Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Levent Akson

Levent Akson: “Kabotaj Cumhuriyet’in denizlerdeki sessiz ama kararlı devrimi” Günümüzde

Levent Akson: “Kabotaj Cumhuriyet’in denizlerdeki sessiz ama kararlı devrimi”

Günümüzde denizcilik; yalnızca rotalar, gemiler ve limanlardan ibaret bir iş sahası olmanın ötesine geçerek disiplin, sorumluluk ve karakterin sınandığı bir yaşam biçimine dönüşmüştür. İşte bu yüzden denizi sadece bir geçim kaynağı olarak görenlerin aksine, onu bir hayat duruşu olarak benimseyenler için bu meslek çok daha farklı bir anlam taşır. Uzak yol kaptanı ve deniz işletmeciliği uzmanı Levent Akson’un hayatı da tam olarak bu çizgide şekilleniyor.

Cumhuriyet’in denizlerdeki egemenlik iradesinin en somut göstergelerinden biri olan Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Akson, yalnızca kişisel yolculuğunu anlatmakla kalmıyor; Türk denizciliğinin tarihsel kırılma anlarını, bugün karşı karşıya olduğu yapısal sorunları ve geleceğe dair kritik eşikleri de geniş bir perspektifle ele alıyor.

ANKARA’DAN DENİZLERE UZANAN BİR TESADÜF, BİR KARAR

1952 yılında Ankara’da, memur bir baba ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Levent Akson, hayatının yönünü belirleyen tercihi “bilinçli bir hayalden çok güçlü bir tesadüf” olarak anlatıyor:

“İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. Denizcilik benim çocukluk hayalim değildi. En yakın arkadaşımın ısrarıyla İstanbul Yüksek Denizcilik Okulu’na girdim. Bugün dönüp baktığımda, hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu net şekilde söyleyebilirim.”

1973 yılında Yüksek Denizcilik Okulu Güverte Bölümü’nden mezun olan Akson, o yıllardaki eğitimi yalnızca akademik değil, aynı zamanda bir karakter inşası olarak tanımlıyor:

“İstanbul Boğazı kıyısında yatılı, disiplinli ve son derece nitelikli bir eğitim alıyorduk. Sınıflar küçüktü; 16 kişilik bir sınıfta kurulan bağ, arkadaşlığın ötesinde bir kardeşlikti. Hocalarımızın tamamı yurt dışında eğitim almış, son derece donanımlı insanlardı. Başarısız olmanız neredeyse mümkün değildi. Ama asıl önemli olan, Cumhuriyet ilke ve devrimlerine bağlı, duruşu olan bireyler yetiştirilmesiydi.”

“DENİZDE GEÇEN YILLAR HAYATI ÖĞRETİR”

Meslek hayatına devlet şirketi DB Deniz Nakliyat’ta başlayan Akson, yaklaşık sekiz yıl denizde görev yaptıktan sonra uzak yol kaptanlığına uzanan bir kariyer inşa etti:

“Denizde geçen yıllar insana sadece meslek öğretmez; hayatı öğretir. Sekiz yılın ardından kariyerime karada devam etme kararı aldım.”

Özel sektörde altı yıl yöneticilik yaptıktan sonra kendi şirketini kuran Akson, iş hayatındaki başarısını toplumsal faydaya dönüştürmeyi ise ayrı bir sorumluluk olarak görüyor:

“İş hayatında başarıyı yakalayıp maddi imkânlara kavuştuğumda, ilk hedefim okuluma ve mesleğime olan manevi borcumu ödemek oldu. Bu yoldaki ilk adımım, yurt dışına akademisyen adayları göndermekti.”

Ancak onun için en anlamlı adım, Kaptan Gündüz Aybay ile birlikte kurduğu vakıf oluyor:

“Beni en çok heyecanlandıran ve topluma gerçek değer kattığına inandığım görev; değerli ağabeyim, meslektaşım, hocam ve hukukçu Kaptan Gündüz Aybay ile birlikte İTÜ Denizcilik Fakültesi (YDO) Mezunları Sosyal Yardım Vakfı’nı kurmak oldu. Bu fikri kendisine açtığımda büyük bir heyecan duydu ve vakıf senedini birlikte hazırlamamızı teklif etti.”

“BUNUN ONURU BANA ÖMRÜM BOYUNCA YETER”

Titiz bir çalışmanın ardından 1995 yılında kurulan vakıf bugün önemli bir sosyal dayanışma modeline dönüşmüş durumda:

“Bugün itibarıyla 304 öğrencimize burs sağlıyor, 86 ailemize maddi destek veriyor, akademisyenlerimize yurt dışı eğitim imkânı sunuyoruz. Yurdumuzda barındırdığımız yüzlerce öğrenciyle birlikte, sadece ülkemizin değil dünyanın en büyük sosyal yardım yapılarından birini oluşturduğumuzu düşünüyorum. Bunun onuru bana ömrüm boyunca yeter.”

Akson’un hayatındaki en büyük gurur kaynaklarından biri olan bu vakıf, bugün yüzlerce öğrencinin eğitimine dokunan, akademik gelişimi destekleyen ve ihtiyaç sahibi ailelere ulaşan güçlü bir dayanışma ağına dönüşmüş durumda.

 “DENİZCİLİK, GERÇEKLİKLE YÜZLEŞMEKTİR”

Akson’a göre denizcilik, romantize edilecek bir alan değil; disiplin, sorumluluk ve gerçekliktir:

“Denizcilik hata kaldırmaz. Bu yüzden denizden gelen insan, hayatın her alanında farklı bir bakış açısına sahiptir.”

Gençlere verdiği mesaj ise net ve yalın:

“Cumhuriyet ilke ve devrimlerine bağlı olsunlar, çok iyi eğitim alsınlar ve yaptıkları işi en iyi şekilde yapmaya çalışsınlar. Başarı ve fark, bu disiplinle gelir.”

KABOTAJ: BİR EKONOMİ DEĞİL, BİR EGEMENLİK MESELESİ

Akson’un değerlendirmelerinde en dikkat çeken başlıklardan biri kabotaj ve denizcilik politikaları. Tarihi bir perspektifle konuşan Akson, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kritik bir kararı şöyle anlatıyor:

“Lozan’dan sonra elimizde güçlü bir filo yoktu. Mübadele sürecinde taşımacılık ihalesi yabancı bir şirkete verilmişti. Ancak Türk armatörler devreye girerek bu işin Türk gemileriyle yapılmasını önerdi. Dönemin Mübadele ve İskân Bakanı Mustafa Necati Bey bu teklifi kabul ederek ihaleyi iptal etti. Bu karar, Türk denizciliğinin temelini atan en önemli adımlardan biridir.”

1923-1930 yılları arasında milyonlarca insanın Türk armatörler tarafından taşındığını hatırlatan Akson, bu sürecin yalnızca bir lojistik operasyon değil, aynı zamanda güçlü bir milli hamle olduğunu vurguluyor.

“YABANCI HÂKİMİYET SÖZ KONUSU”

Akson’a göre günümüzde en büyük sorun, kabotaj hakkının yeterince korunamaması:

“Offshore faaliyetlerinde kullanılan gemilerin büyük bölümü yabancı işletmelerin kontrolünde. LNG gemileri, sondaj gemileri… Planlamadan işletmeye kadar pek çok süreçte yabancı hâkimiyeti söz konusu.”

Bu durumu önemli bir eksiklik olarak değerlendiren Akson, çözümün ortak akıldan geçtiğini belirtiyor:

“Devlet, üniversiteler, Deniz Ticaret Odası ve sivil toplum kuruluşları birlikte hareket etmeli. Denizcilik Ankara’dan yönetilecek bir alan değil; sahayla iç içe olunması gerekir.”

Ayrıca Türk Boğazları ve büyük altyapı projelerinde yaşanan kabotaj ihlallerine dikkat çekerek, konunun milli bir refleksle ele alınması gerektiğini vurguluyor:

“21. yüzyıla kadar devlet, denizcisine bu kadar uzak olmamıştı.”

“DENİZCİLİK KÜRESEL REKABETİN MERKEZİNDE”

Akson, yalnızca geçmişi değil geleceği de analiz eden bir isim. LNG, alternatif yakıtlar, karbon emisyonu düzenlemeleri ve Arktik rotalar gibi başlıkların denizciliğin yeni yönünü belirlediğini ifade ediyor:

“Bu alanlar sadece ticari değil, aynı zamanda stratejik konular. Denizcilik artık küresel rekabetin merkezinde.”

HAYATA DAİR BİR DURUŞ MESELESİ

Levent Akson’un hikâyesi, bir meslek anlatısından çok daha fazlası. Onun anlatımında denizcilik; aidiyet, sorumluluk ve Cumhuriyet bilinciyle iç içe geçmiş bir yaşam biçimi.

Ve sözlerini, meslektaşlarına gönderdiği selamla tamamlıyor:

“Kafası şapka, boynu kravat tutmayan tüm denizci kardeşlerimi gönülden selamlıyorum.”

Kabotajın 100. yılında Levent Akson’un anlattıkları, denizciliğin yalnızca denizde yapılan bir iş olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Bu alan, aynı zamanda bir ülkenin bağımsızlık, vizyon ve gelecek meselesidir.

Gazeteci Gökhan Karakaş’ın Bakış Açısıyla Levent Akson

Hayat akıp giderken herkesin sığındığı bir limanı vardır. Güven veren, sözlerine itibar edilen, yanında bulunmaktan huzur duyulan insan hazineleri de fırtınalı dünyada insanın yolunu kaybetmesini engelleyen sarsılmaz birer deniz feneridir. Kaptan Levent Akson; sadece bir denizci veya bir duayen değil, aynı zamanda dostluğun ve vefanın yaşayan bir kalesidir. Onun denizciliğine ve yaşam kültürünün sağlamlığına her an tanık olmak mümkündür. Genç denizcilere pusula, dostlarına liman, mesleğine ise ömürlük bir sevda ile bağlıdır. Tıpkı bir geminin emniyetle yanaştığı limanlar gibi Levent Kaptan da aynı zamanda bir kimlik, bir duruş temsilcisidir. Sözlerinin itibar görmesi, sadece makamlarından değil, hayat boyu biriktirdikleri doğruluktan ve “denizci disiplini” gibi sarsılmaz bir karakterden gelir. Böyle insan hazinelerinin yanında bulunmak, insana sadece huzur vermez; aynı zamanda geçmişin mirasını geleceğe nasıl taşıyacağına dair sessiz ama derin bir ders verir. Onlar, akıp giden zamanın içinde “insan kalabilmenin” ve bir ekolü onurla yaşatmanın en somut örnekleridir. Onun yanında geçen her dakika, sadece sektörel bir tecrübe paylaşımı değil; aynı zamanda Cumhuriyet değerlerine, emeğe ve insan onuruna dair derin bir derstir. Kaderine terk edilen Kartal İstimbot’un bulunduğu günlerde başlayan dostluğumuz, Kartal istimbotla birlikte benim de kaderimi değiştirmişti. Onun verdiği güçle pekişen kalemim, Levent ağabeyimin her zor anımda sırtımı dayadığım bir ilham kaynağına dönüştürdü. Sözün özü, denizlerin bilgeliğini karaya taşıyan bir köprü ve her zaman “insan” kalabilmenin örneğidir Levent Akson. Akıp giden zamanın içinde, herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken, Levent Kaptan’ın sakin ama kararlı duruşu bize rotayı hatırlatır: Vefa, disiplin ve sönmeyen bir memleket sevgisi. Levent Akson, denizlerin sadece dalgalardan ibaret olmadığını, asıl denizin o dalgalara göğüs geren karakterli insanlarda yaşadığını kanıtlayan eşsiz bir değerdir.