Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mehmet Sait Güngen

Mehmet Sait Güngen: “Türk Milli Denizcilik Doktrini oluşturmalıyız” Türkiye’nin denizcilik

Mehmet Sait Güngen: “Türk Milli Denizcilik Doktrini oluşturmalıyız”

Türkiye’nin denizcilik tarihinde önemli bir yer tutan 815 sayılı Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girdiğinde yalnızca teknik bir düzenleme getirmedi; aynı zamanda Cumhuriyet’in denizlerdeki ekonomik egemenliğini de ilan eden güçlü bir irade ortaya koydu. Türkiye’nin kıyı ve iç sularındaki ticari faaliyetleri Türk bayrağına ve Türk vatandaşlarına tahsis eden bu kanun, ulusal denizcilik politikasının temel taşlarından biri hâline geldi.

Kabotaj Kanunu’nun yüzüncü yılında, Türkiye’de denizcilik alanında söz sahibi isimlerin görüşleri de bu kazanımın nasıl korunacağı ve geliştirileceği sorusuna ışık tutuyor. Bu isimlerden biri de Türk bayrağı altında yüksek tonajlı tanker yatırımlarıyla tanınan Güngen Denizcilik’in kurucusu Mehmet Sait Güngen.

Türk bayrağı altında işletilen büyük tonajlı gemileri, gemilerinde Türk personel istihdamına verdiği önem ve uluslararası deniz taşımacılığı alanındaki yatırımlarıyla tanınan Güngen, denizciliği yalnızca bir ticari faaliyet değil aynı zamanda stratejik bir ülke meselesi olarak görüyor.

Kendisini tanımlarken ise oldukça sade bir ifade kullanıyor:

“İnsanın kendisini tanımlaması zordur; herhalde kendim için yapacağım en gerçekçi tarif 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesinden Kimya Mühendisi diploması ile mezun ‘yaptığı işi iyi ve doğru yapmaya çalışan kişi’ şeklindedir. Burada ‘iyi’ kavramı araştıran, ‘doğru’ kavramı ise hukuka uyan anlamındadır.”

KABOTAJ: MAVİ VATANIN HUKUKİ TEMELİ

Mehmet Sait Güngen’e göre kabotaj, Türkiye’nin denizlerdeki haklarının kanun olarak tescili, mavi vatan kavramının da temelidir. Kabotaja yapılacak çok katkı olduğunun altını çizen Güngen, “Bunun başlatılması, netice alınması ve sürdürülmesi, sektör öncüleri ile idare arasında güçlü diyalog ve iş birliği gerektirmektedir” diyor.

Türkiye’nin coğrafi konumunun deniz ticareti açısından büyük bir avantaj sunduğunu da belirten Güngen, bu avantajın ancak doğru planlama ve uzun vadeli yatırımlarla değerlendirilebileceğini söylüyor:

“Türkiye’nin coğrafi konumu, üç tarafının denizlerle çevrili olması ve Avrupa-Asya ticaret yolları üzerinde bulunması kabotaj ticaretini geliştirmek için büyük bir avantaj. Ancak bunun için stratejik planlama ve uzun vadeli yatırımlar şart.”

ORTA KORİDOR VE DENİZCİLİK FIRSATI

Güngen’e göre Türkiye’nin son yıllarda gündeminde olan Orta Koridor projesi, kabotaj hakkının ekonomik potansiyelini büyütme açısından önemli fırsatlar sunuyor.

“Orta Koridor, Türk kabotajını bölgesel taşımacılıktan küresel lojistik zincirine entegre eden bir fırsat olarak görülebilir. Atatürk’ün kabotaj vizyonu, denizlerde bağımsızlık ve milli egemenlikti; Orta Koridor ise bu vizyonu 21. yüzyılda küresel ticaretle bütünleştirme şansı sunuyor. Türkiye, bu projeyi kabotaj hakkını güçlendirmek için bir kaldıraç olarak kullanabilir. Orta koridorun gelişmesi öncelikle konteyner taşımacılığı esasına göre yapılacağından, liman & demiryolu elleçleme imkanları baştan, teknik olarak doğru planlamalı; daha önemlisi mevzuatını ‘kabotajda transit’ imkanını verecek düzenlemeleri yapmalıdır.”

Güngen’e göre bu noktada yalnızca kabotaj değil, “dahili transit” kavramının da doğru tanımlanması gerekiyor:

“Mesele kabotaj kapsamı ile sınırlı olmaksızın ‘dahili transit’ kavramının ortaya çıkartılarak doğru tarifi akabinde, uygulanabilir doğru mevzuatın terakümüdür.”

DENİZCİLİKTE MEVZUAT VE UZMANLIK SORUNU

Güngen’in dikkat çektiği önemli konulardan biri de Türkiye’de denizcilik alanındaki hukuki ve idari kapasite eksikliği. Konuyla ilgili şunları söylüyor:

“Yeri gelmişken ifadesinde fayda olan bir husus, günümüzde dahi idarenin ‘denizcilik hakkındaki bilgisinin’ çok sınırlı, hatta yetersiz olduğudur. Denizciliğe verilmiş ve verilmeye çalışılan teşvikler, devletin diğer birimleri tarafından ‘görülmemekte’ ve adeta etkisiz kalmaktadır.”

Bu sorunun yalnızca idari yapıyla sınırlı olmadığını belirtiyor:

“Türkiye de iktisadı hayatın takozlarından en önemlisi olan ticaret, bankacılık, sermaye, patent, iş hukuku gibi temel konularda yeterli sayıda yetişmiş hukukçu yokluğu, denizcilikte de hissedilmektedir.”

Güngen’e göre bu eksiklik zaman zaman denizcilik sektöründe yanlış uygulamalara da yol açabiliyor:

“Sadece yukarıda ifade edilen hukuki ve mali yetersizlikler dahi, idarenin doğru mevzuatı geliştirebilecek bilgilere ulaşamamasına sebep olduğu gibi, kabotaj hatları dışında kullanılan gemilerde Türk Bayrağı tercih edilmez olmuş; hukuki karşılığı bulunmayan ‘Türk sahipli’ yabancı gemi ‘modası’ çıkmıştır.”

TÜRK DENİZCİLİĞİ İÇİN “MİLLİ DOKTRİN” ÇAĞRISI

Mehmet Sait Güngen, Türkiye’nin denizcilik alanında çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini düşünüyor. Bunun için ise sektörün tüm paydaşlarını kapsayan bir “Türk Milli Denizcilik Doktrini” oluşturulması gerektiğini savunuyor:

“Özellikle son yıllarda elde edilmiş ciddi tecrübelerin ışığında, bütün paydaşların bir araya gelerek ortaya çıkartacağı bir ‘milli denizcilik doktrini’ ile Türkiye, dünyanın en büyük ticari deniz filosuna sahip olabilir.”

Bu doktrinin yalnızca genel bir vizyon belgesi değil, denizcilikle ilgili pek çok alanı kapsayan kapsamlı bir yol haritası olması gerektiğini ifade ediyor:

“Bu doktrin, kendi emsalleri içinde en mükemmeli olan 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili kanunun ihyasından başlayıp, Türk Gemi adamları Uluslararası İstihdam Sözleşmesi’nin hazırlanmasına, Türk gemilerinin finansmanında kullanılacak hukuk ve maliyet modellemelerine, denizcilik eğitiminde müfredat belirlenmesine katkıdan, denizcilik ihtisas mahkemelerinin kurulmasına kadar, denizcilik ile ilgili her hususta esasları belirleyen ve mutabakat sağlayan belge oluşturmalıdır.”

SEKTÖRDEKİ EN BÜYÜK SORUN: ORTAK VİZYON EKSİKLİĞİ

Güngen’e göre Türkiye’de devlet denizciliğin gelişmesi için önemli adımlar atmaya hazır olsa da sektör içinde görüş birliği sağlanamaması ciddi bir sorun oluşturuyor.

“Mensubu olarak sektörde müşahede ettiğim en büyük, belki de tek sorun ‘devletimizin denizciliği geliştirmek için her türlü fedakarlığa hazır olmasına rağmen’ sektörün kendi içinde ihdas edemediği görüş ve ülkü birliği eksikliğinden dolayı sergilediği efor kaybıdır.”

Bu durumun somut sonuçları da olduğunu belirtiyor:

“Sektörün farklı görüşlere sahip paydaşları tarafından Devlete götürülen talepler arasındaki çelişkiler ciddi zaman kayıplarına ve fırsat israflarına sebep olmaktadır. Bu konuda Deniz Ticaret Odasına, en başta kendi içinde tutarlılık sağlaması, sonrasında “milli denizcilik doktrinin” hazırlanmasında görev düşmektedir.”

“OTTOMAN” İSMİNİN ARDINDAKİ MESAJ

Güngen Denizcilik filosundaki tankerlerin isimleri dikkat çekici bir ortak özellik taşıyor: Ottoman.

Bu tercihin arkasındaki anlamı Mehmet Sait Güngen şöyle açıklıyor:

“Ottoman – ortaçağdan beri, özellikle batılıların Türklere verdiği isimdir. Ham petrol kaynaklarının ağırlıklı olarak eski dünya da hatta Osmanlı coğrafyasında bulunduğu dikkate alındığında, petrol yükleyen geminin Türk Bayraklı, isminin Osmanlı (bir erdemi) olması pupasında bağlama limanının ‘İstanbul’ olarak görünmesi, anlayanlar için yeteri kadar mesaj; bizler için ise gururdur.”

Aynı zamanda gemilerinin gücüne de vurgu yapıyor:

“Güngen’in Suezmax tipi tankerleri, taşıdıkları Bayrağı ve isimleri onurlandıracak büyük ve güçlü gemilerdir.”

DENİZCİLİKTE İLHAM ALDIĞI İSİM

Mehmet Sait Güngen, Türk denizciliğinde modern armatörlük anlayışının öncülerinden biri olarak gördüğü bir ismi özellikle anıyor:

“Denizcilik alanında modern armatörlük kavramını ülkemizde ilk defa uygulamış olan merhum Nuri Cerrahoğlu ‘nu yad etmek vefa borcudur. Nuri bey, Türk bayrağını sahip olduğu gemiler ile dünyanın yedi denizinde rekabetçi navlunlar ile işletmeyi başarmıştır.”

GENÇLERE DENİZCİLİK TAVSİYELERİ

Denizcilik sektörünün geleceği açısından eğitim konusunun kritik olduğunu vurgulayan Güngen, gençlerin meslek seçiminde daha bilinçli olması gerektiğini söylüyor:

“Türkiye de denizcilik eğitiminde maalesef ciddi kaynak israfı var; gençlerimiz deniz ve denizcilik hakkında hiç bilgi sahibi olmadan “sektörde maaşlar yüksekmiş” duyumu ile meslek seçimi yaparak hayal kırıklığına uğruyor ve işgücünü sektöre katmak isteyen işveren için hayal kırıklığı yaratıyorlar. En önemli sorun ise, denizci olarak yetiştirilen kişilerin ezici çoğunluğunun deniz hizmet sürelerini olabildiğince kısa tutup bir an önce karada iş bulma gayretleri.”

Denizcilik eğitiminin daha seçici ve yönlendirici olması gerektiğini ifade ediyor:

“Denizcilik eğitimine başlamak isteyen gençleri bir şekilde ‘ön eğitimden’ geçirmek ve gerçekten denizciliğe gönül verenleri tespit ederek eğitmek her adımı daha verimli hale getirecektir.”

Güngen’e göre modern denizcilik yalnızca gemi işletmekten ibaret değil:

“Günümüzde denizcilik ‘bir gemiyi yürütmek’ kavramının çok ötesinde gereksinimler içermektedir. Çevre bilinci temel alınarak deniz ve atmosfer kirlenmesini engelleyecek kurallar denizci görevleri arasında üst sıralara yükselmiş, eğitim müfredatlarında elzem konular haline gelmiştir.”

“MİLLİ DENİZCİLİK MEVZUATIMIZ DİĞER ÜLKELERE ÖRNEK OLABİLİR”

Türkiye’nin denizcilikte yalnızca ticari kapasitesiyle değil, aynı zamanda hukuki altyapısı ve düzenleyici gücüyle de önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Mehmet Sait Güngen, özellikle deniz çevresi ve uluslararası mevzuat alanında Türkiye’nin önünde yeni fırsatlar bulunduğunu vurguluyor.

Güngen’e göre denizcilik sektöründe son yıllarda ortaya çıkan çevresel yükümlülükler ve uluslararası düzenlemeler, ülkelerin yalnızca uygulayıcı değil aynı zamanda kural koyucu aktörler hâline gelmesini gerektiriyor.

“Uluslararası mevzuat olduğu kadar milli denizcilik mevzuatımızın da gelişmiş, hatta diğer ülkelere örnek olacak kadar üst seviyede olabilmesi için fırsatlar var. Dünyada karbon ve sera gazı salınımları gibi denizcilik sektörüne yeni ve ağır maddi, mali, hukuki ve cezai sorumluluklar getiren mükellefiyetler için oluşturulmakta olan kurallara Türkiye’nin katkı yapacak insan gücü, bilimsel kapasite ve Türk boğazlarındaki gibi coğrafi kural koyucu yetkisinin mevcudiyetini dikkate almalı ve kullanmalıyız.”

 

Türkiye’nin jeopolitik konumu ve özellikle Türk Boğazları üzerindeki hukuki statüsünün bu noktada önemli bir avantaj sağladığını ifade eden Güngen, bu konunun uluslararası hukuk açısından stratejik bir fırsat sunduğunu söylüyor:

“Burada Türk Boğazlarından geçiş hususu Montrö anlaşması esas alınarak düzenleme gerektirdiğinden Türkiye’nin kural koyucu yetkisi, dünyanın benzer coğrafyalarından ihtiyaç duyulacak düzenlemeler için adeta bir anayasa teşkil edecektir. Türkiye’nin, dünyada tecrübe ve içtihatların henüz oluşmadığı böyle bir konuda ön alması, uzman hukukçuları yetiştirmesi, kanun ve bağlı mevzuatları yapması gibi doğal ve emsalsiz bir fırsatı değerlendirmesi – ne kadar güzel olur.”

“DENİZCİLİK GÖNÜL İŞİDİR”

Mehmet Sait Güngen’e göre denizcilik yalnızca bir meslek değil; aynı zamanda bir tutku.

Söyleşiyi ise bu duyguyu özetleyen sözlerle tamamlıyor:

“Deniz ve denizcilik için çok şey söylenebilir; ticari olarak bir ülküdür, bireysel olarak tutku, hobi hatta sevdadır; ama her halükârda ‘denizcilik gönül işidir’…”

Duvar. Yazısı: “Denizcilik eğitimine başlamak isteyen gençleri bir şekilde ‘ön eğitimden’ geçirmek ve gerçekten denizciliğe gönül verenleri tespit ederek eğitmek her adımı daha verimli hale getirecektir. Günümüzde denizcilik ‘bir gemiyi yürütmek’ kavramının çok ötesinde gereksinimler içermektedir. Çevre bilinci temel alınarak deniz ve atmosfer kirlenmesini engelleyecek kurallar denizci görevleri arasında üst sıralara yükselmiş, eğitim müfredatlarında elzem konular haline gelmiştir.”

Kaptan Şükrü Özcan’ın Bakış Açısıyla Mehmet Güngen

Güngen Denizcilik’te 2007 yılından 2024 yılına kadar 17 yıl kesintisiz çalıştım. İş yerinin tüm prensip ve ilkelerini bizzat Mehmet Güngen’den öğrenmenin gururunu yaşadım. Şirketin personel müdürlüğünü yaptığım için Mehmet Güngen’in yerinde tespitleri ve konulara hassas yaklaşımını gözlemleme fırsatı buldum. Yapılacak işle ilgili tereddütü veya itirazı olursa, “Bu konuyu bizi ikna edecek şekilde yaz, gönder” derdi. İşin gerekçesini; yasal dayanaklara ve iyi uygulama örneklerine dayandırarak yazar, kabul görürdüm. Tüm aile bireyleri gibi son derece mütevazı ve gösterişten uzak olan Mehmet Bey, belli etmese de karşısındakinin fikir ve önerilerine kıymet verir, yasal dayanağı olmayan işlerden kesinlikle uzak dururdu. Güngen Denizcilik’te çalıştığım ilk yıllardan itibaren, denizcilik piyasasından edindiğim olumsuz alışkanlıklarımı, yönetimin desteğiyle geride bıraktım. Mehmet Bey’in personel bölümüyle ilgili çalışmalarımda esirgemediği destekler, ülke denizciliğinde daima ilkler arasında yer almıştır. Mehmet Bey; iyi niyetle çalışmış ve ayrılmak isteyen tüm gemi personeline haklarını fazlasıyla ödeyerek çıkışlarını sağlamış, ayrılan yüzlerce personelin gönlünde yer edinmiştir. Tüm bunların yanında, Mehmet Güngen’in yabancı bayrak altında çalışan personeli yasal bir statüye kavuşturmak için ağabeyi İbrahim Güngen ile çok çalıştığına da şahit oldum. İmza attığı ilklere de vurgu yapmak isterim. Personel seçiminde; psikiyatrik/psikolojik testler çok önemli bir adımdı. Ayrıca personele; yabancı dil kursları bulmak, yüz yüze psikolojik ve diyetisyen desteği sağlamak, ciddi sağlık kontrolü yaptırmak, riskli bölgede çalışanlara uluslararası kurallara uygun davranmak ve özel güvenlik tutmak, çok sayıda stajyer yetiştirmek gibi girişimler onların gizli kahramanlığının göstergesidir. Türk kabotajına ve ulusal bayrağımıza duyduğu büyük saygıyı entelektüel birikimi ve genel kültürüyle taçlandıran Mehmet Güngen, Türk denizciliğinin sembol isimlerinden biridir.