Kabotajın 100. Yılında Kaptan Saim Oğuzülgen: “Bu bayrağı taşımak bir meslek değil, bir vatan görevidir”
Türkiye, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren 815 sayılı Kabotaj Kanunu’nun 100. yılını kutlarken; bu kazanımı yalnızca hukuki bir düzenleme olarak değil, denizlerde egemenliğin simgesi olarak gören kuşakların tanıklıkları önem kazanıyor.
O isimlerden biri Kaptan Saim Oğuzülgen.
1946 yılında İstanbul Rumelikavağı’nda dünyaya gelen Oğuzülgen’in hayatı, Cumhuriyet denizciliğinin gelişim süreciyle paralel ilerliyor. Yüksek Denizcilik Okulu mezuniyetinden Türk Boğazları’ndaki kılavuz kaptanlık görevlerine, devlet kurumlarındaki yöneticilik sorumluluklarından uluslararası deniz güvenliği çalışmalarına kadar uzanan meslek yaşamı, kabotajın sahadaki karşılığını temsil ediyor.
Ve söze, bir teşekkürle başlıyor:
“Bugün bir Türk denizcisi olarak şanlı Türk bayrağımızı dünya denizlerinde onurla dalgalandırabiliyorsam, bunu başta Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu hakkı bizlere kazandıran atalarımıza borçluyum.”
Hemen ardından ekliyor:
“İyi ki bu hakkı bizlere verdiler. İyi ki denizci oldum. İyi ki Türk bayrağını dünya denizlerinde dolaştırma şerefine sahip oldum. Ne mutlu bana. Ne mutlu Türküm diyene.”
Bu sözler, bir denizcinin yalnız meslek hikâyesi değil; Kabotajın bir asırlık anlamının kişisel tanıklığıdır.
KABOTAJ: EGEMENLİĞİN HUKUKİ ZEMİNİ
Kaptan Oğuzülgen, Kabotajı teknik bir terim gibi değil, egemenlik meselesi olarak tanımlıyor:
“Kabotaj; bir devletin kendi karasuları, limanları ve iç sularında deniz taşımacılığı dahil tüm denizcilik faaliyetleri üzerindeki egemenlik hakkıdır. Bu hak, Türkiye Devleti’nin tam bağımsız ve egemen bir devlet olduğunun denizlerdeki yansımasıdır.”
Ve bu hakkın tarihsel karşılığını şöyle anlatıyor:
“1 Temmuz, karasularımızdaki yabancı ayrıcalıkların kaldırılıp Türk Devleti hakimiyetiyle bu imtiyazın Türklere verilmesinin yasal zemine kavuştuğu tarihtir. Cumhuriyet döneminden önce denizcilik dahil ticari faaliyetlerin çoğu yabancıların elindeydi. Lozan Barış Antlaşması ile bu haklar kaldırılmış, Türk vatandaşlarına verilmiştir.”
Ona göre 19 Nisan 1926 tarihli 815 sayılı Kabotaj Kanunu yalnızca bir düzenleme değil, Türk denizciliği için bir dönüm noktasıdır.
RUMELİKAVAĞI’NDAN DÜNYA DENİZLERİNE
11 Ağustos 1946’da Rumelikavağı’nda doğan Saim Oğuzülgen, denizle iç içe bir coğrafyada büyüyor. 1968 yılında Yüksek Denizcilik Okulu’ndan okul birincisi olarak mezun oluyor.
O günü unutamıyor:
“Mezuniyet diplomamı Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dan, bölüm birinciliği yüzüğümü Ulaştırma Bakanı Sadettin Bilgiç’ten aldım. Onurla taşıdığım yüzüğüm hâlâ parmağımdadır.”
Deniz Kuvvetleri’ndeki askerlik görevinin ardından ticaret gemilerinde zabitlik ve kaptanlık yapıyor. 1970-1980 arasında Türk bayrağını dünya limanlarında dalgalandırıyor; Denizcilik Bankası Deniz Nakliyatı T.A.Ş. gemilerinde zabitlik ve kaptanlık görevlerini icra ediyor.
“Türk vatanı sayılan gemilerimiz ile şanlı Türk bayrağımızın dünya denizlerinde dalgalandırılmasının onur ve şerefini yaşadım.”
TÜRK BOĞAZLARI: SORUMLULUK VE GÜVENLİK
1982 yılında İstanbul Liman İşletmesi’nde kılavuz kaptan olarak göreve başlıyor. 2011’e kadar yaklaşık 10.000 gemiye kılavuzluk yapıyor.
Türk Boğazları’nda seyir, can, mal ve çevre emniyeti alanında yapılan ulusal ve uluslararası teknik çalışmalarda uzman olarak görev üstleniyor. Bu süreçte, 1994’te İstanbul Boğazı’nda meydana gelen Nassia – Shipbroker kazası ve yangını ile 1997’de Tuzla TPAO-1 tanker kazasında operasyon yönetiminde görev alıyor. SSCB nin NİKOLAYEV tersanesinde inşasına başlanmış ve inşası yarım kalmış olan VARYAG isimli yarı inşa UÇAK gemisinin Türk Boğazları’ndan geçiş operasyonunun yönetiminde bulunuyor. Marmaray Tüp Geçiş Projesi’nin deniz trafiği çalışmalarında yer alıyor.
TÜRK BOĞAZLARI: STRATEJİK BİR SUYOLU
Türk Boğazları’nın önemine özellikle dikkat çekiyor:
“Türk Boğazları, dünya deniz ticaretinin en önemli geçiş yollarından biridir. Yılda 40-50 bin gemi geçiş yapmaktadır. Bu gemiler dünya halklarının gıda ve enerji ihtiyacının taşınmasında kritik rol oynamaktadır.”
1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğinin pekiştirildiğini hatırlatan Oğuzülgen, son yıllarda yapılan düzenlemelerin seyir emniyetini önemli ölçüde artırdığını belirtiyor.
“Araç trafiğinin olduğu her yerde kaza olabilir. Önemli olan olası kazaların oranını düşürmek ve zararlarını en aza indirmektir. Gemi Trafik Hizmetleri, kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri sayesinde büyük kazalarda ciddi azalmalar sağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Boğazları’nden geçiş yapacak olan gemilerin olası deniz kazalarını önlemek için alınması gereken emniyet tedbirlerini en yüksek düzeyde gerçekleştirmiş ve olası kaza ihtimallerini en aza indirmiştir.”

“GENÇLİĞE HİTABE’Yİ ÖZÜMSEYEN BİR NESİL OLMALI”
Kaptan Saim Oğuzülgen, hayat hikâyesini anlatırken sözü kaçınılmaz biçimde gençlere getiriyor. Ancak bu, sıradan bir “nasihat” bölümü değil; doğrudan Atatürk’ün düşünce sistemine yaslanan bir sorumluluk çağrısıdır.
Onun hayatındaki en temel referans açık ve nettir:
“Hayatımda örnek aldığım en önemli şahıs, her türlü yokluğa, zorluğa, tehlikelere ve imkânsızlıklara rağmen hiçbir kişisel menfaat beklemeksizin ulusunun ve ülkesinin yaşamakta olduğu tehlikeyi sezinleyerek ömrünün önemli bir bölümünü savaş alanlarında geçiren, 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’u işgal etmiş donanmanın 56 parçalık gemisini gördüğünde ‘Geldikleri gibi giderler’ diyerek hedefini ortaya koyan, 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile yola çıkıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’da kurtuluş mücadelesini başlatan, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Devleti’nin tam bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetimizi ilan eden Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.”
Bu uzun tarihsel yürüyüşü anlattıktan sonra cümleyi kendisine bağlar:
“Atatürk’ün belirlemiş olduğu ilkeleri kendime örnek alıyor, bu ilkeler doğrultusunda erdemli bir yurttaş olarak vatandaşlık görevlerimi yerine getirmeye gayret ediyorum. İnsanca yaşamak için Atatürk gibi düşünüyor, çalışıyor ve mücadele ediyorum.”
“GENÇLERİMİZ BU DEVLETİN TEMİNATIDIR”
Saim Kaptan’a göre gelecek nesiller için en güçlü rehber zaten yazılmıştır:
“Genç nesiller için Ulu Önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından ‘Gençliğe Hitabe’ başlıklı söylevinde gerekenler söylenmiş bulunmaktadır. Gençlerimizin kendileri için Gençliğe Hitabe’de söylenenleri özümseyerek ve hissederek erdemli bir yurttaş olarak yerine getirmelerini önermek istiyorum. Gençlerimiz ülkemizin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin teminatıdır. Bu bilinçle hareket etmeli, sahip oldukları devletin hangi şartlarda kurulduğunu ve hangi mücadeleler sonucunda tam bağımsız hale geldiğini bilmelidirler.”
Bu noktada genç denizcilere ayrı bir parantez açar:
“Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız. Denizlerimizde söz sahibi olmak için bilgi, disiplin ve çalışkanlık şarttır. Türk bayrağını taşıyan gemilerde görev yapmanın bir meslekten öte bir sorumluluk olduğunu gençlerimizin unutmamasını isterim.”

“ERDEMLİ BİR YURTTAŞ OLMAK”
Gençlere açık mesajı nettir:
“Çalışmak, disiplinli olmak ve hedef koymak başarıyı getirir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın onurunu taşımak da bunu gerektirir. Gençliğe Hitabe’de ifade edilen şartlar, yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar değildir; her dönemde karşılaşılabilecek ihtimallerdir. Bu nedenle gençlerimizin o hitabeyi ezberlemekle yetinmeyip anlamaları ve içselleştirmeleri gerekir.”
Ve son cümlesi yine mücadele vurgusuyla biter:
“Bizler yaş aldık; imkanlarımız oranında ülkemize, ulusumuza ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hizmet etmeye çalıştık. Şimdi görev genç nesillerdedir. Onların daha bilgili, daha donanımlı ve daha bilinçli olmalarını temenni ediyorum.”
“BU MİRASI KORUMAK VE GELİŞTİRMEK BİZİM GÖREVİMİZDİR”
Oğuzülgen için kabotaj yalnız ekonomik bir düzenleme değil; Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik ve hukuki devamıdır.
“Lozan Barış Antlaşması, Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik zaferidir. Kabotaj Kanunu ise bu egemenliğin denizlerde uygulanmasıdır.”
- yıl mesajını ise şu sözlerle tamamlıyor:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin deniz yetki alanlarında her türlü denizcilik faaliyetinin Türk bayraklı gemiler ve Türk vatandaşları tarafından yapılmasını sağlayan bu kazanımın 100. yılında emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum. Bu mirası korumak ve geliştirmek bizim görevimizdir.”
Ve özellikle şu çağrıyı yapıyor:
“Genç meslektaşlarımın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın büyük bir onur olduğunun kıvancını daima hatırlamalarını isterim.
100. YILDA SON SÖZ
2026 yılında hem Cumhuriyet’in 103. yılına hem de Kabotaj Kanunu’nun 100. yılına tanıklık eden Saim Oğuzülgen, söyleşiyi şu sözlerle tamamlıyor:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin deniz yetki alanlarındaki sularında her türlü denizcilik faaliyetinin Türk bayraklı gemiler ve Türk vatandaşları tarafından yapılmasına başlanmasında emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.”
Onun hikâyesi, Kabotajın bir hukuk maddesinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Kabotaj; bir neslin emeği, bir devletin egemenliği ve bir denizcinin hayatıyla somutlaşan bir tarih.
Kaptan Okan Tunç’un gözünden Saim Oğuzülgen
Denizcilik dünyasında bazı isimler vardır; yalnızca yaptıklarıyla değil, karakterleri ve yaşam ritimleriyle de hafızalara kazınırlar. Saim Oğuzülgen, Kaptan Okan Tunç’un anlatımında tam da böyle bir profil çiziyor; durmayan, yorulmayan ve her zaman bir hedefe doğru ilerleyen bir isim.
Okan Tunç’un yıllara dayanan dostluğu ve gözlemleri, Oğuzülgen’in daha öğrencilik yıllarından itibaren nasıl bir disiplin ve azimle şekillendiğini ortaya koyuyor. Tunç’a göre Saim Oğuzülgen’i tanımlayan en güçlü metafor “uzun bir maraton koşusu”:
“Okulda tanıştığımız ilk günlerde sabah yatakhaneden lavaboya hızlı, kısa ve sert adımlarla gelişi—bazen şarkı söyleyerek—hepimizin dikkatini çekmişti. Sanki sürekli bir yere yetişmeye çalışıyordu. Zamanla hepimiz bu temposuna alıştık. Etütlerde biz kendi aramızda oyalanırken o derslerine odaklandı. Sınıf birinciliği onun için vazgeçilmezdi. Ömür ve Kemal bir süre onu yakalamaya çalıştı ama sonunda yarıştan çekildiler. Onun bu birincilik sevdası benim de bulunduğum 1968 31. dönem Deniz Yedek Subay Hazırlık Okulu’nda da devam etti. Türkiye’nin sayılı fakülteleri değişik mesleklerinden gelen arkadaşların arasında da birinciliği kaptırmadı.”
Ancak Saim Oğuzülgen’i yalnızca akademik başarıyla sınırlamak eksik olur. Tunç’un anlatımında onun asıl belirleyici yönü, denizciliğe olan bitmeyen ilgisi ve üretkenliği:
“Denizcilikle ilgili her toplantıda onu ön sıralarda görürsünüz. Dinler, not alır, yine dinler, yine yazar… Sanırım evinde ciddi bir arşivi vardır. Haksız bir eleştiri karşısında önce sakin kalır ama gerektiğinde bir volkan gibi patlayabilir.”
Bugün hâlâ enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen Saim Oğuzülgen, Tunç’a göre üretmeye ve katkı sunmaya devam eden bir isim:
“Yürümekten çok koşmayı, durmaktan çok çalışmayı tercih eder. Bu enerjisiyle denizcilik çalışmalarının karşılığını aldı ve literatürde yerini şimdiden aldı.”
Kaptan Okan Tunç’un gözünden bakıldığında Saim Oğuzülgen; disiplin, azim ve bitmeyen bir çalışma isteğinin somutlaşmış hali. Tunç, sözlerini hem dostça hem de mesleki bir saygıyla tamamlıyor:
“Daha uzun yıllar mesleğimize hizmet edeceğini umduğum sevgili arkadaşıma sağlıklı uzun yıllar dilerim…”
