbakan İsmet İnönü, iddiaların araştırılmasını istedi. TBMM bünyesinde kurulan tahkikat komisyonu, içlerinde dönem milletvekilleri de olan bazı isimlerin Flender Werke şirketinden rüşvet almaya teşebbüs ettiğini rapor etti. Başbakan İsmet İnönü, Eylül 1927 tarihinde Cumhurbaşkanı Atatürk’ü ziyaret ederek Yavuz zırhlısının tamir sürecinde yaşananları aktardı. Alman firmasından havuz satın alma işlemi sırasında usulsüzlük olduğu yönünde Maliye Bakanı Mustafa Abdülhalik Bey ve Saracoğlu Şükrü Bey de uyarılarda bulundu. Cumhurbaşkanı Atatürk, aynı günlerde İhsan Bey’den savunma alarak iddiaları cevaplamasını istedi. Başbakan İsmet İnönü, Bakanlar Kurulu kararına uymayan İhsan Bey’in Yüce Divan’da yargılanmasını talep etti. Vekalet, 1 Kasım 1927’de lağvedildi. Vekaletin, Yavuz zırhlısının onarımı sırasında yaşanan yolsuzluk iddiaları nedeniyle 27 Aralık 1927 tarihinde kapatılması istendi. 16 Ocak 1928 günü Bahriye Vekaleti kapatıldı ve tüm denizcilik işleri Milli Müdafa Bakanlığı (Milli Savunma Bakanlığı) bünyesine devredildi. Cumhuriyet tarihinin ilk Yüce Divan (Meclis-i Âli) davası da 5 Şubat 1928 günü başladı. 12 Nisan 1928 günü sonuçlanan davayla İhsan Bey, ihale sürecindeki usulsüzlükler ve Sapancalı Hakkı Bey’in bulaştığı yolsuzlukla ilişkilendirilerek 2 yıl hapse mahkûm edildi. Bahriye Vekaleti’ne bağlı 6 daire başkanı beraat etti ama yargılanmaya tepki göstererek istifa ettiler. Yüce Divan, İhsan Eryavuz’u suçlu buldu ve 2 yıl ağır hapis cezasına hükmetti. Cumhuriyet’in ilk Yüce Divan’ı, 4 yaşındaki yeni rejimin yolsuzlukla mücadelenin tavizsiz süreceğini kanıtlamak adına büyük bir hukuki sınav olarak değerlendirildi. İsmet İnönü ile İhsan Eryavuz arasında bir tercih yapmak zorunda kalan Cumhurbaşkanı Atatürk’ün, cumhuriyetin ikinci adamını seçerek siyasi krizi de engellediği yorumu yapılmıştı
Kaynaklar:
• TUĞBA ATAY-YÜKSEK LİSANS TEZİ- KARAMANOĞLU MEHMET BEY ÜNİVERSİTESİ- Türk siyasi Tarihinde İhsan Eryavuz (1877-1947)
• E-ARŞİV- https://earsiv.kmu.edu.tr/items/1b2a73c4-21b0-4aea-bdd2-83ba8af592b5
• KAMİL MANAN- KARA DEFTER/ TİMAŞ YAYINLARI-2014
• ANADOLU MAVİSİ-TÜRK LOYDU YAYINLARI- 2022- Ali Bozoğlu/Gökhan Karakaş
• ATATÜRK’ÜN GEMİLERİ- PANKUŞ YAYINLARI- 2023- Ali Bozoğlu/Gökhan Karakaş
• ODA TV- https://www.odatv.com/analiz/yuce-divanda-hukum-giyen-tek-bakan-kim-51236
• CEM GÜRDENİZ- https://www.veryansintv.com/yazar/cem-gurdeniz/kose-yazisi/94-yilinda-yavuz-havuz-davasinin-siyasi-sonuclari
• CENGİZ ÖZAKINCI- https://huroltasdelen.com/images/Tr%201923%20-%201990/Cengiz%20Ozakinci_Yavuz%20Havuz%20Davasi%20ve%20Kump- as%20Iddialari.pdf
