“DENİZCİLİK İNSANIN KARAKTERİNE İŞLEYEN BİR YAŞAM DİSİPLİNİDİR”
“Babam denizi yüksek bir ruhla seven, mesleğini hakkıyla yapan bir denizciydi. Ben çocukluğumdan beri hep tabiri caizse biraz babasızdım. Çünkü babam hep seferdeydi. Ama bizim için hep idealimizdi. Gidiyordu, geliyordu, dünyanın farklı yerlerinden hikâyeler anlatıyordu. Denizciliğin yeri bizim evde çok özeldi. Kaptanlık saygı duyulan bir meslekti. Hiç unutmam, mahallemizdeki ilk renkli televizyon bizdeydi. Babam getirmişti. Bütün arkadaşlar bize toplanırdı. Adile Naşit’i renkli izlemek bile olaydı. Çocuk aklımla şunu düşünürdüm: Demek ki denizcilik dünyayı eve taşıyan bir meslek. Ben de İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde edindiğim denizci ruhuyla Türk denizciliğine faydalı olmaya çalışıyorum.”
Hayatı Ailesinden Gelen Denizci Genleriyle Şekillendi
Türk denizcilik sektöründe hem denizde hem de karada üstlendiği görevlerle dikkat çeken isimlerden biridir Baybora Yıldırım. Denizciliği yalnızca bir meslek olarak değil, hayatın tamamını şekillendiren bir kültür olarak tanımlayan Kaptan Baybora Yıldırım, uzakyol kaptanının oğlu olarak büyürken çıktığı gemilerde kurduğu hayalleri gerçekleştirmeyi başardı. Çocukluk yıllarından itibaren denizin disiplinini, özlemini ve heyecanını yaşayan Yıldırım; bugün hayatını o kültürün şekillendirdiğini söylüyor. İTÜ Denizcilik Fakültesi Güverte Bölümü’nden mezun olduktan sonra çeşitli gemilerde görev yapan, ardından karada özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında önemli görevler üstlenen Yıldırım, denizcilikten aldığı bakış açısını bugün de iş yaşamının merkezinde taşıyor.
“Babam hep seferdeydi, ama her zaman kahramanımdı”
“Denizle ilişkim aslında doğduğum evde başladı. Yani hayata adım attığım ilk günlerde geleceğime dair kodlar yüklenmişti. Uzakyol kaptanı olan babam nedeniyle çocukluğum çoğu zaman babam Alaattin Yıldırım’ın özlemiyle geçti. Ancak bu özlem, aynı zamanda güçlü bir hayranlığı ve meslek sevgisini de beraberinde getirdi. Babam hep derdi ki: ‘Denizci ol ama güverteci ol.’ Hatta gülerdi, ‘Sakın makineci olma’ derdi. ‘Gemide çalışacaksan kaptan olacaksın.’ Benim çocukluğumdan itibaren hedefim hep oydu. Kaptan olmak. Lise yıllarında kısa süreliğine tıp okumayı düşündüm ama kararımı denizcilikten yana verdim. Çünkü babamla birlikte gemilere çıkmış, onun ile köprüüstünde seyahat etmiş, denizin tuzunu ve göğün mavisini yaşamış bir gençtim. İçimdeki deniz sevgisi daha ağır basmıştı. Bizim zamanımızda üniversite sonuçları gazetede açıklanmadan önce kurs merkezlerine gelirdi. Öğretmenler bana bir gece önce ‘İTÜ Denizcilik Fakültesi’ni kazandın’ dedi. Eve nasıl koştuğumu hâlâ unutamam. Yazlıktaydık. ‘Baba! Baba! Senin okulunu kazandım!’ diye bağırarak geldim. Çok heyecanlı bir gündü benim için.

1997 yılında İTÜ Denizcilik Fakültesi Güverte Bölümü’nden mezun oldum. Öğrenciliğim bile büyük bir aidiyet duygusuyla geçti. Dünyaya bir kez daha gelsen, yine aynı okula giderim. Hiç düşünmeden yine denizci olurum. Çünkü denizcilik benim için sadece iş değil; hayatımın karakterini oluşturan bir kültür.”
“Denizci yaklaşık konuşmaz”
“İlk deniz seferime bir Ro-Ro gemisinde dördüncü kaptan olarak katılmıştım. İlk vardiyalarım… Tabii üzerimde bir heyecan, bir stres var. Malezya’ya doğru gidiyoruz. Köprüüstündeyim. Telefon çaldı. Süvari Bey aradı. Asker emeklisi, inanılmaz disiplinli bir insandı. Bana dedi ki: ‘Malezya’ya ne kadar var?’ Ben de tam hesap yapmadan ‘25- 30 mil kadar var süvarim’ dedim. Sonra yukarı geldi. Bana dedi ki: ‘Bak oğlum, bu sana hayat dersi olsun. Denizci yaklaşık konuşmaz. Denizci denizin ortasında nerede olduğunu bilir. Eğer bilmiyorsan da yaklaşık cevap vermezsin. Ölçersin, hesap edersin, sonra cevap verirsin.’ Ben bunu hayatım boyunca unutmadım. Bu deneyim, yalnızca denizcilikle ilgili değil, tüm hayatımı etkileyen bir disiplin anlayışına dönüştü. Bugün iş hayatında biri bana ‘15-20 güne gelir’ dediğinde bile rahatsız olurum. 15 gün mü, 20 gün mü? Arada ciddi fark var. Denizcilik size ölçmeyi, hesaplamayı ve net olmayı öğretiyor.”
“Liderlik bazen riskin sorumluluğunu almaktır”
“Kısmetimde babamın gemisinde staj yapmak da vardı. Bir limandan kalkarken makinede çok ciddi bir problem oldu. Eğer tamirat için gemi orada kalsaydı armatör açısından çok büyük maliyet çıkacaktı. Başmühendis ‘Bu gemi gitmez, yolda kalırız’ dedi. Babam uzun uzun düşündü, ölçtü, değerlendirdi. Sonra dedi ki: ‘Ben liderim. Bu riski alıyorum. Eğer yolda kalırsak onun çözümünü de buluruz.’ Gemi emniyetli şekilde Türkiye’ye ulaştı. Ben o gün şunu öğrendim: Eğer bütün riskleri ölçüp biçerek karar verdiyseniz, lider olarak o kararın arkasında durmanız gerekir. Liderlik bazen zor kararların sorumluluğunu alabilmektir. Tuzla’ya geldiğimizde armatörün gemiyi tatlıyla karşılaması hâlâ gözümün önündedir. ‘Kaptan sağ ol, gemiyi getirdin’ diyordu. Hiç unutamadığım bir olaydır.”
“Denizcilik bizim ailede bir felsefeye dönüştü”
“Denizcilik ailemin genlerine işlemiş. İki kardeşim de bu sektörde. Burak ve Şebnem sektörün başka bir alanında hizmet veriyor. Kız kardeşimin eşi Mert Yamak bizim okuldan mezun bir Başmühendis. Eşimin erkek kardeşi ise uzakyol kaptanı ve Düzgit Filo Müdürü Kürşad Öztürk.Ailemizde denizcilik bir meslekten çok bir felsefedir.”
Denizcilik aynı zamanda güçlü bir mesleki hafıza kültürü taşır. Bu nedenle denizcilerin yaşadıkları olayları kayıt altına almaları çok kıymetli. Bir liman manevrası, kötü hava şartında alınan karar ya da gemide yaşanan bir kriz… Bunların hepsi sonraki nesiller için çok değerli. Öğrendiğiniz şeyi kendinize saklamayın. Bir sonrakine aktarın. Bu yazıyla olur, kitapla olur, ses kaydıyla olur ama mutlaka aktarılsın.

“Gençler artık çok daha zor şartlarda” “Hayatta yaptığım her şeyin bana bir ders verdiğini düşünüyorum. Başarısızlıkların bile insana öğrettiği şeyler olduğuna inanıyorum. O yüzden hiçbir zaman ‘Keşke şunu yapmasaydım’ demedim. Çünkü yaşadığınız her şey sizi bugünkü noktaya getiriyor. Eskiden ‘iş aslanın ağzında’ derlerdi. Şimdi aslanın midesinde. Gençlerin işi gerçekten zor. Ben gençlere şunu söylüyorum: Sadece okula gidip mezun olmak yetmez. Okula girdikleri ilk günden itibaren sektörün içinde olmalılar. STK’larda bulunmalılar, toplantılara katılmalılar, insan tanımalılar, staj yapmalılar. Çünkü bugün okulu birincilikle bitirseniz bile sektörü tanımıyorsanız eksik kalırsınız. Eğer bu sektörde gerçekten bir yerlere gelmek istiyorlarsa mutlaka kaptanlık ya da başmühendislik seviyesine kadar denizde çalışsınlar. Çünkü deniz tecrübesinin yerini hiçbir şey tutmaz. Yaşadığınız krizler, kötü hava şartları, ekip çalışması, vardiyalar… Bunların hepsi sizi başka bir insan yapıyor.” “
Tecrübe aktarılmazsa kaybolur”
“Denizcilik aynı zamanda güçlü bir mesleki hafıza kültürü taşır. Bu nedenle denizcilerin yaşadıkları olayları kayıt altına almaları çok kıymetli. Bir liman manevrası, kötü hava şartında alınan karar ya da gemide yaşanan bir kriz… Bunların hepsi sonraki nesiller için çok değerli. Teknolojinin bu konuda sunduğu imkânlar mutlaka değerlendirilmeli. Eskiden insanlar not alırdı. Şimdi yapay zekâ destekli sistemler var. Ses kayıtları var. Önemli olan yöntemi değil, tecrübeyi aktarabilmek. Ben gençlere hep şunu söylüyorum: Öğrendiğiniz şeyi kendinize saklamayın. Bir sonrakine aktarın. Bu yazıyla olur, kitapla olur, ses kaydıyla olur ama mutlaka aktarılsın. Meslektaşlarımızın kitap yazması çok kıymetli. Roman yazanlar, yaşadıklarını anlatanlar… Çünkü denizcilik tarihi sadece büyük olaylardan değil, insanların yaşadıklarından oluşur.”
“Kaptan gibi çalış, korsan gibi eğlen”
“Kaptan gibi çalış, korsan gibi eğlen. Ben çok disiplinli bir insanım. Hayatım boyunca hiçbir toplantıya geç kalmadım. Takvimim dakikadır. Çalışırken çok disiplinliyim. Disiplin bence başarının anahtarı değil; kendisidir. İnsan ‘Ben oldum’ dediği gün biter. Hiç kimsenin yüzde yüz tecrübesi yoktur. Bazen çok genç bir arkadaşınızdan bile çok önemli şeyler öğrenebilirsiniz. O yüzden insan kendini geliştirmeye her zaman açık olmalı.”
“Kabatoj denizlerdeki bağımsızlığımızdır”
“Kabotaj hakkı benim için her şeyden önce denizlerde bağımsızlık demektir. Bir ülkenin kendi kıyılarında, kendi limanlarında, kendi karasularında söz sahibi olması; deniz ticaretini, liman hizmetlerini ve denizcilik faaliyetlerini kendi insanı ve kendi bayrağıyla yapabilmesi çok büyük bir egemenlik göstergesidir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, kabotaj hakkıyla Türk milletine yalnızca ekonomik bir kazanım sunmamıştır. Aynı zamanda ‘Bu ülke kendi denizlerine, kendi limanlarına, kendi ticaretine sahip çıkmalıdır’ anlayışını yerleştirmiştir. Bu, bağımsızlığın denizlerdeki karşılığıdır. Atatürk’ün hedefi, Türk toplumunu denizcilikte kendi ayakları üzerinde duran, üreten, işleten, yöneten ve dünya denizciliğiyle rekabet edebilen bir seviyeye taşımaktı. Çünkü denizcilik yalnızca gemilerden ibaret değildir; eğitimdir, ticarettir, sanayidir, limancılıktır, tersaneciliktir, lojistiktir ve stratejik bir vizyondur. Kabotaj hakkı yalnızca ekonomik bir hak değil, doğrudan bağımsızlığın denizlerdeki karşılığıdır. Bu hak, Türkiye’nin stratejik geleceği açısından da büyük önem taşır.”
“Denizcilik stratejik bir güç alanıdır”
“Türk denizciliğinin gelişmesi için öncelikle denizi yalnızca bir ulaşım yolu olarak değil, stratejik bir güç alanı olarak görmemiz gerekir. Dünya ticaretinin büyük bölümü deniz yoluyla yapılıyor. Bu nedenle denizcilikte güçlü olmak, ekonomik olarak da güçlü olmak anlamına gelir. Karayoluna aşırı bağımlı bir lojistik yapımız var. Oysa kıyı taşımacılığı daha verimli, çevreci ve sürdürülebilir bir model olabilir. Limanlarımızı, demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla daha entegre hale getirmeliyiz.”
“Sektörün gelişimi için ortak akıl ve iş birliği şart”
“Türk bayraklı filonun güçlenmesi için uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir. Finansman, teşvik, mevzuat kolaylığı ve işletme maliyetleri bu noktada önemlidir. Denizcilik eğitimi sektörün geleceği açısından belirleyici rotadır. Gençlerin yalnızca gemide değil, sektörün farklı alanlarında da kariyer fırsatı olduğunu görmesi gerekir. İyi yetişmiş zabitler, mühendisler, gemi insanları, liman yöneticileri ve denizcilik profesyonelleri olmadan sektörün gelişmesi mümkün değildir. Gençlerin yalnızca gemide değil; tersane, liman, lojistik, sigorta, klas, deniz hukuku ve deniz teknolojileri gibi farklı alanlarında da kendilerine yer bulabileceğini anlatmamız gerekir. Denizcilik, tek başına bir kurumun ya da kişinin değil; kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket ederek geliştirebileceği bir alandır. Ortak akıl ve uzun vadeli vizyon olmadan sürdürülebilir başarı mümkün değildir.”
Kaptan Cengiz Karabüber’in değerlendirmesiyle Kaptan Baybora Yıldırım
“Kendisi gibi İTÜ Denizcilik Fakültesi mezunu, Uzak Yol Gemi Kaptanı bir babanın üç evladından en büyüğü olan ve denizci bir aileden gelen Baybora Yıldırım; iyi bir lider, örnek bir ekip arkadaşı, kader birliği ettiğim can yoldaşımdır ve kardeşim olarak uzun yıllar hayatımda özel bir yere sahiptir. Daha çocukluk yıllarında beybabamız Kaptan Alaattin Yıldırım’ın seferlerine eşlik ederek gemi ve deniz yaşantısını keşfetme fırsatı bulması, Baybora Yıldırım’ın mesleği sevmesinde ve ileride meslek tercihinde çok etkili olmuştur. Baybora Kaptan’ın denizcilik aşkı mesleğini severek yapmasını sağlarken, Türk denizcilik camiamıza da örnektir. Atatürkçü kimliği ve Cumhuriyet’e bağlılığı yine ailesinden gelen güçlü genlerle kendisine aktarılmış; Türk Kabotajı ve Türk Bayrağı gibi sembol değerlerde gösterdiği hassasiyetle kanıtlanmıştır. Denizi bıraktıktan sonra sivil toplum kuruluşlarındaki görevlerini daima başarıyla yerine getirmiştir. Türk Uzakyol Gemi Kaptanları Derneği, Türkiye Denizcilik Federasyonu, İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Derneği ve İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Sosyal Yardım Vakfı (DEFAV) gibi denizcilik sektörünün önemli kurumlarında aktif görevler üstlenen Baybora Yıldırım; şefkatli, insancıl, yaratıcı ve empati yeteneği yüksek özellikleriyle şirketimiz için de çok önemli bir kazançtır. Türk Kabotajı’nın 100. yılında, ne mutlu ki firmamız Nippon Paint Marine Türkiye de 10. yılını kutlamakta. İleri görüşlü Baybora Yıldırım, kendi deyimiyle “zamanı durdurduğu, dinlendiği ve yenilendiği” hobi garajına fırsat buldukça vakit ayırır. Koleksiyonerliği otomobil tutkusuyla başlamış; denizcilik objeleri ve diğer kıymetli eşyalarla adeta bir müze oluşturmuştur. 25 yıldır denizcilik sivil toplum örgütlenmesinde ve 10 yıldır iş hayatında aynı amaç ve hayal uğruna birlikte mücadele verdiğim, kader birliği ettiğim kardeşim Baybora Yıldırım’ın deniz kültürüne katkısının devam edeceğine de yürekten inanıyorum.”

