“Denizcilik, bir milletin ufka açılan yüzüdür”
Aret Taşçıyan ile Kabotaj, Deniz Sigortacılığı ve Gelecek Üzerine
Cumhuriyet’in denizcilik alanındaki en önemli kazanımlarından biri olan Kabotaj Hakkı’nın 100. yılı kutlanırken, Türk denizciliğine yarım asırdan fazladır yön veren bir isimle, Aret Taşçıyan ile denizle yoğrulmuş bir yaşamı konuştuk. Hem deniz sigortacılığının Türkiye’deki öncülerinden biri olan hem de Türk denizciliğini uluslararası arenada temsil eden Taşçıyan, “Deniz bir tutkudur; bir meslek değil, bir yaşam biçimidir” diyor.
“Denizcilik benim için hiçbir zaman bir meslek olmadı” diye başlıyor söze. “Bu bir yaşam biçimi, bir duruş, bir disiplindir. Çünkü deniz, insana sabrı, kararlılığı ve özgüveni öğretir. Hayatımın yarım yüzyıldan fazlası bu kültürün içinde geçti ve bugün hâlâ aynı heyecanı hissediyorum.”
“Kendimi Denizciliğin Kalbinde Buldum
1971’de Robert Academy, 1975’te ODTÜ mezunu olan Aret Taşçıyan, denizcilik sektörüne tesadüfen değil, kaderin yönlendirmesiyle girdiğini anlatıyor:
“Üniversiteden mezun olduktan sonra J.W. Whitall kontrolündeki VITSAN A.Ş.’de Lloyd’s acentesi ve P&I Kulüp muhabiri olarak çalışmaya başladım. Deniz sigortacılığı o dönemde Türkiye’de çok yeni bir alandı. Kısa sürede kendimi gemiler, hasarlar, deniz kazaları arasında buldum.”
Yaklaşık on yıl boyunca deniz sigorta hasarlarıyla ilgilendikten sonra sektördeki boşluğu fark etmiş:
“1984’te sigorta brokerliğine yöneldim. Piyasada bu alanda ciddi bir ihtiyaç vardı. Deniz sigortacılığı sadece rakamlarla değil, uluslararası ilişkilerle de ilgilidir. Ben o dönemde her dosyada bir hikâye, her gemide bir insanlık deneyimi gördüm.”
1980’li yıllar Türkiye’de denizciliğin kurumsallaşmaya başladığı bir dönemdi. Aret Taşçıyan, 1982’de Deniz Ticaret Odası’nın kuruluş çalışmalarına katılarak ilk meclis üyeleri arasında yer aldı. “O günlerde odamız sadece bir fikir olarak doğmuştu. Bugün denizciliğin kalbinin attığı yer haline gelmesi, hepimiz için büyük bir gurur vesilesi” diyor.

“Kabotaj, egemenliğimizin deniz üzerindeki ifadesidir”
Kabotaj konusuna geldiğimizde sesi biraz daha vurgulu çıkıyor. Konuya sadece teknik değil, tarihsel bir bilinçle yaklaşıyor:
“Kabotaj sözcüğü Fransızca caboterden gelir; kıyı boyunca taşımacılık yapmak anlamındadır. Ancak bizim için bu kelime, çok daha derin bir anlam taşır. Kabotaj hakkı, bir ülkenin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkının yalnızca o ülke vatandaşlarınca kullanılmasını öngörür. Yani kabotaj, denizlerdeki bağımsızlığımızın adıdır.”
Osmanlı döneminde bu hakkın yabancılarda olduğunu hatırlatıyor:
“Osmanlı İmparatorluğu döneminde iç taşımacılık bile yabancı bayraklı gemilerle yapılırdı. Kapitülasyonlar kalkınca Türkiye, Lozan Antlaşması’yla bu hakkı geri kazandı. 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile kendi denizlerimizde tam egemenlik sağladık. Atatürk’ün aynı günü bayram olarak ilan etmesi ise denizciliğe verdiği önemin en açık göstergesidir.”
“Atatürk’ün ‘Denizciliği Türk’ün büyük ulusal ülküsü olarak düşünmeli ve onu en kısa zamanda başarmalıyız’ sözü, hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. Çünkü kabotaj, sadece ekonomi değil, bir ulusal bilinç meselesidir.”
“Dünyada 105 ülke kabotaj uyguluyor, biz hâlâ yeterince korumuyoruz”
Taşçıyan’a göre, Türkiye’nin Kabotaj Kanunu tarihi işlevini yerine getirmiş olsa da bugünün koşullarına göre güncellenmeli:
“Kabotaj Kanunumuz ilan edildiğinde ülkenin gemi inşa gücü sınırlıydı. O dönemde önemli bir koruma sağladı. Ancak günümüzde aynı etkiyi göstermiyor. Örneğin ABD’nin 1920 tarihli Jones Act yasası bizimkinden çok daha korumacıdır. Bizde bir gemiye Türk bayrağı çekmek yeterli sayılıyor. ABD’de ise o geminin Amerika’da inşa edilmesi, ABD’li mürettebatla çalıştırılması ve ABD vatandaşlarınca işletilmesi gerekir.”
“2018’de kabotaj kanunu uygulayan ülke sayısı 91’di, bugün 105’e yükseldi. Bu ülkeler dünya sahillerinin yüzde 85’ini kontrol ediyor. Bu tablo bile kabotajın sadece ekonomik değil, jeopolitik bir strateji olduğunu kanıtlıyor. Türkiye’nin de bu bilinçle kendi kabotaj hakkını daha güçlü koruması gerekir.”
“Türk P&I, Türk denizciliğinin gururudur”
Aret Taşçıyan, kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Türk P&I Sigorta A.Ş.’nin kuruluş sürecini anlatırken gurur duyuyor:
“Türk P&I, Türkiye’de büyük bir boşluğu doldurdu. Daha önce denizcilerimiz, özellikle boğazlarda yolcu taşıyan tekneler veya balıkçılar, sigortalarını yabancı firmalara yaptırıyordu. Kaza olduğunda İngiliz kanunlarına göre yargılanmak zorundaydılar. Biz Türkçe poliçe düzenleyip Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde hizmet vererek denizcilerimize ulusal düzeyde güvence sağladık.”
“Kuruluş sırasında dönemin Ulaştırma Bakanı’na şöyle demiştim: ‘Bir gün gelecek, Türk P&I uluslararası sigorta piyasasında Türk bayrağını gururla dalgalandıracak.’ Bugün bu gerçekleşti. Prim gelirlerimizin yüzde 60’ından fazlası yabancı bayraklı gemilerden geliyor. Sözüme sadık kalmanın mutluluğunu yaşıyorum.”
Türk P&I’ın sadece ekonomik değil, kültürel bir kazanım olduğuna inanıyor:
“Bu şirket, sadece sigorta üretmedi; denizcilerimize özgüven kazandırdı. Artık bir Türk denizcisi kendi ülkesinin güvencesiyle yola çıkabiliyor. Bu çok kıymetli bir duygu.”
“İlhamımı disiplinden, dürüstlükten aldım”
Taşçıyan, gençlik yıllarına dönerken minnetle anıyor:
“Meslek hayatımda üzerimde en büyük etkiyi yaratan kişi Roland James Whittall’dı. Bana deniz sigortacılığını sevdiren, bu işi bir ahlak meselesi olarak görmeyi öğreten kişiydi. Londra’daki sigortacılar bile onun bilgisini saygıyla anar. Ayrıca Av. Metin Baran, Av. İzzet Hatem ve Av. Kaptan Gündüz Aybay gibi değerli hukukçulardan da çok şey öğrendim. Onların çizdiği etik sınırlar, bugün hâlâ rehberimdir.”
“İyi bir denizci olmadan iyi bir kaptan olamazsınız”
Konu gençlere geldiğinde, sözcüklerindeki kararlılık hemen fark ediliyor:
“Denizcilik fakültelerinde okuyan gençlerimize hep aynı şeyi söylüyorum: Mezun olur olmaz bir ofiste masa başı işi aramayın. Bu meslek, denizle iç içe yaşanarak öğrenilir. Denizci disiplini, deniz örf ve adetleri kitaplardan değil, bizzat dalgaların içinden öğrenilir.”
“İyi bir mühendis ya da iyi bir kaptan olmadan önce iyi bir denizci olmanız gerekir. Denizci olmanın temelinde sabır, disiplin ve dayanışma vardır. Bunları edinmeden ofis duvarları arasında başarı elde edemezsiniz.”
“Unutmayın, iyi bir denizci olarak tanınmak, en büyük mesleki onurdur. İsminizin yanında ‘denizci’ sözcüğü gururla anılıyorsa, doğru yoldasınız demektir.”
“Denizcilik, Cumhuriyet’in ufka bakan yüzüdür”
Röportajın sonunda Aret Taşçıyan, hem geçmişe hem geleceğe aynı cümlede bakıyor:
“Cumhuriyet’in bize bıraktığı en büyük miraslardan biri denizcilik bilincidir. Kabotaj Kanunu bunun en anlamlı simgesidir. Biz, denizcilikte sadece bir ekonomik alan değil, bir ulusal karakter görüyoruz. Çünkü deniz, özgürlükle eş anlamlıdır. Türkiye bu bilinci koruduğu sürece her zaman ileri gidecektir.”
“Benim dileğim şu: Bir gün kabotaj hakkından yararlanabilmek için bir geminin Türk P&I tarafından sigortalanmış olması şart koşulsun. Bu zaten fiilen gerçekleşiyor. O gün geldiğinde, Türk denizciliği tam anlamıyla kendi ayakları üzerinde duracak.”
Bir ömürlük deniz hikâyesi
Bugün Lockton’ın Global Marine Yönetim Kurulu üyesi olarak hem Türkiye’ye hem dünyaya hizmet eden Aret Taşçıyan, sözlerini mütevazı bir cümleyle tamamlıyor:
“Denizcilik, bir milletin ufka açılan yüzüdür. Benim yolum denizle başladı, hâlâ o ufka doğru yürüyorum. Eğer bir gün genç bir denizciye cesaret, özgüven veya bilinç kazandırabildiysem, hayatımın en doğru seyrini izlemişim demektir.”

Ülkem Gürdeniz’in Gözünden Aret Taşçıyan
Denizcilik dünyasında bazı isimler vardır ki yalnızca yaptıkları işle değil, temsil ettikleri değerlerle de bir döneme damga vururlar. Türk deniz sigortacılığı alanında yarım asırlık emeğiyle böyle bir iz bırakan isimlerden biri de Aret Taşçıyan’dır.
Denizcilik sektörünün yakından tanıdığı isimlerden Ülkem Gürdeniz, Taşçıyan’ı anlatırken onu yalnızca bir meslek büyüğü olarak değil, aynı zamanda denizcilik kültürüne yön veren bir duayen olarak tanımlıyor:
“Değerli büyüğüm Aret Taşçıyan, meslek hayatında yarım asrı geride bırakmış çok kıymetli bir duayendir. Bu uzun yolculukta kendisiyle 22 yıl boyunca omuz omuza çalışma imkânına erişmiş biri olarak kendimi son derece şanslı hissediyorum. Kariyerimin henüz ilk yıllarında yollarımızın kesişmesi, deniz sigortacılığını yalnızca bir meslek değil aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak görmemi sağladı. Attığım her adımda onun engin tecrübesinin ve geniş bakış açısının izlerini hissetmek, benim için her zaman büyük bir güven ve ilham kaynağı oldu.”
“DENİZCİLİĞE MİLLİ BİR VİZYONLA BAKAN ÖNCÜ İSİMLERDEN BİRİDİR”
Gürdeniz’e göre Aret Taşçıyan’ın sektöre katkısı yalnızca ticari başarılarla sınırlı değil. Onun asıl farkı, Türk denizciliğine uzun vadeli ve milli bir perspektiften bakabilmesinde yatıyor:
“Türk denizciliğinin gelişimi için yalnızca ticari büyümeyi değil, aynı zamanda deniz kültürünün toplumun tüm kesimlerine yayılmasını güçlü biçimde savunan öncü isimlerden biridir. Kabotajın Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı ve denizcilik kapasitesinin sürdürülebilir biçimde güçlenmesi açısından stratejik bir kazanım olduğunu her zaman vurgulamaktadır. Aret Bey’in sektöre bakışı, kısa vadeli piyasa dinamiklerinden ziyade uzun vadeli ve milli bir denizcilik vizyonu üzerine kuruludur. Türkiye’de deniz sigortacılığı bilincinin yerleşmesine, gelişmesine ve milli servetin korunması adına bu mesleğin değerinin anlaşılmasına öncülük etmesi, onun sektöre bıraktığı en kalıcı miraslardan biridir.”
“TECRÜBESİNİ ZARAFETLE HARMANLAYAN BİR LİDER”
Aret Taşçıyan’ın kişiliğini anlatırken onun mütevazı ve zarif liderlik tarzına özellikle dikkat çeken Gürdeniz, bu özelliklerin onu sektör içinde yalnızca saygı duyulan değil, aynı zamanda sevilen bir isim haline getirdiğini söylüyor:
“Benim için Aret Bey yalnızca ilham veren bir sektör büyüğü değil; denize, mesleğe ve hayata daha geniş bir perspektiften bakmayı öğreten çok kıymetli bir yol göstericidir. 50 yıllık saygın kariyerine rağmen ilk günkü enerjisini, titizliğini ve başarma arzusunu koruması tüm sektör paydaşları için sessiz ama çok güçlü bir örnek teşkil etmektedir. Uluslararası piyasalarda yarattığı saygınlık ve temsil ettiği duruşla, Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş ve zarif ‘Cumhuriyet Beyefendisi’ kimliğini en güzel şekilde yaşatan nadir isimlerden biridir.”
Ülkem Gürdeniz’e göre Aret Taşçıyan, yalnızca geçmişte yaptıklarıyla değil, geleceğe bıraktığı mirasla da Türk denizciliği için önemli bir referans noktası olmaya devam ediyor.

