Gökhan Özcan: “Denizcilikte en büyük sermaye güvenilir bir insan olabilmektir”
Türkiye’de denizcilik, ülkenin üç tarafı denizlerle çevrili olmasının ötesinde, ekonomik bağımsızlığın ve stratejik gücün de en somut göstergelerinden biri. Kabotaj hakkı, işte bu bağımsızlığın denizlerdeki somut ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Sadece limanlar arasında yük taşımak ya da yolcu nakletmekle sınırlı olmayan kabotaj, aynı zamanda Türk denizciliğinin gelişimi, milli filonun güçlenmesi ve sektördeki uzmanlaşmanın önünü açan bir temel unsur.
Denizcilik sektörüne yıllarını vermiş, gemi kiralama ve işletmeciliği alanında deneyimli isimlerden Gökhan Özcan, kabotajın bu boyutunu yakından gözlemleyenlerden biri. Özcan’a göre kabotaj, yalnızca hukuki bir kavram değil; Türkiye’nin denizlerdeki ekonomik varlığını ve rekabet gücünü doğrudan şekillendiren bir strateji.
Kabotajın 100. yıl dönümünde Gökhan Özcan ile hem bu hakkın taşıdığı anlamı hem de bugüne uzanan yolculuğunu ele aldık. “Kabotaj bir ülke veya ülke grubuna ait ulusal sularda yapılan ticari deniz taşımacılığı olarak düşünülebilir. Ancak maalesef kabotaj taşımacılığı hâlâ olması gereken seviyede değil” diyen Özcan, sektörün bugünkü durumunu ve geleceğini kendi gözlemleriyle aktarıyor.
“GEMİ İŞLETMECİLİĞİ VE ARMATÖRLÜK ALANINA UZANAN BİR KARİYER YOLCULUĞU”
Türkiye’de denizcilik sektöründe özellikle gemi kiralama ve gemi işletmeciliği alanında uzun yıllara yayılan bir deneyime sahip olan Gökhan Özcan, sektöre 1980’li yılların ortasında adım atan isimlerden biri. Darüşşafaka Lisesi mezunu olan Özcan, meslek hayatına gemi kiralama bölümünde başlayarak zamanla gemi işletmeciliği ve armatörlük alanına uzanan bir kariyer inşa etti.
1984 yılında denizcilik sektörüne giren ve 1998 yılından itibaren gemi sahibi ve işletmecisi olarak faaliyetlerini sürdüren Özcan, denizcilikte teorik bilginin yanında güvenilirlik, deneyim ve güçlü bir iletişim ağının belirleyici olduğunu söylüyor. Özcan’a göre bu sektörün en temel sermayesi ise teknik bilgi kadar insan ilişkileri ve sözünün arkasında durabilmek.
Denizcilik mesleğine giriş sürecini ve kariyer yolculuğunu anlatırken, dönemin şartlarını şu sözlerle hatırlatıyor:
“1981 Darüşşafaka Lisesi mezunuyum. Sektöre 1984 yılında gemi kiralama bölümünde işe başlayarak girdim. 1998 yılından beri de gemi sahibi ve işletmecisi olarak devam ediyorum.”
“SEKTÖRDE ARANAN TEK BİLGİ İNGİLİZCEYDİ”
Bugün denizcilik alanında birçok akademik program ve eğitim bulunmasına rağmen, Özcan sektöre adım attığı yıllarda durumun oldukça farklı olduğunu söylüyor.
O dönemlerde gemi kiralama ve chartering konusunda Türkiye’de sistematik bir eğitim bulunmadığını belirten Özcan, mesleğe giriş sürecini şöyle anlatıyor:
“Gemi işletme veya gemi kiralama eğitimim yoktu. Zaten o zamanlar ülkemizde chartering, yani gemi kiralama konusunda eğitim de yoktu. Sektörde aranan tek bilgi İngilizce idi diyebilirim. Ben de Darüşşafaka Lisesi’ndeki kolej eğitimi sayesinde edindiğim İngilizce bilgisi ile sektöre girdim.”
Denizcilik sektöründe o yıllarda çalışan insanların meslek geçmişlerine bakıldığında benzer bir tabloyla karşılaşıldığını da ifade ediyor:
“O döneme bakarsanız gemi kiralama işlerini yapanların çoğunun sektörle alakası olmayan mesleklerden geldiğini, ortak noktalarının İngilizce bilmeleri olduğunu görürdünüz.”
GEMİ KİRALAMA VE GEMİ İŞLETME: KOMPLEKS BİR MESLEK
Denizcilik sektörünün dışarıdan bakıldığında çoğu zaman yalnızca gemilerden ibaret sanıldığını belirten Özcan, gerçekte gemi kiralama ve işletmeciliğin oldukça kompleks bir yapı içerdiğini vurguluyor:
“Ben gemi kiralama uzmanlığından başlayarak gemi işletmeciliğine devam eden bir insanım. Her iki meslek de gerçekten çok kompleks bir içeriğe sahiptir.”
Bir gemi kiralama brokerinin yalnızca ticari bağlantılar kuran bir aracı olmadığını söyleyen Özcan, işin arka planındaki bilgi ve deneyimi şu sözlerle ifade ediyor:
“Normal olarak bir kiralama brokerinin bu işi yapabilmesi için deniz hukukunu da içeren teorik ve dökümanter bilgi dışında, taşınacak yükün özelliklerini, coğrafi ve hatta mevsimsel akışlarını bilmesi gerekir. Taşıma sırasında dikkat edilecek hususları bilmesi dışında en önemlisi sosyal, prezentabl ve araştırmacı bir kişiliğe sahip olmasıdır. Hem yük kaynaklarına hem de yükü taşıyacak gemi kaynaklarına kolaylıkla erişebilecek bir kaliteye ve bu konuda yeterli portföye sahip olması gerekir.”
Benzer şekilde gemi işletmeciliğinin de güçlü bir organizasyon yapısı gerektirdiğini vurgulayan Özcan şunları söylüyor:
“Bir gemi işletmecisi de aynı şekilde işin temel teorisi ve tekniği ile ilgili bilgisi dışında, bu konulardaki gelişmeleri, değişen kuralları takip eden ve ihtiyaç olan tedarikçi ile personel kaynaklarına kolaylıkla ulaşabilen bir organizasyona sahip olmalıdır. Ama her iki meslek için de en temel husus, sözüne güvenilir bir insan olmaları gerektiğidir.”
“KABOTAJ TAŞIMACILIĞI OLMASI GEREKEN YERDE DEĞİL”
Türkiye’nin denizcilik alanındaki temel hukuki kazanımlarından biri olan kabotaj hakkı konusunda da değerlendirmelerde bulunan Özcan, kabotajın temel anlamını şu sözlerle özetliyor:
“Kabotaj bir ülke veya ülke grubuna ait ulusal sularda yapılan ticari deniz taşımacılığı olarak düşünülebilir. Ancak maalesef kabotaj taşımacılığı olması gereken yerde değildir. Bunun en önemli nedeni karayolu taşımacılığının deniz yolu ile rekabet edebilme kabiliyetidir.”
Buna rağmen bazı alanlarda son yıllarda hareketlilik yaşandığını da ekliyor:
“Özellikle tanker taşımalarında son yıllarda bir hareketlenme var ve sanırım bu daha da gelişecektir. Ara ara ülkemizde henüz olmayan veya az gelişmiş kalemlerde yurtdışından imkan sağlandığı gerçeği var, ama sektörümüzün dinamik yapısının bu olguları kısa sürede milli hale getirdiğini gözlemlemekteyiz.”
“KOSTER FİLOMUZ ESKİDİ”
Türk denizciliğinin önemli unsurlarından biri olan koster filosunun mevcut durumu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Özcan, filonun yaşlandığına dikkat çekiyor.
“Koster filomuz maalesef 80’li yıllardaki atağı sonrası ihtiyaç olan yatırımı alamadı ve eskidi. Yatırım maliyeti ile performans oranının yetersizliği yüzünden de yeni yatırımlar çok sınırlı. Ben işe başladığımda koster denilince 1000–3000 DWT arası gemiler konuşulurdu. Zamanla taşınan tonajlar ve dolayısıyla gemi ebatları büyüdü. Sanırım bu büyüme sorunun çözümü olabilir.”

DENİZCİLİK FİRMASI KURMANIN YOLU
Denizcilik sektöründe şirket kurmanın tek bir yolu olmadığını belirten Özcan, bunun yapılacak işe göre değiştiğini ifade ediyor.
“Bunun cevabı nasıl bir denizcilik firmasından bahsettiğimize bağlı. Bir gemi kiralama şirketi kuracaksanız işe bir bilgisayar, bir telefon, printer ve scanner ile home ofiste başlama imkanı var. Çünkü sermayenin aslı sizin bilgi, beceri ve portföyünüz. Bu yapınızın sizi doyuracağına inandığınız an başkasının yanında profesyonel olarak çalışmaktan vazgeçip yolunuza kendi başınıza veya sizin kapasitenizde başka iş arkadaşlarıyla devam etmeniz mümkün.”
Gemi işletme şirketi kurmanın ise daha farklı bir organizasyon gerektirdiğini söylüyor:
“Gemi işletme şirketi için belli bir birikim ve tecrübeye sahip bir ekip şart. Bu ekip oluştuysa ve üyeleri piyasada itibarı olan kişilerse kendi firmalarını kurup, mesleği gemi işletmek olmayan armatörlerin gemilerini işletmelerine alabilir. İdeal olan da budur; bir taraf yatırımcı, diğer taraf o yatırımı işleten bir ünite.”
“SABAHA KADAR HESAP YAPTIĞIMI HATIRLIYORUM”
Meslek hayatında unutamadığı anılardan birinin gençlik yıllarında gerçekleştirdiği bir taşıma operasyonu olduğunu anlatan Özcan, bu deneyimin kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu söylüyor.
“Sanırım 1987 yılıydı. O zamana kadar sadece yüzde 1.25 komisyon karşılığı gemi bağlayan bir brokerdım. Ancak o sene ilk defa çalıştığım firma adına bir gemi kiraladım. Trabzon ve İstanbul’dan ABD’de beş limanda tahliye etmek üzere demir çelik ürünleri taşıma işiydi. Birçok zorluklar yaşadım. Hatta gemi kaptanı Trabzon’da kargo planını görünce geminin bu kadar yükü alamayacağını beyan etti. Bu işin 35 bin dolar kadar zarar olması demekti. Sabaha kadar hesap yaptığımı hatırlıyorum.”
Ancak doğru planlama sayesinde operasyonun başarıyla tamamlandığını söylüyor:
“Yükleme başladı. İkinci kaptan da bayağı yardımcı oldu. Yükü aldık hatta yer bile kaldı. Amerika’da da işler yaver gitti, liner masraflarını non-union stevedore imkanı ile planladığımdan çok ucuza hallettim. 35 bin dolar zarar gösteren iş o zamanın parasıyla 35 bin dolar kâra dönüştü.”
Bu başarı aynı zamanda kişisel hayatında da yeni bir dönemin başlangıcı olmuş:
“Maaşım 400 dolardı. O sene evlendim. Patronum bana iki adet kristal avize hediye etti.”
“EN İYİ İŞ PİYASA DÜŞÜKKEN GEMİ ALMAKTIR”
Denizcilik sektöründe yatırımın doğru zamanlamayla yapılmasının büyük önem taşıdığını belirten Özcan, yıllar içinde edindiği deneyimi şu sözlerle özetliyor:
“Ben küçük bir yatırımcıyım ama bildiğim bir şey var; gemi işleterek kazanılan para sınırlıdır. O yüzden en iyi iş bence piyasa düşükken sıkışan veya usanan kişilerden gemi almak, piyasa yükseldiğinde ise özellikle bu sektöre yeni girenlere gemi satabilmektir. Ben en son bu tür bir işi 2021’de yaptım ve Tradewinds’e haber oldum.”
GENÇLERE MESAJ: “DÜRÜST VE ÇALIŞKAN OLUN”
Denizcilik sektörüne yeni girecek gençlere en önemli tavsiyesinin dürüstlük ve çalışma disiplini olduğunu söyleyen Özcan, şu ifadeleri kullanıyor:
“Dürüst olun, işiniz için gerekli bilgiyle donanımlı olun, çalışkan olun ve sosyal olun. Unutmayın ki başkalarından farklı olmak için onlardan daha fazla ve daha farklı çalışmanız gerekiyor.”
Başarıya giden yolda iletişim ve davranış biçiminin de önemli olduğunu vurguluyor:
“Kötü söz içinizde kalsın. Sorulmaz falan denilen ilk milyonu bu özellikler kapsar.”
“ÖNÜ AÇILMAYA MUHTAÇ BİR SEKTÖRDÜR”
Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olmasına rağmen denizcilik yatırımlarının yeterli düzeyde olmadığını düşünen Özcan, bu alanda daha güçlü bir vizyona ihtiyaç olduğunu söylüyor:
“Üç tarafı denizlerle kaplı olan bu ülkede denize ve denizciliğe daha fazla önem verilmesi gerekir. Büyük montanlı yatırım ve buna uygun getirisi ile gemi yatırımı, hukuksal ve finansal olarak önü açılmaya muhtaç bir sektördür.”
Uluslararası rekabet için finansman koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini de vurguluyor:
“Yatırımcılar rekabetçi olabilmek için dünyanın diğer önde gelen denizci ülkeleri gibi çok ucuz finansmana sahip olabilmeli. Hareket kabiliyetlerini artırmak için mevzuatların rafine edilebilmesi ve uygun personel kalitesine ulaşılabilmesi gerekmektedir.”
Son olarak devletin bu süreçte destekleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Devletimizin bu konularda planlamadan başlayarak biraz da destek vermesi lazım gibi geliyor.”

Deniz Tarihçisi Ali Bozoğlu’nun Bakış Açısıyla Gökhan Özcan
İyi yürekli deniz insanı Gökhan Özcan’ı, Kaptan Bülent Dandin kardeşimizin kurucusu olduğu VVL (Veritas Liberabit Vos)adlı arkadaş grubunda tanıdım. Aynı semtte farklı zamanlarda birlikte yaşadığımızı öğrendik. Kasımpaşa’nın ardından Şişli-Pangaltı’da yaşadığımı söylediğimde yine aynı sokakta günler geçirdiğimizi anladık. Arada yıllar olmasına rağmen adeta beni takip etmiş bir denizciydi Gökhan Özcan benim için. Denizci babası Şerif Özcan’ın, 17 Şubat 1970 tarihinde Fransa açıklarındaki Biscay Denizi’nde batan Amasya gemisin de şehit olduğunu öğrendiğimde ona sevgi ve saygım arttı. Gökhan Özcan babasını ve Amasya gemisinde şehit olan tüm denizcileri hafızasıyla canlı tutan bir denizci. Lise mezuniyeti sonrasında koşullar gereği Üniversite’ye gitmek yerine, baba mesleğini seçerek sıfırdan denizciliğe adım atan bu yürekli denizci, kendi şirketini kurup armatör olarak, babasını kaybettiği denizden bir başarı hikayesi çıkartma becerisi gösterdi. Cumhuriyet sevdası, Atatürk ilkelerine bağlılığı, geçmişe ve babasına duyduğu vefa kadar dostluğa verdiği değer ile Türk denizcilik camiasının sevilen ismidir. Kendisine işlerinde başarılar dilerken yaşamında sevdikleriyle birlikte sağlıklı ve mutlu günler dilerim.”

