Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Erol Yücel

“Türk Denizciliği 100 yılda bir değil, her krizde yeniden doğdu”

“Türk Denizciliği 100 yılda bir değil, her krizde yeniden doğdu”

Erol Yücel: “Kabotaj Bayramı sadece bir simge değil, yeniden yapılanmanın da başlangıcıdır”

Cumhuriyet’in yüz yıllık denizcilik hafızasında, bürokrasiyle tersaneyi, gemiyle devleti, genç zabitle uluslararası sermayeyi buluşturmayı başarmış nadir isimlerden biri Erol Yücel. Türk denizciliğinin son 50 yılına tanıklık eden sektör duayenlerinden Erol Yücel, Kabotaj Bayramı’nın 100. yılında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ankara’da başlayan memuriyet hayatından Türkiye’nin deniz taşımacılığı alanında söz sahibi isimlerinden biri oluşuna uzanan hikâyesini anlatan Yücel, 1970’li yıllardan itibaren denizcilik sektöründe yaşanan dönüşümün canlı tanığı oldu.

“Benim için Kabotaj Bayramı sadece bir tarih değil, her kriz sonrası yeniden doğan bir denizcilik anlayışının da hatırlatıcısı” diyen Yücel, denizcilik sektörünün bürokrasiyle olan mücadelesini, askeri müdahalelerin etkisini ve özel sektörün dönüşümünü açık yüreklilikle paylaştı.

Kabotaj, sadece bir yasa ya da coğrafi sınır meselesi değil, onun için ‘bir milletin kendi denizlerine sahip çıkma bilinci.’

Kendisinin deyimiyle, “Kabotaj, bu milletin denize vurduğu mührün adıdır.”

Köşkten bilgi işleme, oradan gemilere

Babası Çankaya Köşkünde çalıştığından Ankara’da doğan ve genç yaşta Çankaya Köşkü’nde memuriyet hayatına başlayan Erol Yücel, Ziraat Bankası Bilgi İşlem Servisi’nde çalışarak hem okudu hem de meslek yaşamına ilk adımını attı. Ancak kaderi, bir arkadaşının yönlendirmesiyle petrol sondajında kullanılan barit madeni ihracatıyla ilgilenmeye başlamasıyla değişti.

Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu, Erman Toroğlu ile okuldan dönem arkadaşı olduklarını belirten Yücel, tersanelerle buluşma serüvenini şöyle anlatıyor:

“O yıllarda bizim okul, Bahçeli ekibinin kontrolündeydi. Öğrenci olayları nedeniyle okul kapatılmıştı. Köşkte, lojmanda oturduğum için ve okula gidemediğimden resmi bir görevim olmamasına rağmen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğindeki eski işime gidip gelmeye başladım. Bir müddet sonra bu durum beni ‘Ben gündüz normal maaşla başka bir işte de çalışabilirim’ gibi bir düşünceye sevk etti. Bunu bir büyüğümle paylaştığımda, o da beni, Ertan Balin’in yanına götürdü.”

Ertan Balin, sadece gemi inşası ve yelken sporuna katkılarıyla değil, aynı zamanda uluslararası madencilik ve deniz taşımacılığı alanındaki hamleleriyle de tanınıyordu. Balin’in yönettiği şirkette işe başlayan Yücel, ilk günlerinde şirketin kapısına ellerinde taşlarla gelen insanları görünce ne olup bittiğini sordu. Aldığı yanıt şaşırtıcıydı: Bu taşlar, yurt dışına – özellikle Rusya’ya ihraç edilecek madenlerdi ve petrol sondajlarında kullanılıyordu.

Taşımalar için bir gemi kiralanması gerekiyordu. Yücel’e, “Evladım, Antalya’ya git, bir gemi bul” denildi. Gemicilikle ilgili hiçbir bilgisi olmayan Yücel, o dönemi şöyle anlatıyor:

“Benim gözümde bütün gemiler beyazdı. Gemi kiralamak, sanki taksi çağırmak gibiydi.”

Antalya’ya vardığında liman dahi yoktu. Kaleiçi’nde karşılaştığı bir acente sahibi Antalya yerine İstanbul’a gitmesinin daha doğru olacağını söylemesi üzerinde önce Ankara’ya, ardından İstanbul’a geçti. Denizcilik şirketlerini dolaşmaya başladı. Önce 900 tonluk gemisi olan bir kişiyle tanıştı, ardından Ziya Sönmez ile tanıştı. 1000 tonluk tuz taşıyan gemisini gördü. Ancak hâlâ istenilen çözüm ortada yoktu.

Sonunda yönü Zihni Denizcilik’e çevrildi. Burada Ercan Bektaş adlı kaptanla tanıştı. Açıkça bu işi bilmediğini söyledi. Bektaş, Barecon “Charter Party” (gemi kira) sözleşmesini gösterip detaylı bilgi verdi. Aralarında geçen konuşmayı ise şöyle anlatıyor Yücel;

“’Ne anladın?’ diye sordu. ‘Hiçbir şey,’ dedim. ‘Arkası daha da önemli. Bir de arkasını çevir’ dedi.  Ya bu işi bilen birini alacaksınız ya da işi bize bırakacaksınız’ dedi.’”

Bektaş, işi ya profesyonellere bırakmalarını ya da deneyimli birini ekibe katmalarını önermişti. Onlar da Bektaş’la çalışmaya karar verdi. İlk yükleme Alanya’dan yapıldı; 5 bin tonluk bir Yunan gemisi kiralandı. Yücel, bu süreçte maden numunesi alma, analiz, fiyatlandırma gibi tüm detayları sahada öğrenerek denizcilik yolculuğuna ilk adımını attı.

Kıbrıs Harekâtı, Türk denizciliğinin dönüm noktası oldu

1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında askerliğini yedek subay olarak yapan Yücel, harekat sonrasında ülkeyi yönetenlerin denizcilik altyapısının ne kadar kırılgan olduğunu harekât sürecinde daha iyi anladıklarını vurguluyor. “Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye, denizciliğin ne kadar önemli olduğunu gördü. Sadece amfibi çıkarmanın yetmeyeceğini, lojistik destek olmadan hiçbir şey yapılamayacağını anladı. 1967’de Deniz Nakliyat’ın gemileri cephane yüklü şekilde gönderilmek istenmişti. Gemiler havaya uçabilirdi. Halk desteğiyle, Hürriyet gazetesi öncülüğünde çıkarma gemileri inşa edildi.” 1974 Yılında kullanılan çıkarma gemileri bu gemilerdi.

“2581 Sayılı Kanun’a ilişkin Yönetmeliğin düzeltme metnini biz yazdık”

Denizciliğin temel kanunlarından biri olarak 21.3.1938 tarihinde çıkarılan ve geçerlilik süresi sürekli uzatılan 3339 sayılı “Hariçten satın alınan buharlı ve motorlu gemilerle memlekette yapılan mümasilleri için getirilecek eşyanın Gümrük Resminden istisnasına dair Kanun” 22.2.2972 tarihinde geçerlilik süresi 1980 Mali Yılı sonuna kadar uzatılmıştı.

12 Eylül 1980 Darbesi sonrası yaşanan telaş sırasında bu kanunun geçerlilik süresinin uzatılması unutulmuş ve tüm işlemler durmuştur.

Bu kanunun yerine geçmek üzere acele ile 14.01.1982 tarihinde tek maddelik 2581 numaralı kanun çıkarılmıştır.

MADDE 1. — Y u r t dışında inşa suretiyle veya hazır olarak satın alınan gemilerle, yurt içinde inşa, tadil veya onarılan gemilerde (yüzer havuzlar dahil) ve bu gemilerin donatım ve seyirlerinde kullanılan makine, teçhizat ve demirbaş ile gemi üretim tesislerinin inşa, tadil, tevsi veya onarımlarında kullanılan makine, teçhizat ve demirbaşlar, ilgili mercilerin müsaadesi şartıyla gümrük vergisi ile ithalde alınan diğer vergi ve resimlerden (damga resmi dahil) muaftır.

MADDE 2. — 21/3/1938 tarihli ve 3339 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır

1981 sonrası Türk denizcilik sektörü, tek maddelik 2581 sayılı yasaya ilişkin olarak çıkarılan iki sayfalık yönetmeliğin etkisiyle büyük bir gerileme yaşadı. Türk ticaret filosu, 7 milyon DWT’den 4 milyona düştü. Ancak bu kötü gidişat, sektördeki bazı öncü isimlerin direnişiyle tersine çevrildi. O isimlerden biri olan Yücel, yaşanan süreci yıllar sonra samimi bir dille anlattı.

“Yönetmeliği biz değiştirdik,” diyen Yücel, o dönemde Cengiz Kaptanoğlu, Nevzat Kalkavan, Halim Mete ve Eşref Cerrahoğlu ile birlikte çalıştıklarını belirtiyor. Bürokratik süreci üstlenen Yücel, değişiklik taslağını bizzat yazdığını anlatıyor:

“Beyaz tahtanın başına geçip herkese ‘Ne istiyorsun?’ diye fikir sorup tahtaya yazıyordum. Değişiklikler üzerinde mutabık kalınan maddeleri toplayıp, dönemin Ulaştırma Bakanına sunuyorduk. Ancak süreç kolay değildi. Başbakanlık makamına kadar çıkan dosyalar, bazen siyasi dirençle de karşılaşıyordu.” Sorun merhum Turgut Özal’ın kararlı tutumu ile çözüldü. Merhum Özal bize “Sizinle bir pazarlık yapalım. Siz Devletten hiçbir şey istemeyin, biz de sizi Panama, Liberya gibi serbest bayraklı gemiler ile aynı duruma getirelim. Sabah aldığınız gemiyi akşam satabilin” dedi. Kabul ettik.

Böylece Yücel’in öncülüğünde yapılan çalışma ile yönetmelik değiştirildi, dönemin siyasi isimleriyle doğrudan temas kurularak sürece destek sağlandı. Yönetmelikte yapılan değişiklikle birlikte, yabancı bankaların Türk bayraklı gemilere kredi vermesinin önü açıldı. Bu sayede, 1989’dan itibaren Hamburgische Landesbank gibi yabancı finans kuruluşları sektöre girmeye başladı. Türk denizciliğinde büyüme dönemi başladı.

 “Para için değil, ilke için çalıştım”

Zihni Şirketi’nde yönetici olarak çalıştığı yıllarda yaşadığı deneyimleri aktaran Yücel, dürüstlük ve ilkeli duruşun kariyerindeki en büyük sermaye olduğunu dile getiriyor. “Ben hiçbir zaman paraya tapmadım. Mütevazi bir ücret alıyordum. Zihni Denizcilik’te Yönetim Kuruluna alındım. Herkesle dostluk, saygı üzerine çalıştım.” Asaf Güneri’den çok şey öğrendim.

Piri Reis Üniversitesi’nin kurucusu

Türk denizcilik eğitiminde de önemli izler bırakan Yücel, Piri Reis Üniversitesi’nin sahibi olan Türk Deniz Eğitm Vakfı’nın kurucularından biri olarak TÜDEV ve arkasından da Üniversitenin kendi evinde şekillendiğini ifade etti:“En fazla sahiplenenlerden birisi benim. Kızım önce Tüdev’de Yönetim Kurulu Üyeliği, bilahare de Piri Reis Üniversite’nin kurulmasıyla birlikte Mütevelli Heyti Üyesi olarak görev yaptı.

“Kabotaj bir kapanış değil, açılıştır”

Yücel, Kabotaj Kanunu’nun tarihsel sürecine değinirken, Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Ulu Önderimiz Atatürk’ün başlattığı denizciliğe açılım politikasını ve 1975 tarihli 7/9245 sayılı kararnamenin Türk denizcilik sanayisini canlandırmadaki rolünü de hatırlattı.

“Devlet, 1975’te şunu dedi: ‘Gemi yapın, arkanızda biz varız.’ Bu desteklerle büyüdük. Bugün bu tarihi hatırlamak, sadece bayrak sallamak değil; yeniden düşünmek, yeniden üretmektir.”

“Kabotaj Türk halkına Atatürk’ün armağanıdır”

Kabotaj Bayramı’nın 100. yılına özel yapılan röportajda, hem denizcilik sektörünün tarihsel seyrine ışık tuttu hem de kişisel hafızasından satır satır aktaran Yücel, Kabotajın sadece bir yasa ya da coğrafi sınır meselesi olmadığını ‘bir milletin kendi denizlerine sahip çıkma bilinci’ olduğunu söyledi ve ekledi:

“Kabotaj, bu milletin denize vurduğu mührün adıdır.”

“Yüzde 5 ile gemiler, Yüzde 95 ile gelecek kuruluyordu”

Erol Yücel, 15.01.1975 sonrası uygulanan denizcilik destek paketlerini şöyle özetliyor:

“Devlet dedi ki: Yeni gemi inşa edeceksen yüzde 5 öz kaynak koy, yüzde 95’ini krediyle tamamla. İkinci el gemi ithalatında bu oran yüzde 10 öz kaynak, yüzde 90 kredi ile yapılacak. Yatırımları Reeskont Kredisi kapsamına alıyoruz.

Ancak bu krediyi doğrudan Merkez Bankası’ndan alamazsınız. Aracı banka katkısı gerekiyor.”

Bu karar ile Devlet GİSAT Fonu adı altında bir Fon kuruyor, bu fona aktarılmak üzere Milli Bütçeye yıllık 200 Milyon TL’den 5 yıllık süre için 1 Milyar TL kaynak aktarılmasını kabul ediyor. Bu kaynağın kullandırılması için de Denizcilik Bankası görevlendiriliyor.

Yıllık 200 milyon TL’lik destekle Türk gemi inşasının önünü açıyor. Böylece 3200 DWT’lik kosterler kızaklara diziliyor, Türk denizciliği yeniden yapılandırılıyor.

“Yatırım kredisi çıktı ama döviz yoktu. Gemi kızaktan indi ama donanım eksik. Dövizi bulamayan armatörün gemisi sefere çıkamadı, başka bir deyimle gemi kızakta kaldı. Donanım olmayınca haliyle navluna gidilemedi, faiz yükü büyüdü. Alınan ek krediler yatırım yerine faiz ödemelerine mahsup edildi. Yatırımı tamamlayamayanlar hükümetin kapısını çaldı. Gittik, tek tek derdimizi anlattık.  Koca koca gemiler dolar bulunamadı diye çürüyordu.”

Yarım kalmış gemiler, bir ülkenin hayalidir

2000’li yıllara gelindiğinde, benzer bir kriz tekrar yaşanır. Yücel, sektör temsilcileriyle birlikte Ankara yollarını tutar.

“Ali Babacan’a giderek sorunlarımızı anlattık. Konuşma arasında dedim ki; ‘Bu anlatılanları anladığınızı sanmıyorum.’ Güldü. Nereden bu kanaate vardınız diye tepki gösterdi. “Ben de Ankaralıyım Sayın Bakanım” dedim ve bu toplantı yerinin yanlış olduğunu, bu toplantının tersanede yapılmasının daha doğru olacağını söyledim. Bir hafta sonra Ali Babacan ve Hazine müsteşarı ile birlikte tersanedeydi. Gittik, yarım kalan gemiyi gösterdik. ‘Bu gemiyi görün, bu şekilde bırakmamalıyız’ dedim.” Ali Babacan yarım kalan gemilerin sorunu çözdü.

Toplantılar, koordinasyon kurulları, siyasi manevralar… Ama ne olursa olsun tek bir gerçek var: Yarım kalmış bir gemi, sadece hurda değil; bir milletin kaybolan umududur.

Bayrak meselesi: Sadece kâğıt değil, onur meselesi

Yücel, kabotajın sadece gemiyle değil, bayrakla da ilgisi olduğunu vurguluyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davet ettiği bir toplantıdaydık. Bayrak konusu açıldı ve Sayın Cumhurbaşkanı sordu ‘Bu serbest bayrak uygulaması nereden çıktı?’ İzah ettim. Meğer Panama bayrağının çıkış nedeni içki içebilmek için serbest sularda bulunmak isteyen Amerikan gemilerinin ürünüymüş. Liberya ise gelir için sicil kurmuş. Daha sonra da ABD savaş sırasında müttefiklerine silah gönderirken savaşa taraf olmamak için Gemilerine Panama bayrağı çekmiştir.  Biz Türk bayrağını böyle bir mantıkla kaybetmemeliyiz.”

“İşimi severek yaptım”

Erol Yücel’in iş anlayışı:

“Şirketi kurduğumuzda ilk ofisimizi Tophane’de kiraladık. Ampul sıkıntısı nedeniyle ofis karanlık ve tül perdeleri toz yumağı içindeydi. Perdeleri ellerimle söküp eve yıkamaya götürdüm. Normal ampul yerine vitrin ampulü bulabildik. Böylelikle ofis aydınlandı ve faaliyetlere başladık. Her şeyimizi biz yaptık. Çünkü bu iş severek yapılır, söylenerek değil.”

Bu ruh hâli, Türkiye’nin denizcilik ofislerinin evrilmesini de anlatıyor:

“Eskiden şirketlerde bir kaptan bile olmazdı. Şimdi çok lisan bilen gençlerimiz var. Temsil kabiliyetimiz artıyor. Bu da kabotaj sayesinde oldu.”

 “Karada yer bulmak için sadece diploma değil, liderlik gerekir”

Yücel, sektöre yeni giren genç zabitlere de mesaj gönderiyor:

“Denizde çalışmak kadar, karada nerede duracağını da bilmek lazım. Bazıları diyor ki: ‘Ben yapamıyorum, karaya geçeyim.’ Ama karada yer bulmak için sadece diploma değil, liderlik gerekir. Kaptanlık sadece seyir değil; ticaret, hukuk, insan yönetimini de içerir.”

Kosterler: Savaşta bile ülkeyi ayakta tutan gemiler

Koster filosunun, Türk denizciliğinin omurgası olduğunu vurgulayan Yücel, duygularını şöyle dile getiriyor:

“Kosterim yok ama her şeyimle koster filosunun yenilenmesi projesi için çalıştım. Savaşta bile çevre ülkelere giden tek gemi onlardır. Bu filoyu güçlendirmek, geleceğimizi güvenceye almak demektir.”

“Kabotajı anmak yetmez, üretmeliyiz de”

Erol Yücel, röportajın sonunda yüzüncü yıla dair şu sözlerle hem mesleğini hem hayalini özetliyor:

“Kabotaj, Türk halkına verilmiş bir nimettir. Atatürk’ün milletine hediyesidir. Bunun kıymetini bilmek, onu sadece anmakla değil; yeniden üretmekle olur.”

DUVAR YAZISI: Kabotaj, bu milletin denize vurduğu mührün adıdır.

İş İnsanı Cengiz Kaptanoğlu Bakış Açısıyla Erol Yücel

“Denizcilikte çok başarılı işlere imza atan bir isimdir. Erol Yücel ile denizcilik sektöründe ve Deniz Ticaret Odası’nda fevkalade önemli çalışmalar yaptık. Erol’un özelliği; hem kamuyu çok iyi bilmesi, hem de Ankaralı olmasına rağmen denizciliği çok iyi bilmesidir. Erol’un insan ilişkileri fevkaladedir ve bu O’nun için büyük kazançtır. En büyük yardımcısı da eşidir. Kıymetli eşi oda çalışmalarında bize destek verdi. Erol zaten Türk denizciliğinde çok başarılı işlere imza atmıştır. Erol Yücel, Eşref Cerrahoğlu ve ben iyi çalışan ve anlaşan üçlüydük. Deniz Ticaret Odası’nda güzel çalışmalar yaptık. Erol, her zaman Türk denizciliğini düşünmüştür. Kabotaj hakkını hep savunan Erol’un Türk limanlarındaki düzenlemelere mesela römorkör-kılavuz hizmetlerine çok faydası oldu. Yabancı işverenlere Türk gemileriyle taşımacılık yapmaları konusunda ısrarcı olduk. O dönemde bizim başka bir güçlü tarafımız, ticari bahriye ile deniz kuvvetlerini iyi okumamızın getirdiği olumlu sonuçlardı. Erol Yücel gibi atılımcı ve ileriyi gören isimler kabotajı korudu ve geliştirdi. Türk denizciliğinin önünün açan Kabotaj Hakkı’nı 100 yıl önce ilan eden Mustafa Kemal Atatürk çığır açan bir adım atmıştır. Bir vatan düşünün ki denizlerinde yabancılar hakim. Yabancılar, vatan topraklarındaki limanlar arasındaki taşımacılığı ellerinde tutuyor. Ama bir lider çıkıyor buna son veriyor. Cesur ve ileri görüşüyle harekete geçip, tüm hakları kendi vatandaşına veriyor. Bu kazanımın yüceliğini anlatmakla bitiremeyiz. Bence, ‘Muassır Medeniyet’ seviyesine giden yolda atılan büyük bir adımdır Kabotaj Hakkı.”