Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr. Özcan Arslan

Türk Kabotajı’nın 100. Yılında Prof. Dr. Özcan Arslan: “Kabotaj, geçmişin

Türk Kabotajı’nın 100. Yılında Prof. Dr. Özcan Arslan: “Kabotaj, geçmişin hatırası değil; geleceğin denizci Türkiye’sinin temelidir”

Bir ülkenin denizle kurduğu ilişki, çoğu zaman yasaların satır aralarında değil, o yasaların nasıl yaşatıldığıyla anlaşılır. Kabotaj Kanunu da böyle bir metindir. Yüz yıl önce kabul edilmiş olması, onu geçmişe ait kılmaz; aksine, bugün hâlâ ne kadar anlaşıldığını ve ne kadar sahiplendiğimizi sorgulatan bir ölçüye dönüştürür.

Türk denizciliği için kabotaj, yalnızca bir hukuki kazanım değil; denizlerde kendi adına hareket edebilme iradesidir. Bu irade, dönemlere göre güçlenmiş, zaman zaman zayıflamış; fakat hiçbir zaman anlamını bütünüyle yitirmemiştir. Bugün Kabotaj Kanunu’nun 100. yılına girerken asıl soru, bu hakkın ne olduğu kadar, neye dönüştürülebildiğidir. Hem denizci kimliği hem de akademik birikimiyle Türk denizciliğine uzun yıllar hizmet etmiş olan Prof. Dr. Özcan Arslan kabotajı bir hatırlatma değil, bir devamlılık meselesi olarak ele alıyor.

Prof. Dr. Özcan Arslan ile İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde başlayan deniz yolculuğunu, kabotaj hakkına bakışını, denizcilik eğitiminin bugününü ve yarınını, kendi ağzından dinledik.

“Denizcilik yolculuğum, eğitimle başladı; sorumlulukla büyüdü”

Prof. Dr. Özcan Arslan, kendisini anlatırken klasik bir özgeçmişten özellikle kaçınıyor. Onun için denizcilik, yalnızca bir meslek değil, bir sorumluluk alanı:

“Denizcilik yolculuğum, İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde aldığım eğitimle başladı ve yıllar içinde akademi ile uygulamayı bir araya getiren bir çizgide ilerledi. Denizcilik emniyeti, risk yönetimi, teknik gemi işletmeciliği ve insan faktörü üzerine yoğunlaştım. Ulusal ve uluslararası düzeyde yürüttüğüm projelerle Türk ve dünya denizciliğine katkı sunmayı temel bir görev olarak gördüm.”

Akademisyen kimliğinin merkezinde ise gençler yer alıyor:

“Öğrencilerime yalnızca bugünün denizciliğini değil, geleceğin denizciliğini öğretmeyi amaçladım. En büyük mutluluğum, iyi öğrenciler yetiştirmiş olmak ve İTÜ Denizcilik Fakültesi’nin hem akademik hem de altyapı olarak ileri gidişinde rol alabilmektir.”

Kabotaj: “Bir mevzuat değil, bir milletin onur beyanıdır”

Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı söz konusu olduğunda Prof. Dr. Arslan’ın tonu netleşiyor. Onun için kabotaj, teknik bir düzenlemenin çok ötesinde:

“Kabotaj hakkı benim için yalnızca bir denizcilik mevzuatı değil; bir milletin kendi denizlerinde egemenliğini, onurunu ve ekonomik bağımsızlığını ilan etmesidir.”

Atatürk’ün bu hakkı hangi vizyonla hayata geçirdiğini ise şöyle özetliyor:

“Mustafa Kemal Atatürk, kabotajı ilan ederken Türk toplumunu denizlerinde yabancılara bağımlı olmaktan kurtarıp; üreten, işleten ve yöneten bir millet seviyesine çıkarmayı hedeflemiştir. Bu sayede Türk denizciliği yalnızca ticari değil, stratejik ve jeopolitik bir güç unsuruna dönüşmüştür.”

Ancak Prof. Dr. Arslan’a göre yüzüncü yılda yalnızca kutlamak yetmez:

“Bugün kabotaj hakkını hukuken kullanıyor olsak da ekonomik, teknolojik ve insan kaynağı açısından eksiklerimiz var. Yerli filonun yetersizliği, liman altyapıları, gençlerin denizciliğe yeterince yönelmemesi hâlâ önemli sorunlardır. Kabotaj hakkının 100. yılında görevimiz; bu kazanımı bilimle, teknolojiyle ve güçlü insan kaynağıyla ileriye taşımaktır.”

“Dünya ticareti denizden dönüyor, biz bütüncül düşünmeliyiz”

Dünya ticaretinin büyük bölümünün deniz yoluyla yapıldığı bir çağda, Türk kabotaj hakkının tam anlamıyla kullanılabilmesi için Prof. Dr. Arslan’ın önerisi net:

“Türk denizciliğinin dünya ticaretindeki payını artırması için bütüncül, sürdürülebilir ve bilim temelli bir yol haritasına ihtiyaç vardır. Güçlü ve yenilenmiş bir deniz filosu, modern limanlar, nitelikli insan kaynağı ve deniz yolunun diğer taşıma modlarıyla entegrasyonu şarttır.”

Ve altını çiziyor:

“Kabotaj hakkı kâğıt üzerinde değil; modern gemiler, donanımlı limanlar, iyi yetişmiş denizciler ve kararlı bir devlet politikasıyla gerçek anlamına kavuşur.”

“Bir gemiyi limana ulaştırmak kadar, bir genci mesleğe hazırlamak da kıymetlidir”

Güverte zabitliğiyle başlayan deniz yolculuğunu, akademiye taşıyan Prof. Dr. Arslan için bazı görevlerin yeri apayrı:

“Denizde ve karada pek çok görev üstlendim. Ama beni en çok heyecanlandıran, genç denizcilerin yetişmesine doğrudan katkı sunduğum akademik ve eğitsel çalışmalar oldu.”

Bu duyguyu şu sözlerle tamamlıyor:

“Bir gemiyi güvenle limana ulaştırmak ne kadar büyük bir başarıysa, bir genci mesleğine güvenle hazırlamak da benim için o derece kıymetlidir. Öğrencilerimin bugün dünya denizlerinde Türk bayrağını temsil ettiğini görmek, tarif edilmez bir mutluluk.”

“Keşke değil, başardık diyebilmek isterim”

Dekanlık dönemine dair soruya ise samimi bir öz değerlendirmeyle yanıt veriyor:

“Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Bunları yapmak için henüz zamanım var, yani henüz ‘keşke’ aşamasına gelmedim. Geleceğin denizcilerini yetiştirmek için gerekli laboratuvar ve teknik altyapıları güçlendirmek; denizciliğin hızlı dönüşümü ile yakın gelecekte hayatımıza girecek uzaktan kontrol edilebilen, otonom hareket edebilen, farklı yakıt ve teknolojilerle çalışan gemilere hazır bir fakülte ve oluşturmak; fakültemizde denizciliğin tanıtacak ve hafıza oluşturacak bir denizcilik müzesi kurmak ve fakülte bünyesinde denizciliğe yön verecek yenilikçi teknolojilerin de geliştirileceği bir Ar-Ge merkezi kurabilmeyi isterim. Görevimi tamamladığımda, ‘keşke’ yerine bu mutluluğu yaşamak isterim.”

“Teori ile pratiği birleştirmeliyiz”

Türkiye’deki denizcilik eğitimini değerlendirirken dengeli bir tablo çiziyor:

“Nicelik arttı ama nitelikte hâlâ yolumuz var. Teori ile pratiği birleştirmeliyiz. Simülatörler, yapay zekâ, sanal gerçeklik, eğitim gemileri ve güçlü staj sistemleri olmazsa olmaz.”

Ve ekliyor:

“Genç zabitleri dünyada aranan personel yapacak anahtar; nitelikli eğitim, kaliteli staj, yabancı dil ve yüksek meslek disiplininin birlikte verilmesidir.”

“Görevlerini bir makam değil, hizmet alanı olarak görmeleriydi”

Prof. Dr. Arslan, hayatında iz bırakan kişileri sayarken ortak bir noktaya dikkat çekiyor:

“İlkokul öğretmenim Sevim Ünsal’dan, lise öğretmenlerimden, Mustafa Kemal Atatürk’ten, Vali Recep Yazıcıoğlu’ndan ve meslekte birlikte çalıştığım kaptanlardan çok şey öğrendim. Çocukluğumda memleketim olan Tokat’ta valilik yapmış, oturduğu koltuğu hizmet aracı olarak gören Vali Recep Yazıcıoğlu; mütevaziliği, kibarlığı ve üretme azmi ile M. Rahmi Koç, mesleki hayatımda birlikte çalıştığım bazı kaptanlarım hayatıma örnek olmuş değerli kişilerdir. Bu kişilerin ortak özellikleri ise memleketlerine olan sevgileri, çalışkanlıkları ve mütevazilikleridir. Akademik hayatta da çok değerli hocalar ile karşılaştım ve hocalarımdan bilginin paylaşılmadan değer kazanmayacağını öğrendim.”

Gençlere mesaj: “Popüler olana değil, doğru olana yönelin”

Gençlere verdiği mesaj kısa ama çok net:

“Meslek seçiminde popülerliğe değil, karakterinize uygun olana yönelin. Disiplin, sabır ve sürekli öğrenme olmadan başarı gelmez. Atatürk’ün işaret ettiği gibi, aklın ve bilimin rehberliğinde yürüyen gençler bu ülkenin geleceğini aydınlatır.”

“Denizcilik bir memleket meselesidir”

Söyleşinin sonunda Prof. Dr. Özcan Arslan’ın cümleleri, Kabotaj’ın 100. yılına not düşüyor:

“Denizcilik sadece bir meslek değil, bir kültür ve bir memleket meselesidir. Yetiştirdiğimiz her genç, Türkiye’nin denizlerdeki yarınını inşa ediyor. En büyük temennim, bayrağımızın dünya denizlerinde daima güvenle ve onurla dalgalanmasıdır.”

Duvar Yazısı: Denizcilik sadece bir meslek değil, bir kültür ve bir memleket meselesidir.

Kaptan Koray Karagöz’ün gözünden Prof. Dr. Özcan Arslan

Türk denizcilik eğitimi içinde hem akademik çalışmaları hem de kurumsal liderliği ile öne çıkan isimlerden biri olan Prof. Dr. Özcan Arslan, yetiştirdiği öğrenciler, fakülteye kazandırdığı projeler ve denizcilik camiasıyla kurduğu güçlü bağlarla dikkat çekiyor.

İTÜ Denizcilik Fakültesi (YDO) Sosyal Yardımlaşma Vakfı Başkanı Kaptan Koray Karagöz, Prof. Dr. Özcan Arslan’ı hem meslek hayatının farklı dönemlerinde tanımış hem de çeşitli çalışmalarda birlikte görev yapmış bir isim olarak onunla ilgili düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor:

“Özcan hocam, aynı zamanlarda birlikte okuduğumuz, okulumuzun havasını birlikte soluduğumuz; aynı anda çalışma şansına erişemesek de aynı gemide birbirimizi değiştirdiğimiz meslektaşımdır. M/T Chemprincess gemisinde birbirimizi değiştirmiştik, benim son zabitliğim, onun da ilk zabitliği idi. Ayrıca yine okulumuzda yüksek lisans yaptığım sırada hocam oldu.”

“LİDERLİĞİ HEM TAKDİR EDİLESİ HEM DE UNUTULMAZDIR”

Karagöz, yıllar içinde farklı alanlarda yollarının kesiştiğini ve özellikle sivil toplum çalışmaları sırasında birlikte üretme fırsatı bulduklarını belirtiyor:

“Kendisiyle STK’larda aldığım görevler nedeni ile birçok kez birlikte çalışma fırsatımız da oldu. Özcan hocam, okul mezunu bir dekanımız olması sebebi ile gurur duyduğum ve başarıları ile de övündüğüm, çok uyumlu çalıştığım, birçok projede birlikte yer aldığım bir meslektaşım ve çok başarılı bir akademisyendir. Okulumuzun dekanı olduktan sonra yaptığı çalışmalar ortada ve gerçekten takdire şayan. Uzun yıllar fakültemizde çeşitli görevlerde bulunmuş olması sayesinde eksikleri çok iyi tespit etti; dekan olduktan sonra yılmadan, programlı ve akademik analiz yeteneğiyle sorunların üzerine doğrudan giderek, çözüm odaklı ve proaktif bir yönetim sergiledi. Görev süresince ortaya koyduğu kalıcı eserler ve liderliği hem takdir edilesi hem de unutulmazdır.”

Karagöz’e göre Özcan Arslan’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri de öğrencilerle kurduğu güçlü ve samimi bağ:

“Bunun dışında birçok kez şahit olduğum üzere öğrenci kardeşlerimize karşı her zaman pozitif ve yapıcı bir yaklaşım sergilemesi; öğrenciler arasında hem saygı hem de sevgi görmesi ve onlara hem ağabeylik hem de hocalık yapması, benim en çok takdir ettiğim özelliklerinden biri olmuştur.”

Fakültenin fiziksel ve akademik gelişiminde de Özcan Arslan’ın önemli katkıları olduğunu belirten Karagöz, özellikle öğrencilerin bu imkânlardan aktif şekilde yararlanmasını sağlayan yaklaşımına dikkat çekiyor:

“Öğrencilerin kalbine dokunabilmesinin, onların isteklerini dinlemesinin ve bu doğrultuda yapıcı kararlar almasının, görev süresince yaptırdığı binalar kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Binaları sadece görsel anlamda değil, 24 saat boyunca öğrenci kardeşlerimizin yararlanabileceği bir merkez haline getirmek için gerekli organizasyonları yapması da çok değerli. Ayrıca, en son 5 akademisyenimizin yurtdışı eğitimi konusunda bize rehberlik etmiştir.”

“Kendisine, şahsım ve camiamız adına şükranlarımızı gururla iletmekten büyük bir mutluluk duyuyorum ve başarılarının devamını diliyorum. Onun başarısı camiamızın ve okulumuzun başarısı çünkü.”