Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Osman Atasoy

Kabotajın 100. yılında Osman Atasoy’un tanıklığı “Denizciliği kuşun kanatları gibi

Kabotajın 100. yılında Osman Atasoy’un tanıklığı

“Denizciliği kuşun kanatları gibi görün”

Denizcilik, çoğu zaman rotalar ve limanlarla anlatılır; oysa bu hikâyenin derinliği, insanın doğayla ve kendisiyle kurduğu ilişkide saklıdır. Türkiye’nin 1926 yılında ilan ettiği Kabotaj Kanunu, denizlerdeki bağımsızlığın yalnızca bir mevzuat değil; bir gelecek vizyonu ve stratejik aklın somut hâli olduğunu gösterir. Kabotajın 100. yılı, geçmişi hatırlamak kadar, denizcilik politikalarını ve insan kaynağı vizyonunu yeniden düşünme fırsatıdır.

Bu eşikte söz alan isimlerden biri Osman Atasoy; denizi bir meslek değil, hayat biçimi olarak yaşayan ve her adımını deneyimle şekillendiren bir denizcidir. Onun hikâyesi, haritalardan değil, ufuktan; teoriden değil, doğrudan deneyimden beslenen bir denizcilik anlayışını yansıtıyor.

“UZAKLAR YELKENLİSİYLE YOLA ÇIKTIK”

“1957 yılında İstanbul’da doğdum. Küçük yaştan itibaren denize ilgi duydum. Fenerbahçe ve Galatasaray kulüplerinde lisanslı kürek ve yelken sporcusu oldum. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdim. Zuhâl Atasoy ile yapacağım dünya seyahati için 1992 yılında Sığacık limanından Uzaklar yelkenlisiyle yola çıktık. Bu seyahati 1995 yılında Yeni Zelanda’da doğan kızımız Deniz ile üç kişi olarak 1997 yılında tamamladık. Seyahat dönüşünde 8,5 metre boyundaki teknemiz Uzaklar’ı Beşiktaş Deniz Müzesi’nde sergilenmek üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na hibe ettik.”

Osman Atasoy’un deniz serüveni burada bitmedi. 2002 yılında Tuzla’da inşa ettiği 14 metre boyundaki “Uzaklar II” ile yeni bir yolculuk başladı. 2008 yılında Marmaris’ten yola çıkan Atasoy, dünyanın en zorlu sularına açıldı:

“Önce Güney Okyanusu’nun meşhur Horn Burnu’nu geçtik. Daha sonra Antarktika’ya gittik. İki aya yakın bu kıtada kaldık. Uzaklar II ve biz Antarktika’ya giden ilk Türk teknesi ve denizcileri olduk. 2012 yılında Türkiye’ye döndük. Döner dönmez Antarktika’da bir Türk bilim üssü açılması için bir kampanya başlattık. İki yıllık hummalı bir çalışmadan sonra bu fikri devlete kabul ettirdik.”

“TAM BAĞIMSIZLIK’ İLKESİNİN DENİZE YANSIMIŞ HALİ”

Osman Atasoy’a göre Kabotaj Kanunu, yalnızca bir hukuki düzenleme değil, doğrudan bir bağımsızlık manifestosudur:

“Kabotaj kanunu bence Atatürk’ün ‘Tam Bağımsızlık’ ilkesinin denize yansımış halidir. Bu kanun sayesinde kendi sularımızdaki yabancı hâkimiyetini kaldırarak, adeta denizlerdeki özgürlüğümüzü ilan etmiş olduk. Bugün dünya denizlerinde dolaşan devasa bir Türk ticaret filosuna sahip olmamızın temelinde bu kanun yattığını düşünüyorum.”

“KUŞUN ÖZGÜRCE UÇABİLMESİ İÇİN KANATLARININ SAĞLIKLI OLMASI GEREKİR”

Atasoy, Türk denizciliğinin iki yönüne dikkat çekiyor: profesyonel ve amatör denizcilik. Ona göre her ikisi de bir ülkenin denizcilik kültürü için hayati öneme sahip:

“Profesyonel denizciler için deniz, üzerinde gemilerini yüzdürdükleri, ticari kazanç sağladıkları, askeri manevralar yaptıkları bir alandır. Denizle ilişkileri genellikle kar-zarar temelinde ve vatan savunması için faaliyet icra etmek yönünde yürür. Ancak maddi kazanç ve savunma dürtüsü gemi sayısının artmasını, yeni rotaların açılmasını, çok sayıda denizcinin gemilerde çalışmasını, karasularımızda güvenli seyir yapılmasını ve bazen de amatör denizciliğin desteklenmesini sağlamaktadır.”

Amatör denizcilerde durumun farklı olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor:

“Amatör denince akla acemilik gelebilir. Ancak bu kelime ‘amor’ yani sevgi ekinden türetilmiştir ve bir işi severek yapan anlamına gelir. Amatör denizciler denizle iç içe yaşarlar, deniz üzerinden para kazanmazlar. Onlara denizin doğal uzantılarıdır demek yanlış olmaz. Bir ülkenin denizciliğinin gelişmesinde katkıları büyüktür. Ancak devlet bürokrasi hâlâ onları zevk için denizde dolaşan tuzu kuru insanlar olarak göme eğilimindedir! Yüksek vergilerle, denize açılmalarını kısıtlayan yasalarla önlerini kesmekte mahsur görmez. Denizciliği bir kuşa benzetirsek, bu iki grup kuşun iki kanadını temsil eder. Kuşun özgürce uçabilmesi için kanatlarının sağlıklı olması gerekir. (bu kısmı özellikle değiştirmemizi istememiş..)

“DENİZ BİRLİKTE YAŞANACAK BİR DOST”

Daha denizci bir ülke olmak için atılacak adımları ise şöyle sıralıyor:

“Uzaklara gitmeyi kafasına koymuş genç denizciye, denize bir büyüğüne olduğu gibi sevgi ve saygı göstermesini tavsiye ederim. Denizi aşılacak bir engel değil, birlikte yaşanacak bir dost olarak görmelidir. Eğer uzun bir seyrin daha başında varacağı yeri düşünüyorsa, bilsin ki deniz hayatı ona göre değildir. Daha denizci bir ülke olmak için neleri yapmamızı güncel bir olayla cevaplamak isterim. 2026 yılı Ekim ayında dünya çevresinde yapılacak, son derece zorlu ve o kadar da itibarlı bir yarışın startı verilecek. İlki 1968 yılında yapılan ‘Altın Küre Yat Yarışı’ adlı bu yarışta yarışçılar dünya çevresinde hiç durmadan ve yardım almaksızın tek başlarına seyir yapacaklar. Yarış kuralları gereği teknelerin 1968’in seyir ve navigasyon ekipmanlarıyla donatılmış olması gerekiyor. Bitirmenin bile büyük başarı sayıldığı bu yarışa ilk defa iki Türk denizcisi, kendi tekneleriyle katılıyor. Selim Yalçın ve Erden Eruç.”

Güncel bir örnek üzerinden sistemsel eksikliklere de dikkat çekiyor:

“Selim Yalçın sadece yarış süresince Türk bayrağı çekmesi yönündeki teklifine yetkililerden olumlu yanıt alamadı. Şimdi iki Türk denizcisi yabancı bayrak altında yarışacaklar. Her teknenin milliyeti, kıç gönderinde taşıdığı bayrakla anılır. Bu, denizcilikte sancak göstermek demektir.”

“KARADA ATATÜRK NEYSE DENİZDE SADUN BORO ODUR”

Osman Atasoy, Türk amatör denizciliğinin sivil amirali merhum Sadun Boro hakkında ise şunları söylüyor:

“Sadun Boro’nun hemen her denizcide olduğu gibi, benim hayatımda da önemli yeri vardır. Biz kendimizi Barbaros’un torunları olduğu kadar, Sadun Boro’nun çocukları olarak da tanımlarız. Sadun Ağabey ile ortak çok anım var. Fakat burada, bir yabancı denizcinin anısını naklederek onu yad etmek isterim. Dünya seyahatinde tanıştığımız bir İsveçli denizciyle iyi ahbap olmuştuk. Sadun Ağabey Amerika seyahatinde Kısmet’le Karayiplerde demirlediğinde onunla tanışmış. Yıllar sonra teknesiyle Türkiye’ye gittiğinde, demirlediği ıssız bir koyda yanına bir balıkçı teknesi gelmiş. Balıkçıyla konuşurken ona, “Sadun Boro’yu tanır mısın,” diye sormuş. Balıkçı düşünmeden cevap vermiş. “Tabii ki tanırım, karada Atatürk neyse denizde Sadun Boro odur!”

“ÇOK KUVVETLİ BİR FIRTINAYA TUTULDUK”

Osman Atasoy, Türk denizciliğine sadece yelkenleriyle değil, deneyimleri ve vizyonuyla da ufuk açtı. Uzaklara ve Uzaklar II ile yaptığı dünya seyahatleri, denizcilik adına birer rota çizerken, genç denizcilere ilham veren anılarla dolu. Atasoy, deneyimlerini kendi sözleriyle şöyle aktarıyor:

“Dünya seyahatinde Atlantik Okyanusu’nu aşmış Panama’ya doğru gidiyorduk. Karayip Denizi’nde seyrederken çok kuvvetli bir fırtınaya tutulduk. Fırtınanın ikinci gününde boşta dönen motor şaftı kopup suyun içinde arkaya doğru kayarak dümeni kilitledi. Şaft yatağından içeri sular girmeye başladı. Kontrolsüz kalan tekne, o zamanlar uyuşturucu kaçakçılarının teknelere el koyduğu Kolombiya sahillerine doğru sürüklenmeye başladı. Kıçtan deniz demiri atarak tekneyi yavaşlatmaya çalıştık. O sırada mucizevi bir şekilde karaya ışınlansaydım, benzer deneyimleri yaşayan birçok denizci gibi ben de bir daha denize adımımı atmazdım. Bin bir badirenin ardından günler sonra Panamaya vardık. Cristobal limanının açığında demirlemiş çok sayıda teknenin arasından yelkenle geçerek boş bir yere demirledik.”

Atasoy, seyir sonrasında yaşadığı küçük ama unutulmaz karşılaşmayı da şöyle anlatıyor:

“Tekneyi neta ettikten sonra havuzlukta dinlenirken iki kişinin botla geldiğini gördüm. Yaklaşıp Uzaklar’a aborda oldular. Ellerindeki sepette ekmek ve taze meyve sebze vardı. O dönemde uzun yol denizcileri yoldan gelenleri böyle karşılardı. Orta yaşlı Amerikalı çifti havuzluğa davet ettik. Biraz hoşbeşten sonra kadın olan, ‘Sizi tebrik etmek istiyoruz,’ deyince şaşırdım. O devam etti, ‘Panama Kanalı’ndan geçmek için bir haftadır burada sıra bekliyoruz. Bu süre içinde çok sayıda teknenin gelip gittiğine şahit olduk. Hepsi motorla geldiler. İlk defa yelkenle gelip, manevra yaparak demirleyen siz oldunuz. Sizin gibi gerçek denizciler artık kalmadı!’ Motorumuzu kullanabilseydik biz de onlar gibi yapardık diyecekken sustum. Onları hayal kırıklığına uğratmak istemedim.”

Atasoy, denizciliğin gençler için sunduğu yaşam derslerini de şöyle özetliyor:

“Gene yeni bir kitap üzerinde çalışıyorum. Denize, denizciliğe hevesli gençlere, denizci kimliğim üzerinden naçizane bir tavsiyede bulunabilirim. Bu tavsiye aslında hayatın her alanındaki kişilere uyarlanabilir. Denize gönül vermiş gençler, denizi kendilerini kanıtlayacakları, başkalarından daha üstün, daha başarılı olduklarını gösterecekleri bir alan olarak görmesinler. Orada yaşadıklarını çok da önemsemesinler. Neticede her şey gibi, deniz ve orada yaşananlar da geçicidir. Dışarıya değil, kendilerine dönsünler. Kim olduklarını sorgulasınlar. Hayatın amacı kendini bilmektir. Deniz bunu gerçekleştirmek için uygun bir ortamdır.”

Kabotajın 100. yılında Osman Atasoy’un tanıklığı, denizciliğin yalnızca geçmişin bir başarı hikâyesi olmadığını; akıl, cesaret, planlama ve insan odaklı yaklaşım ile geleceği de şekillendirebilecek bir alan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Eşi ve yol arkadaşı Denizci Sibel Karasu’nun Bakış Açısıyla Osman Atasoy

“Bir milletin gelişmesini ve büyümesini sağlayan en önemli güçlerden biri, ufkun ötesini görebilme cesaretidir diye düşünüyorum. Bunu en güçlü şekilde ortaya koyan liderlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk, Kabotaj Kanunu ile denizlerde bağımsızlığın ve var olmanın yolunu açtı. Deniz ve denizcilik yalnızca ekonomik faaliyet gösterilecek bir alan değil, aynı zamanda hayal kurabilen, cesaret edebilen ve sınırları zorlayan, idealist düşünenlerin alanıdır. Sevgili ağabeyimiz Sadun Boro’nun açtığı bu yolda ilerleyen, dünya denizlerinde bayrağımızı gururla dalgalandıran birçok denizcilerimiz var. Osman Atasoy ise gerçekleştirdiği seyahatler ve kaleme aldığı eserlerle, denizciliğinin ötesinde hayal kurmanın, cesaret etmenin ve asla vazgeçmemenin ne anlama geldiğini bizlere gösteriyor. 4 yıl süren Antarktika yolculuğunda hayallerimizin ötesine geçerek Türkiye adına bir ilki gerçekleştirmiştik. Bu yolculuk, yalnızca bir keşif olmakla kalmadı, aynı zamanda gençlerimizin Antarktika’da bilimsel çalışmalar yapabilmesi ve bir Türk bilim üssünün kurulabilmesine de öncülük etti. Seyahatimizin sonrasında iki yıl Antaktika’da Türk Bilim Üssü kurulması için çalışmalarımız devam etti. 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 100. yılını kutluyor olmamız çok değerli, bunun yanında benim için de çok önemli bir gün, yarım asırlık hayat yolculuğumu geride bıraktığım doğum günüm. Oğlumuz Can ile birlikte bu özel günde, denizlere gönül vermiş tüm denizcilerimizin bayramını kutluyoruz. Çocuklarımıza, gençlerimize deniz sevgisi tutkusunu anlatan bireyler olalım.”