Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İhsan Karavelioğlu

İhsan Karavelioğlu: Denizcilikte büyümenin yolu güçlü bir milli stratejiden geçer

İhsan Karavelioğlu: Denizcilikte büyümenin yolu güçlü bir milli stratejiden geçer

Türk denizcilik sektörünün köklü ailelerinden birinin temsilcisi olan İhsan Karavelioğlu, denizciliği yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; milli egemenliğin, aile mirasının ve toplumsal sorumluluğun bir parçası olarak görüyor. Kökleri İnebolu ve Bozkurt’un denizcilik kültürüne dayanan Karavelioğlu ailesinin üçüncü kuşak temsilcilerinden olan Karavelioğlu, yüzyılı aşan denizcilik serüvenini bugün de aynı anlayışla sürdürmeye devam ediyor.

Ailesinin 1916 yılında başlayan denizcilik faaliyetlerinden günümüz Türk denizciliğine, Kabotaj Kanunu’nun anlamından Kurtuluş Savaşı yıllarında İnebolu’nun üstlendiği tarihi role kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Karavelioğlu, denizcilikte başarının temelinde güven, itibar ve uzun vadeli bakış açısının bulunduğunu söylüyor.

Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı kapsamında gerçekleştirdiğimiz söyleşide İhsan Karavelioğlu; aile tarihini, denizcilik anlayışını, Türk kosterciliğinin geleceğini ve gençlere yönelik tavsiyelerini samimi bir şekilde anlattı.

“DENİZCİLİK BİZİM AİLEMİZ İÇİN BİR HAYAT BİÇİMİDİR”

İhsan Karavelioğlu’nun denizcilik hikâyesi aslında Karadeniz kıyılarında başlıyor. Ailesinin köklerinin Kastamonu’nun Bozkurt ve İnebolu ilçelerine uzandığını anlatan Karavelioğlu, denizciliğin ailelerinde nesilden nesile aktarılan bir yaşam kültürü olduğunu ifade ediyor:

“Denizcilik, bizim ailemiz için yalnızca bir iş kolu değil; adeta bir hayat biçimidir. Köklerimiz Karadeniz’in çalışkan, dirayetli ve denizle yoğrulmuş insanlarının memleketi olan Bozkurt ve İnebolu’ya dayanır. Bu coğrafya, ailemizin karakterini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur.”

Aile büyüklerinin denizcilikle iç içe bir hayat sürdüğünü belirten Karavelioğlu, özellikle dedesi Hakkı Karavelioğlu’nun bölgede “Kaptan Hakkı” olarak tanınmasının aile geleneğinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu söylüyor:

“Aile büyüklerimiz arasında denizi meslek edinmiş, Karadeniz limanlarını çok iyi bilen ve sefer kültürüyle yetişmiş isimler vardır. Dedem Hakkı Karavelioğlu’nun ‘Kaptan Hakkı’ olarak tanınması, bu geleneğin ne kadar köklü olduğunun en somut göstergelerinden biridir. Babamız Osman Azmi Karavelioğlu, ailemizin denizcilik birikimini güçlü bir ticaret disipliniyle birleştirerek faaliyetleri daha kurumsal bir yapıya taşımıştır. Aslında bu hikâye, İnebolu kıyılarında doğan bir denizcilik anlayışının İstanbul’da büyüyerek kurumsal bir yapıya dönüşmesinin hikâyesidir.”

Ailenin geçmişine dair en dikkat çekici örneklerden birinin ise 1900’lü yılların başında yelkenlilerle Mısır’a gerçekleştirilen yük taşımaları olduğunu anlatıyor.

“1900’lü yılların başlarında dedelerimizin yelkenlilerle Mısır’a yük taşımaları bunun güzel bir örneğidir.”

1951 yılında İstanbul’da doğan Karavelioğlu, eğitimini yurt dışında işletme ve iktisat alanlarında tamamladıktan sonra kariyerini farklı bir ülkede sürdürme fırsatı bulmasına rağmen Türkiye’ye dönmeyi tercih ediyor:

“Mezuniyet sonrasında yurt dışında kariyerimi sürdürme imkânım olmasına rağmen aile sorumluluğu ve memleketime duyduğum bağlılık duygusu beni Türkiye’de kalmaya yöneltti.”

1975 yılında aktif iş hayatına başlayan Karavelioğlu, yıllar içinde armatörlük faaliyetlerinin büyümesinde rol üstlenmiş ve 2006 yılında İnebolu Tersanecilik yatırımıyla aile mirasına yeni bir halka eklemiş:

“Bugün hâlâ ailemizin denizcilik birikimini geleceğe taşımaya, İnebolu’dan doğan bu köklü anlayışı hem ticarette hem de deniz kültüründe yaşatmaya gayret ediyorum.”

“KABOTAJ HAKLARI BİZİM OLMAZSA OLMAZIMIZDIR”

İhsan Karavelioğlu’na göre Kabotaj Kanunu yalnızca ekonomik bir düzenleme değil; Türkiye’nin denizlerdeki bağımsızlığının en güçlü sembollerinden biri.

“Benim için kabotaj hakkı, denizlerdeki milli egemenliğin en somut ve en güçlü ekonomik ifadesidir. Kabotaj; bir ülkenin kendi kıyıları ve limanları arasında gerçekleştirilen tüm denizcilik faaliyetlerinin taşıma, yükleme-boşaltma, kılavuzluk, römorkaj gibi hizmetlerin kendi bayrağı, kendi insanı ve kendi kurumları tarafından yürütülmesidir. Bu yönüyle kabotaj, yalnızca bir ticaret düzenlemesi değil; bağımsızlığın denizlerdeki açık bir ilanıdır. Yani kabotaj hakları özcümle, olmazsa olmazımızdır.”

“GERÇEK BAĞIMSIZLIK LİMANLARDA KAZANILIR”

Atatürk’ün burada yalnızca yabancı imtiyazları kaldırmayı hedeflemediğini ifade eden Karavelioğlu, asıl amacın Türk milletini denizi yöneten bir toplum haline getirmek olduğunu düşünüyor:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kabotaj hakkını hayata geçirirken hedeflediği şey, yalnızca yabancı imtiyazları ortadan kaldırmak değildi. Asıl amaç; Türk milletini denizlerin kıyısında yaşayan ancak deniz ekonomisinden yeterince pay alamayan bir toplum olmaktan çıkarıp, denizi etkin biçimde kullanan, denizden kazanan ve denizi yöneten bir millet haline getirmekti. Çünkü gerçek bağımsızlık, yalnızca karada kazanılmaz; limanda, iskelede, ticaret yollarında ve deniz ulaşımında da söz sahibi olmayı gerektirir.”

Kabotaj Kanunu’nu Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık vizyonunun en önemli başlıklarından biri olarak değerlendirdiğini söylüyor:

“Atatürk, kabotaj ile Türk toplumunu daha üretken, daha özgüvenli ve daha kurucu bir seviyeye taşımayı hedeflemiştir. Burada mesele yalnızca gemi işletmek değil; denizciliği bir milli karakter ve kalkınma meselesi olarak görmektir. Bana göre kabotaj kanunu en büyük kazanımı şudur: Türkiye, denizi seyreden bir ülke olmaktan çıkıp, denizi ekonomik hayatının asli bir parçası olarak görmeye ve ekonomisine katmaya başlamıştır. Elbette arzu ettiğimiz seviyeye daha ulaşmış değiliz; ancak kabotaj kanunu olmasaydı bugün sahip olduğumuz denizcilik bilincinin, yerli deniz ticareti geleneğinin ve milli deniz ekonomisinin çok daha zayıf kalacağı açıktır.”

“İNEBOLU, KURTULUŞ SAVAŞI’NIN SESSİZ KAHRAMANIDIR”

Karavelioğlu ailesinin tarihinden söz edilirken Kurtuluş Savaşı yıllarını ayrı değerlendirmek gerektiğini ifade eden İhsan Karavelioğlu, İnebolu’nun üstlendiği tarihi görevin bugün yeterince bilinmediğini düşünüyor:

“İnebolu başlı başına bir kahramanlık hikâyesidir.”

Kurtuluş Savaşı sırasında İnebolu’nun Anadolu’ya silah ve mühimmat aktarımında kritik bir merkez haline geldiğini anlatıyor:

“İnebolu, işgal görmemiş olmasına rağmen cephe gerisinin en kritik lojistik merkezlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Açıkta bekleyen çoğunlukla Rusya’dan sevk edilen mühimmatı taşıyan gemilerden silah, cephane ve malzemeler “çektirme kayıkları” ile sahile taşınmış, buradan da “İstiklal Yolu” üzerinden Anadolu içlerine ve cephe hatlarına ulaştırılmıştır. Bu noktada İnebolu kayıkları ve İnebolu’lu kadınlar sadece bir ulaşım aracı değil; adeta istiklalin sessiz kahramanlarıdır. İnebolu halkının ve özellikle kadınlarının kahramanlıklarının dünyada emsali yoktur. Bu konuda yakında çıkarılacak bir belgesel yapıldı bir kitap ta hazırlamaktayız.”

Cephanenin kağnılarla cepheye ulaştırılmasını bugün hâlâ büyük bir saygıyla andıklarını belirten Karavelioğlu, bu kadınları “Kağnı Donanması Kahramanları” olarak tanımlıyor.

“Bizler kağnılarla silah taşıyan İnebolulu kadınları Kağnı Donanması Kahramanları olarak anıyoruz.”

“İTİBAR, KAZANCIN ÖNÜNDEDİR”

Karavelioğlu ailesinin iş anlayışının temelinde güven ve itibar bulunduğunu söylüyor.

“Bizim aile anlayışımızda iş yalnızca para kazanma aracı değildir. Güven inşa etme, verilen sözü tutma ve geride sağlam bir isim bırakma meselesidir.”

Hayat felsefesini ise üç temel kavramla özetliyor:

“Benim yaşam anlayışım üç temel ilke üzerine kuruludur: “sorumluluk”, “devamlılık” ve “itibar”. Sorumluluk; aileye, işe, çalışanlara ve ülkeye karşı duyulan görev bilincidir. Devamlılık; günü kurtarmaya değil, nesiller boyu yaşayacak sağlam yapılar kurmaya odaklanmaktır. İtibar ise tüm bunların üzerindedir; çünkü iş hayatında özellikle denizcilik sektöründe “güven” kaybedildiğinde, onu yeniden inşa etmek son derece zordur.”

Bu üç kavramın hem aile hayatında hem de iş yaşamında yol gösterici olduğunu belirten Karavelioğlu, kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli güven ilişkilerine yatırım yaptığını ifade ediyor:

“İş hayatım boyunca kısa vadeli kazançlardan ziyade, uzun vadeli güven ilişkilerini önceliklendirdim. Denizcilik; sabır, kriz yönetimi ve dayanıklılık gerektiren bir sektördür. Zaman zaman çok iyi dönemler yaşanır, zaman zaman ise ciddi zorluklarla karşılaşılır. İşte bu dönemlerde insanın karakteri, karar alma biçimi ve çevresine verdiği güven belirleyici hale gelir. Ben daima sakin, ölçülü, ekibin gelişimini önceleyen, güvenilir ve çözüm odaklı bir yaklaşımın en doğru yol olduğuna inandım.”

“BAZEN HAYATINIZI DEĞİŞTİREN ŞEY SORUMLULUKTUR”

Hayatındaki dönüm noktalarından biri ise yurt dışındaki eğitiminden sonra aldığı karar olmuş:

“Yurt dışındaki eğitimimin ardından akademik olarak yoluma devam etmeyi planladığım bir zamanda, babamın rahatsızlığı ve aile sorumluluğum nedeniyle Türkiye’de kalma kararı almamdır. Bu karar, hayatımın yönünü değiştirdi. Belki kişisel planlarımı erteledim; ama aile sorumluluğunun ve erkenden işin içinden yetişmenin kıymetini çok daha derinden öğrendim. Bazen insanın hayatını büyüten şey, kendi istediği yol değil; doğru zamanda üstlenmek durumunda kaldığı sorumluluklardır.”

Bir başka önemli dönüm noktası ise 2006 yılında İnebolu’da tersane yatırımı yapma kararı olmuş.

“Bir diğer unutamadığım süreç ise 2006 larda İnebolu’ya tersane yatırımı yapma kararımızdır. Bu karar yalnızca ticari bir yatırım değildi; aile köklerimize, ülkemize ve Karadeniz’in denizcilik potansiyeline duyduğumuz vefanın bir ifadesiydi. O süreçte şunu çok net gördüm: Eğer bir işin içinde aidiyet varsa, o iş sadece bir yatırım değil aynı zamanla bir eser olur. Atalarımızın coğrafyasına hizmet çok gerekli bir görevdir. Biz aile olarak öncelikle doğduğumuz coğrafya ya hizmet etmeyi ilke edindik en az bir asırdır sürekli bölgemize hizmet ettik ve nihayetinde diğer işlerimizin yanında, İnebolu’da Karadeniz’in tek yüzer havuzlu tersanesi olarak yolumuza devam ediyoruz.”

“KOSTERCİLİK TÜRK DENİZCİLİĞİNİN STRATEJİK ALANLARINDAN BİRİDİR”

Türk denizciliğinin geleceği konuşulduğunda İhsan Karavelioğlu’nun özellikle üzerinde durduğu başlıklardan biri de koster taşımacılığı oluyor. Yüzyılı aşan aile tecrübesiyle sektörü değerlendiren Karavelioğlu, kosterciliğin yalnızca bir taşımacılık modeli değil, Türkiye’nin deniz ticaretindeki rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir alan olduğunu düşünüyor:

“Koster taşımacılığı, Türk denizciliğinin en dinamik ve stratejik alanlarından biridir. Çünkü kosterler; büyük tonajlı okyanus taşımacılığı ile bölgesel ve yerel lojistik ihtiyaçlar arasında doğal bir köprü görevi görür. Bugün Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve Ege başta olmak üzere yakın deniz ticaretinde koster filosu hayati bir rol üstlenmektedir. Ancak hepimizin bildiği gibi sektörün yapısal bazı sorunları olduğu da açıktır. Filonun yaşlanması, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme maliyetleri, çevre mevzuatına uyum, nitelikli insan kaynağı ihtiyacı ve ölçek ekonomisinin sınırlı kalması bu sorunların başında gelmektedir.”

Kıyı taşımacılığının geliştirilmesinin hem lojistik maliyetleri azaltacağını hem de ülkenin ulaşım sistemine önemli katkılar sağlayacağını düşünüyor:

“Kabotaj hakkının etkin kullanımı açısından koster taşımacılığı kritik bir araçtır. Kıyı taşımacılığı ve kısa mesafe deniz taşımacılığı ne kadar güçlenirse, karayolu üzerindeki yük o ölçüde azalır ve ülke içi lojistik sistem daha verimli hale gelir. Aynı zamanda koster filosu, orta ve küçük ölçekli limanların ekonomik hayata daha fazla entegre olmasını sağlar. Bu da kabotajın yalnızca hukuki bir hak olmaktan çıkıp, fiilen faydalanılan güçlü bir ekonomik enstrümana dönüşmesi anlamına gelir.”

Türk denizciliğinin gelişiminin günlük çözümlerle değil, uzun vadeli bir vizyonla mümkün olacağını vurgulayan Karavelioğlu, sektörün geleceğine ilişkin önerilerini de detaylı şekilde sıralıyor:

“Benim önerim şudur: Türk denizciliği için günlük çözümler yerine uzun vadeli bir devlet-sektör vizyonu gereklidir. Bunun için öncelikle koster filo yenileme programlarının hayata geçirilmesi gerekir. Finansmana erişim sektörün en önemli sorunlarından biridir. Bu nedenle uygun vadeli finansman modelleri oluşturulmalıdır. Yerli tersaneleri destekleyen sipariş mekanizmaları da büyük önem taşımaktadır. Özellikle küçük tonajlı gemi inşasında ülkemizin belirgin bir üstünlüğe sahip olduğu unutulmamalıdır. Bunun yanında yeşil dönüşüm ve dijitalleşme yatırımlarının desteklenmesi, denizcilik eğitiminde kalite artışının sağlanması, liman ve kıyı altyapılarında verimliliğin artırılması, rekabetçiliği ve ilkesel pazarlamayı önceleyen etkin devlet yapılanmasının oluşturulması ve öngörülebilir mevzuat yapısının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.”

 “GENÇLER HIZLI BAŞARI DEĞİL, SAĞLAM KARAKTER İNŞA ETSİN”

İhsan Karavelioğlu’na göre gençlerin meslek seçiminde dikkat etmeleri gereken en önemli konu, tercihlerinin geçici trendlerden değil, kendi karakterlerinden ve yeteneklerinden beslenmesi:

“Gençlere ilk tavsiyem şudur: Meslek seçimlerini modaya göre değil, kendi mizaçlarına ve yeteneklerine göre yapsınlar. Her parlak görünen alan herkes için doğru alan değildir. İnsan, uzun yıllar yapacağı işi seçerken kendine karşı dürüst olmalıdır.”

Eğitimin yalnızca diploma almaktan ibaret olmadığını vurgulayan Karavelioğlu, yabancı dil, dijital okuryazarlık, iletişim becerileri ve mesleki etiğin günümüzde teknik bilgi kadar önemli olduğunu belirtiyor.

“Hızlı başarı beklentisi yerine sağlam bir karakter inşa etsinler. Kariyer bir anda sıçrayarak değil; güven vererek, istikrar göstererek ve öğrenmeye açık kalarak kurulur.”

Gençlerin kendilerini yalnızca bugünün değil, yarının dünyasına da hazırlamaları gerektiğini söyleyen Karavelioğlu, sözlerini şu mesajla tamamlıyor:

“Çalışkanlık, dürüstlük, disiplin ve sorumluluk duygusu asla modası geçmeyen değerlerdir.”

 “BİZE DÜŞEN GÖREV, BİRİKİMİ DAHA İLERİYE TAŞIMAKTIR”

Bugün geriye dönüp baktığında aile mirasının kendisine yüklediği sorumluluğun farkında olduğunu söyleyen İhsan Karavelioğlu, denizciliğin yalnızca bir sektör değil, nesilden nesile aktarılan bir kültür olduğuna inanıyor:

“Ben hayatı, kendimden sonrakilere daha güçlü bir yapı bırakma sorumluluğu olarak görüyorum.”

Karavelioğlu’na göre bugün yapılması gereken en önemli şey ise geçmişten gelen birikimi koruyarak geleceğe taşımak.

“Bugün bize düşen görev; ailemizin yüzyılı aşan birikimini daha ileriye taşımaksa, bunu yaparken hem insani değerleri hem de mesleki disiplini aynı titizlikle korumamız gerekir.”

Avukat Gonca Üstünkan’ın Bakış Açısıyla İhsan Karavelioğlu

Yaklaşık on yıldır hem şahsının hem de sahibi olduğu şirketlerin hukuki danışmanlığını yürüttüğüm İhsan Karavelioğlu’nu tanımlarken aklıma ilk gelen özelliği, denizcilik sektöründeki başarılarından önce insanlara verdiği değerdir. Kendisini yakından tanıyan herkesin ortak olarak ifade edeceği gibi Karavelioğlu, insan odaklı bir bakış açısına sahiptir. Çalışanlarına, iş ortaklarına, dostlarına ve birlikte yol yürüdüğü insanlara karşı her zaman saygılı, adil ve yapıcı bir yaklaşım sergiler. İş hayatında güven duygusunun ancak samimiyet ve dürüstlükle inşa edilebileceğine inanır. Bu nedenle yıllar içerisinde kurduğu ilişkilerin büyük bölümü yalnızca ticari kalmamış, aynı zamanda güçlü insani bağlara dönüşmüştür. İhsan Karavelioğlu’nun önem verdiği konuların başında eğitim gelir. Eğitimin bireylerin gelişimindeki ve toplumların ilerlemesindeki belirleyici rolüne yürekten inanır. Sosyal sorumluluk bilinci de kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yıllar içerisinde çeşitli dernek ve vakıflara verdiği desteklere; eğitim, kültür ve toplumsal dayanışma alanındaki çalışmalarına yakından tanıklık etme fırsatım oldu. Topluma katkı sağlamayı yalnızca bir sorumluluk olarak değil, aynı zamanda bir vicdan meselesi olarak görmektedir. İmkânları ölçüsünde sosyal fayda yaratmayı hedefleyen projelere destek vermesi, onun iş insanı kimliğinin ötesindeki yönünü ortaya koymaktadır. Uzun yıllardır yanında bulunan bir hukukçu olarak söyleyebilirim ki İhsan Karavelioğlu’nun karakterini tanımlayan temel değerler; insana saygı, dürüstlük, vefa, eğitim anlayışı ve toplumsal sorumluluk bilincidir. Denizcilik sektöründeki köklü geçmişi ve iş hayatındaki başarıları elbette önemlidir; ancak onu gerçek anlamda özel kılan, sahip olduğu bu insani değerlerdir. Bugün geriye dönüp baktığımda İhsan Karavelioğlu’nun yalnızca başarılı bir denizcilik profesyoneli olarak değil, aynı zamanda insanlara dokunan, toplumsal faydayı önemseyen ve çevresinde iz bırakan bir kişi olarak hatırlanacağına inanıyorum.