Türk denizcilik eğitiminin o köklü, tavizsiz ve usta-çırak ilişkisine dayanan asil geleneğinde, bilgiyi sadece kitapların kuru sayfalarından değil, denizin bizzat hırçın doğasından ve acımasız tecrübelerinden süzerek genç beyinlere aktaran en büyük “eğitmen-kaptan”lardan biridir.
Mümtaz Diker. Denizcilik, onun lügatinde asla sadece okul sıralarında ezberlenecek teknik bir formül veya mesleki eğitim değildi; aksine, zorlu bir hayat terbiyesi, çelikten bir karakter inşası ve okyanusların insafsızlığına karşı verilen sonsuz bir liyakat sınavıydı.
Mümtaz Diker de bu kutsal terbiyeyi binlerce genç zabitin zihnine, kalbine ve ruhuna ilmek ilmek işleyen müstesna bir ilim hocasıydı. Yüksek Denizcilik Okulu’nun (YDO) rüzgâr alan o efsanevi koridorlarında, bir öğrencinin gözlerinin içine baktığında onun gerçek bir denizci olup olamayacağını, fırtınada dümen tutup tutamayacağını anlayan o derin bakışları; bugün hâlâ okyanuslarda devasa gemiler yürüten pek çok kaptanın hatıralarında yaşamaktadır.
O, sadece kara tahta başında seyir hesapları anlatan bir akademisyen değil; dev dalgalara karşı nasıl dimdik durulacağını, bir geminin sadece makineyle değil akılla nasıl sevk edileceğini ve en önemlisi denizin kudreti karşısında insanın nasıl vakur kalacağını öğreten eşsiz bir akıl hocasıydı. Diker’in muazzam eğitim anlayışı, denizin değişken doğasıyla sınıfların teorik sessizliğini kusursuzca birleştiren dinamik bir felsefeye dayanıyordu.
Öğrencilerine şefkatli ama sert bir sesle, “Unutmayın evlatlar, deniz sizin yegâne evinizdir, gemi ise o evin çatısı; çatınız sağlamsa, zihniniz uyanıksa fırtınada barınırsınız” derdi. Onun rahleyi tedrisinde sadece küresel seyir veya makine termodinamiği değil; sarsılmaz bir meslek ahlakı, köklü bir denizci nezaketi ve bir kaptanın omuzlarında taşıması gereken o ağır sorumluluk duygusu da en az hidrodinamik hesaplar kadar büyük bir ciddiyetle öğretilirdi. Bir zabit adayının denizde hata yapmasına asla göz yummaz; ancak o hatanın kök nedenini bulması için onu saatlerce harita masasında düşünmeye, hesap yapmaya teşvik ederdi. Mümtaz Diker, denizciliğin basit bir geçim kapısı değil, ömür boyu sürecek onurlu bir yaşam biçimi olduğunun en büyük savunucusuydu.
Türkiye’nin sivil deniz ticaret filosunun dünya standartlarına ulaşmasında, şanlı bayrağımızın uluslararası sularda hak ettiği saygıyı görmesinde onun eğittiği nesillerin payı kelimelerle ölçülemeyecek kadar büyüktür. Öğrencileri bugün dünyanın en zorlu rotalarında, en tehlikeli boğazlarında gemilerini selametle yürütürken, aslında köprüüstünde Mümtaz Hoca’nın o disiplinli, vakur ve bilge ruhunu bir fener gibi taşımaktadırlar. Kabotaj’ın yüzüncü yılında, denizciliğimizin o en saf, en dürüst halini geleceğe taşıyan bu ulu usta, sularımızda seyreden her geminin köprüüstündeki ebedi kılavuzudur.
