Kaptan Mustafa Can: Denizlerimize sahip çıkmak bir onurdur
“Kabotaj, Türkiye’nin denizlerdeki tam bağımsızlığının ifadesidir”
Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili coğrafyasında denizcilik sadece bir meslek değil, aynı zamanda stratejik bir misyondur. Bu misyonu en iyi anlatanlardan biri olan Kaptan Mustafa Can, Kabotaj Bayramı’nın 100. yılında denizciliğin geçmişini, bugününü ve geleceğini bizlerle paylaştı. “Kabotaj, sadece bir hukuki metin değil, Türkiye’nin denizlerde kendi kaderini tayin etmesinin, tam bağımsızlığının ifadesidir” diyen Can, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde elde edilen Kurtuluş Savaşı zaferinin denizlerdeki karşılığı olarak tanımlıyor Kabotajı.
Denizcilikle başlayan yolculuk: Öğrencilikten kaptanlığa
Mustafa Can’ın denizcilikle tanışması 1982-83 yıllarına dayanıyor. O yıllarda denizciliğe duyduğu sevda çocuk yaşlarda kalbine yerleşmişti. Kara haritalarından deniz haritalarına geçen bu yolculuk, onu farkında olmadan önce gemiye, ardından kaptanlığa götürdü. Denizlerde edindiği tecrübelerin yanı sıra her liman, ona birtakım dersler öğretti.
“Her fırtına bir öğretiydi, her liman bir tecrübe” diyen Can, kaptanlık görevini sadece dümeni yönetmek değil, insanları ve sorumlulukları da idare etmek olarak tanımlıyor. Yıllar içinde kendi filosunu kurarak, limanlarda acentelik faaliyetlerine yöneldi ve denizciliğin ötesinde, sivil toplumda da önemli işler yaptı. Çankırı Dernekler Konfederasyonu’nu kurarak doğduğu topraklara hizmet etmeyi bir görev saydı.
“57 yaşıma geldiğimde içim burkuldu”
Kaptan Mustafa Can, İTÜ Denizcilik Fakültesi’ne başladığında büyük hayalleri olduğunu ifade ediyor:
“Valla ben o yıllarda ‘Türkiye’yi yönetmek istiyorum’ diyordum. Atatürk’ün çocuğuyuz biz,” diyor gülerek. “57 yaşıma geldiğimde içim burkuldu. Atatürk bu yaşta vefat etti. Biz onun yaptıklarının binde biri kadar bile katkı sunamadık. Ama o hep oradaydı, yolumuzu aydınlattı.”
Okula giren her öğrencinin armatör olmayı hayal ettiğini söyleyen Can, “Hayal ettik, hedefe çevirdik ve çalıştık. Bir gün, oldu ama kolay olmadı” diyor.
İlk yılların zorluklarını şöyle anlatıyor:
“Japon bandıralı bir gemideydim. On buçuk ay hiç karaya ayak basmadık. Otuz kişi aynı banyoyu kullanıyorduk. Çamaşırlarımızı makinede yıkıyorduk, sabun yok, taze su yok. Sebze, meyve hak getire. Bugün burada insanlar ‘Odam kokuyor’ diyor. Ama biz o dönem çok daha zor şartlarda çalıştık.”
Zorluklara rağmen geri dönüp bakınca şunu söylüyor:
“Şimdi deseler ‘Git çalış’ diye, mümkün değil gidemem. Ama beni tekrar o yaşa döndürseler ve şu an geldiğim yeri gösterip ‘Buraya böyle geleceksin,’ deseler, bir saniye düşünmem giderim.
“Denizcilik, 7/24 yaşanan bir hayat”
Kaptan Can, denizciliği hayatın en büyük öğretmeni olarak tanımlıyor:
“Denizcilik, bence dünyanın en büyük okulu. Her tarafı heyecan, her tarafı fırsat dolu. Gemiyi hayal edin… Arkasında binlerce iş alanı var. Ve bilgiye doyamazsın. Her kararı hızla almalı ve uygulamalısın. Tüm dünyayı takip etmelisin. Yani denizcilik, 7/24 yaşanan bir hayat.”
61 yaşındaki Can, zamanın nasıl geçtiğini şöyle özetliyor:
“İlk 20 yıl çok zordu. Ama son 40 yıl 3 gün gibi geçti. Bugün olsa yine bu mesleği seçerim.”
Denizciliğin içinden anılar: Lenin heykeli, ilk kriz ve hayati manevra
Can’ı en çok etkileyen sahnelerden biri 1994’teki kaptanlığında yaşanmış:
“Romanya’daki Sulina Kanalı’ndayız. Bir gemi barçla Lenin’in devasa heykelini taşıyor. Heykelin baş aşağı yatışı bile bir çağın kapanışını anlatıyordu. Çok etkileyiciydi.”
Zorlayıcı anlardan biri de Cebelitarık’ta yaşanmış:
“Bir gece yanlış feneri takip etmişim. Haritaya baktım, meğerse 180 derece hatalıymışım. Kayalıklara doğru gidiyorum! Son anda sancak alabanda yaptım, elimle dümeni tuttum. Kıl payı kurtulduk.”
İlk seferindeki bir kriz ise hâlâ hafızasında:
“Tuzla’dan çıktım, boğaza giriyoruz. Makineci aradı, ‘Kaptan dönmemiz lazım.’ İlk seferim. Ayağım tutmuyor ama dimdik duruyorum. ‘Demire kadar beni götüreceksin’ dedim. Sonunda demirde stop ettik. İlk sefer, ilk stres…”
“Bu meslek 8–5 değildir ama karşılığı çok büyük bir hayat tecrübesidir”
Mustafa Can, bu zorlu meslekle özel hayatı dengede tutmanın kolay olmadığını ancak eşi Ayşe Hanım sayesinde bunu başarabildiğini söylüyor:
“Evliyken yedi yıl daha denizde çalıştım. Bir sefer ben yalnız giderdim, bir sefer o benimle gelirdi. Gemideyken birlikteydik, izindeyken de. Bu meslek 8–5 değildir ama karşılığı çok büyük bir hayat tecrübesidir.”
Kabotaj Hakkı: Denizlerde bağımsızlığın temeli
Tüm bu hayat tecrübesini bir nevi Kabotaj sayesinde kazandığının altını çiziyor Kaptan Mustafa Can ve “Eğer Kabotaj hakkımız olmasaydı, denizde kaptan olmak bir hayal olurdu. Limanlarımızda Türk bayraklı gemi görmek mümkün olmazdı” diye ekliyor. Ona göre kabotaj, sadece denizcilik sektörü değil, ekonomi, istihdam ve deniz güvenliğinin teminatıdır. Bugün yapılması gereken ise bu hakkı sadece hatırlamak değil, ekonomik ve siyasi iradeyle yeniden güçlendirmektir.
Kaptan Mustafa Can’a ‘Kabotaj Bayramı’nın 100. yılında ne yapmalıyız?’ diye sorduğumuzda öncelikli olarak, “Yabancı bayraklı hiçbir gemiye ne satın alma yoluyla ne geçici kiralama yoluyla izin verilmemeli” dedi.
“Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Deniz inşaatlarında hâlâ Hollanda’nın eline bakıyoruz. Stratejik projelerde —doğalgaz, petrol aramaları gibi— yine dışa bağımlıyız. Amerika, “Siz petrol arıyorsunuz” deyip gelmedi. Mesela Kıbrıs açıklarında gemi almak zorunda kaldık. Dünyada yüz tane gemisi olan tek ülke ABD. Şu anda dört tane petrol arama gemimiz var: Fatih, Yavuz, Kanuni, Abdülhamid. Ama bunların mürettebatı hâlâ yabancı. Ben bir Türk denizcisi olarak içime sindiremiyorum. Kıta sahanlığımızda bu gemiler yabancı personelle çalışıyor. Bu kabul edilemez. Bu konuda daha net, daha kararlı bir duruş sergilemeliyiz.”

“Bu bir ihanettir”
Denizcilik sektöründeki en büyük sorunlardan biri, kabotaj hakkının büyük deniz inşaatlarında uygulanmaması. Mustafa Can, büyük projelerde kullanılan römorkörler ve teknik gemilerin yabancı olmasına sert tepki gösteriyor. “Devlet, bu projelerde Türk bayraklı gemi kullanımı için yıllar öncesinden planlama yapmalı, destek sağlamalı” diyor.
Özellikle stratejik projelerde yabancı gemilerin kullanılması, Can’a göre Atatürk’ün ruhuna aykırı. “Bu bir ihanettir,” ifadelerini kullanan Can, Türkiye’nin kendi deniz araçlarını üretip kullanmasının hem ekonomik hem stratejik açıdan kritik olduğunu vurguluyor.
Türk denizciliğinin gelişmesi için öneriler
Kaptan Mustafa Can, Türkiye’nin denizcilikte dünya ile rekabet edebilmesi için atılması gereken adımları, “Denizcilik eğitim kurumlarının modernize edilmesi, Türk bayraklı gemilere teşvik sağlanması, Kabotaj hakkının denetimle güçlendirilmesi, denizci ailelerine sosyal koruma sunulması, gemi inşa ve bakım tersanelerinin Anadolu’ya yayılması” şeklinde sıraladı.
“Denizcilik, bir ülkenin stratejik sektörü, denizci yetiştiremezsek kara devletine döneriz” diyen Can, tüm bu önlemlerin devlet ve sektör iş birliğiyle hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
“Vergi sisteminde köklü değişiklikler yapılmalı”
Türk denizcilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de vergi sistemi. Mustafa Can, vergi kanunlarının yabancı bayraklı gemilere avantaj sağladığını, Türk firmalarının ise bu durumda rekabet edemediğini söylüyor.
“Döviz üzerinden geliriniz varsa, aradaki kur farkından vergi ödemek zorundasınız. Bu durum Türk denizcilerini caydırıyor” diyen Can, vergi sisteminde köklü değişiklikler yapılması gerektiğini savunuyor. Devletin, yatırım yapan ve istihdam sağlayan işletmelerden doğrudan para almak yerine, işin ve katma değerin vergilendirilmesini benimsemesi gerektiğini belirtiyor.
“Biz özel bir muamele istemiyoruz. Yunanlılar için ne uygulanıyorsa bize de aynısı uygulansın. Bakın, dolar üzerinden geliriniz varsa, bankada tuttuğunuz dövizin değer kazanmasından dolayı yüzde 20 oranında vergi ödemek zorundasınız. Bu inanılmaz bir durum. Adam işini dolarla yapıyor, giderleri de dövizle ama aradaki farktan vergi kesiliyor. Bu durum yabancı bayraklı gemileri cazip kılıyor. Türk firmasıysanız zaten yapamazsınız. Ama yabancı firma iseniz çok daha avantajlısınız.
“Hayal kurun, ama pusulasız yola çıkmayın”
Mustafa Can, denizcilikte liderliğin önemini hayatından anekdotlarla anlatıyor. Bir keresinde fırtınada yolunu kaybettiğinde haritaya değil, gökyüzündeki yıldızlara bakarak yolu bulmuş. Liderlikte karakterin pusula olduğunu söyleyen Can, gençlere şu öğütleri veriyor:
“Hayal kurun, ama pusulasız yola çıkmayın.
“İnattan çok azimli olun.
“Memleketinize bağlı kalın, doğduğunuz köy veya şehri unutmayın.
Gençlerin denizciliğe yaklaşımına da değinen Can, okullarda verilen eğitimin önemine dikkat çekiyor ve denizciliğin yalnızca gemi kaptanlığından ibaret olmadığını; denizcilikte pek çok farklı alan ve kariyer fırsatı olduğunu belirtiyor.

Kaptan Mustafa Can’dan son söz
Denizciliği “dünyanın en büyük okulu” olarak tanımlayan Mustafa Can, gençlere denizlerin önemini ve taşıdığı sorumluluğu unutmamalarını tavsiye ediyor. “Denizci olmak demek, her an karar verebilmek, bilgiyi hızla öğrenmek ve uygulamak demektir” diyor.
Kabotaj Bayramı’nın 100. yılında Mustafa Can, Türkiye’nin denizlerdeki bağımsızlığını korumak için kabotaj hakkının tekrar güçlendirilmesi gerektiğini, gençlerin denizcilik alanında yetiştirilmesi ve sektöre gereken desteğin sağlanmasının ülkenin geleceği için kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
Duvar yazısı.
Gençler; “Hayal kurun, ama pusulasız yola çıkmayın. Denizci olmak demek, her an karar verebilmek, bilgiyi hızla öğrenmek ve uygulamak demektir
Mustafa Can’ın çocuklarının gözünden bir kaptanın hayattaki izi
Denizlerde bıraktığı iz kadar ailesinin hayatında da derin izler bırakan Kaptan Mustafa Can, çocukları Nuri Mert Can ve Ceren Can’ın anlatımıyla; disiplin, sorumluluk, sevgi ve liderlik ekseninde şekillenen bir baba portresiyle anlatılıyor.
Her kaptan denizde farklı izler bırakır. Kimi dalgasıyla, kimi rotasıyla, kimi de güven veren duruşuyla hatırlanır. Kaptan Mustafa Can ise, yalnızca denizlerde değil, ailesinin hayatında da iz bırakan bir kaptan olarak çocuklarının hafızasında yer etmiş durumda.
Oğlu Nuri Mert Can, babasını çoğu zaman “sakin sularda değil, rota tuttururken” gördüğünü belirterek, çocukluğundan itibaren disiplin ve sorumlulukla şekillenen bir büyüme süreci yaşadığını ifade ediyor. Babasının gri alanları sevmediğini dile getiren Can, bu yaklaşımın denizcilikte olduğu kadar hayatta da önemli olduğunu vurguluyor.
Nuri Mert Can, babasının liderlik anlayışını şu sözlerle anlatıyor:
“Babam için sınırlar, baskı kurmak için değil; gemiyi güvenle götürmek içindi. ‘Sonra bakarız’ cümlesi onun defterinde pek yer bulmazdı. Çünkü denizde ‘sonra’, bazen çok geç demektir. Kaptanlık, ses yükseltmek değil; doğru anda doğru kararı alabilmektir.”
Babasıyla ilgili en önemli kazanımının disiplinin sevgiyle birlikte var olabileceğini görmek olduğunu belirten Nuri Mert Can, “Disiplin sevgisizliğin değil, sahiplenmenin başka bir dilidir” sözleriyle bu anlayışı özetliyor.
Kardeşi Ceren Can ise babasının toplum üzerindeki etkisini büyüdükçe fark ettiğini ifade ediyor. Küçük yaşlarda bu etkiyi yalnızca ailelerine özgü sandığını belirten Can, zamanla çevresinden sık sık “Ne kadar şanslısın” sözlerini duyduğunu aktarıyor.
Ceren Can, babasının hayat anlayışını “dalga etkisi” benzetmesiyle anlatıyor:
“Babam hayatta ölümsüz olmanın yolunu dalga etkisiyle bulmuştu. Sakin bir suya atılan taşın yarattığı dalgalar gibi, hayatta iyi iz bırakarak genişlemeyi amaç edinmişti. Hem uyumlu hem aykırı olmanın dengesini bulmuştu.”
Denizden başlayan bu yolculuğun karada da devam ettiğini belirten Ceren Can, babasının kendisine hiçbir başarının doğuştan gelmediğini, emek ve çabayla kazanıldığını öğrettiğini vurguluyor.
Kardeşlerin anlatımında Mustafa Can, kimi zaman yol gösteren bir fener, kimi zaman güven veren bir rota, kimi zaman da sorumluluk bilinci aşılayan bir rehber olarak karşımıza çıkıyor. Nuri Mert Can, babasının “akıntısını” ve açtığı yolu anlatırken, Ceren Can onun “dalgasını” ve yarattığı etkiyi dile getiriyor.
İki farklı bakış açısı, tek bir noktada birleşiyor: Hayata hazırlayan, güvenli seyri öğreten ve ardında kalıcı izler bırakan bir kaptan.
Kardeşler, bugün geriye dönüp baktıklarında, babalarının sert gibi görünen çizgilerinin aslında yol gösterici işaretler olduğunu fark ettiklerini ifade ediyor. Mustafa Can’ın mirası, yalnızca denizlerde değil; yetiştirdiği evlatların duruşunda ve değerlerinde yaşamaya devam ediyor.

