Deniz Hukukçusu Selçuk Esenyel: “Denizde hukuk her şeyden önce insanı korur”
Türkiye’nin denizcilik tarihinde bir dönüm noktası olan 815 sayılı Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girdiğinde yalnızca teknik bir düzenleme getirmedi; Cumhuriyet’in ekonomik egemenliğini denizlerde de tesis eden güçlü bir irade ortaya koydu. Türkiye’nin kıyı ve iç sularındaki deniz ticareti faaliyetlerini Türk bayrağına ve Türk vatandaşlarına tahsis eden bu kanun, aynı zamanda ulusal denizcilik politikasının temel taşlarından biri oldu.
2026 yılında Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında, bu tarihi kazanımın yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil; bugün de denizcilik politikalarını belirleyen canlı bir hukuk düzeni olduğu vurgulanıyor. Deniz ticareti hukuku alanında çalışan Esenyel & Partners Hukuk Bürosu’nun kurucu ortağı Avukat Selçuk Esenyel de kabotajı bu geniş çerçevede değerlendiren isimlerden biri.
Denizcilik kültürü içinde yetiştiğini anlatan Esenyel, meslek hayatının merkezinde denizin yer aldığını belirtiyor ve kendisini şöyle tanıtıyor:
“Mesleğimin merkezinde her zaman deniz oldu; çünkü denizcilik disipliniyle yetiştim ve hukuku da bu disiplinin içinde öğrendim. Babamın mesleği dolayısıyla Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulundum; farklı şehir ve ülkelerde eğitim gördüm. Lisans eğitimimi Türkiye’de tamamladıktan sonra İngiltere’de deniz ticareti hukuku üzerine yüksek lisans yaptım ve sonrasında tamamen denizcilik alanına yoğunlaştım.”
Bugün hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde deniz ticareti, sigorta ve ticaret hukuku alanlarında çalıştığını ifade eden Esenyel, özellikle uluslararası sözleşmeler, taşıma ilişkileri ve kriz yönetimi konularında danışmanlık verdiğini söylüyor.
Meslek hayatında kamuoyunun yakından tanıdığı bazı kritik dosyalarda görev aldığını da hatırlatan Esenyel, özellikle denizcilikte kriz yönetiminin önemine dikkat çekiyor:
“Bugün hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde deniz ticareti, sigorta ve ticaret hukuku alanlarında çalışıyor; özellikle uluslararası sözleşmeler, taşıma ilişkileri ve kriz yönetimi konularında danışmanlık veriyorum. Kamuoyunun yakından tanıdığı dosyalardan biri, Nijerya açıklarında kaçırılan Paksoy-1 gemisi mürettebatının güvenli biçimde yurda dönüş süreciydi. Bu olay benim için yalnızca hukuki bir dosya değil; insan hayatının, kriz yönetiminin ve denizcilik pratiğinin nasıl iç içe geçtiğini gösteren bir sınavdı.”
Bu deneyimin mesleki yaklaşımını da şekillendirdiğini belirten Esenyel, deniz hukukunun yalnızca kurallardan ibaret olmadığını şu sözlerle anlatıyor:
“Bu meslekte iki kavramı rehber edindim: soğukkanlılık ve sorumluluk. Çünkü denizde hukuk, her şeyden önce insanı korur.”
KABOTAJ: DENİZDE EGEMENLİĞİN HUKUKİ İFADESİ
Selçuk Esenyel’e göre kabotajı yalnızca bir taşımacılık düzenlemesi olarak görmek meseleyi eksik okumak anlamına geliyor. Ona göre kabotaj bir devletin denizlerdeki egemenliğinin ekonomik ve idari tezahürüdür.
“Kabotajı yalnızca bir ‘taşıma izni’ olarak görmek meseleyi fazlasıyla daraltır. Oysa kabotaj, denizde egemenliğin ticari ve idari tezahürüdür. Kavramın kökeni Fransızca ‘caboter’ fiiline dayanır; kıyı boyunca dikkat ve tecrübe gerektiren seyri anlatır. Bu bile bize şunu hatırlatır: kıyı sadece coğrafya değil, stratejidir. Dünya uygulamalarına baktığımızda kabotajın Türkiye’ye özgü bir korumacılık olmadığını görürüz. Avrupa Birliği’nde farklı yoğunluklarda kabotaj rejimleri vardır. Hatta serbest piyasanın simgelerinden biri olarak görülen ABD’de dahi Merchant Marine Act of 1920 (Jones Act) son derece katı kurallar öngörür. Demek ki mesele ideolojik değil; ulusal çıkar hesabıdır.”
Türkiye açısından bakıldığında ise Kabotaj Kanunu’nun temelinde Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık vizyonunun bulunduğunu ifade ediyor:
“Türkiye açısından bakıldığında, Mustafa Kemal Atatürk’ün hedefi açıktı: kapitülasyonlarla zedelenmiş ekonomik egemenliği yeniden tesis etmek ve denizcilikte yerli kapasiteyi inşa etmek.”
Bu sürecin hukuki temelinin Lozan Barış Antlaşması ile atıldığını hatırlatan Esenyel şöyle devam ediyor:
“Bu sürecin hukuki ön şartı, Lozan Barış Antlaşması’nın 28. maddesiyle kapitülasyonların kaldırılmasıydı. Ardından 1926’da 815 sayılı Kabotaj Kanunu kabul edilerek kıyı taşımacılığı ve liman hizmetleri Türk bayrağına ve Türk vatandaşlarına tahsis edildi. Benim için kabotaj, deniz üzerindeki bağımsızlık beyannamesidir. Sadece gemiyi değil; tersaneyi, sigortayı, insan kaynağını, liman işletmeciliğini ve deniz emniyetini aynı stratejik çerçevede düşünmeye zorlayan bir düzenlemedir.”
KABOTAJ KANUNU’NUN HUKUKİ KAZANIMLARI
815 sayılı Kabotaj Kanunu’nun Türkiye’ye sağladığı en temel kazanımın egemenlik alanını net biçimde tanımlaması olduğunu belirten Esenyel, bu kazanımların birkaç başlık altında değerlendirilebileceğini söylüyor:
“815 sayılı Kanun’un temel kazanımı, kabotajı bir egemenlik alanı olarak tanımlamasıdır. Türkiye sahillerinde bir noktadan diğerine yük ve yolcu taşınması ile liman içi ve limanlar arası çekme, kılavuzluk ve benzeri hizmetler Türk bayrağı taşıyan deniz araçlarına tahsis edilmiştir. Bu sadece bayrak meselesi değil, egemenlik meselesidir.”
Kanunun kapsamının oldukça geniş olduğunu da hatırlatıyor:
“Düzenleme yalnızca deniz kıyılarıyla sınırlı değildir; nehirler, göller, Marmara havzası ve boğazlar dâhil iç sularda yürütülen ticari faaliyetleri de kapsar.”
Bir diğer önemli kazanım ise denizcilik mesleklerinin korunmasıdır:
“Su ürünleri avcılığı, kurtarma-yardım ve enkaz kaldırma, dalgıçlık, arayıcılık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık ve tayfalık gibi gemiadamlığı meslekleri ile iskele-rıhtım işleri yabancılara kapatılarak istihdam ve uzmanlık alanı ulusal zeminde korunmuştur.”
Bununla birlikte kanunda istisnalar için de kamu denetimi öngörüldüğünü ifade ediyor:
“Zorunlu ve geçici hâllerde yabancı kurtarma gemilerinin çalıştırılması ya da yabancı uzman istihdamı yürütmenin iznine bağlanmıştır. Böylece istisnanın kural hâline gelmesi engellenmek istenmiştir.”
Esenyel’e göre Kabotaj Kanunu’nun önemi yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ulusal güvenlik ve kriz yönetimi açısından da stratejiktir.
“Özetle Kabotaj Kanunu yalnızca ekonomik bir koruma aracı değil; deniz emniyeti, ulusal güvenlik ve kriz dönemlerinde kendi kendine yeterlilik gibi stratejik katmanları olan bir kamu düzeni tercihidir.”
KABOTAJ HAKKI NE KADAR ETKİN KULLANILIYOR?
Selçuk Esenyel’e göre Türkiye kabotaj hakkına sahip olsa da bu hakkın potansiyelinin tam olarak kullanıldığını söylemek zor. Sözlerine şöyle devam ediyor:
“Öncelikle doğru teşhisi koymak gerekir: Kabotaj hakkı geniştir; ancak tam kapasite kullanıldığını söylemek zordur. “Üç tarafı denizlerle çevriliyiz” ifadesi coğrafi olarak doğru olsa da denizi ekonomik ve kültürel olarak içselleştirmediğiniz sürece bu söz bir slogandan öteye geçmez.”
Özellikle kıyı taşımacılığı alanında ciddi bir potansiyelin bulunduğunu belirtiyor:
“Kıyı hatlarında düzenli yük ve yolcu taşımacılığının potansiyeline ulaşamadığı görülüyor. 2000’li yılların başından itibaren kamunun düzenli yolcu taşımacılığından çekilmesiyle İstanbul–İzmir ve İstanbul–Trabzon gibi stratejik ve sosyal önemi yüksek bazı klasik hatlar sürdürülebilir biçimde işletilemedi ve fiilen sona erdi. Oysa kabotaj sadece ticari kârlılık meselesi değildir; kamu yararı ve süreklilik gerektirir.”
Liman hizmetleri konusunda da dikkatle yönetilmesi gereken alanlar bulunduğunu ifade ediyor:
“Bir diğer kritik alan, liman güvenliği ve verimliliği açısından hayati öneme sahip kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleridir. Liman özelleştirmeleri ve yabancı ortaklık yapıları sonrasında Kabotaj Kanunu’nun ruhuyla tam örtüşmeyen bazı gri alanlar oluşmuştur. Personelin Türk vatandaşı olması tek başına yeterli değildir; hizmetin organizasyonu, denetimi ve çıkar çatışması riskleri de dikkatle yönetilmelidir.”

KABOTAJIN GELECEĞİ İÇİN ÖNERİLER
Selçuk Esenyel’e göre kabotajın etkin biçimde kullanılabilmesi için denizcilik politikalarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekiyor. Somut önerilerini şu başlıklarda topluyor:
“Kısa mesafe deniz taşımacılığı teşvik edilmeli, kamu-özel denge modeliyle sürdürülebilir hatlar kurulmalıdır. Kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri güçlü kamu denetimine açık ve bağımsız bir kurumsal yapıda yürütülmelidir. Liman–gümrük–gemi süreçlerinde dijitalleşme hızlandırılmalıdır. Yeşil dönüşüm için finansman ve teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir. Denizcilik eğitiminde uygulama ve dil yeterliliği güçlendirilmelidir. Türk bayrağının tescil ve finansman süreçleri rekabetçi hâle getirilmelidir. Kısacası kabotaj, takvimde kutlanan bir gün değil; stratejik bir ekonomi-politik tercihtir. Asıl mesele, bu tercihi sahada yaşatabilmektir.”
GENÇLERE MESLEKİ TAVSİYELER
Selçuk Esenyel, denizcilik ve deniz hukuku alanında çalışmak isteyen gençlere de üç temel öneride bulunuyor:
“Gençlere üç temel önerim var; temele hâkim olun. Deniz ticareti, taşıma hukuku, sigorta ve uluslararası sözleşmeler alanında sağlam bir altyapı kurun. İngilizce bu meslekte lüks değil, zorunluluktur. Sahadan kopmayın. Denizin ritmini bilmeyen deniz hukukçusu eksik kalır. Dosya okumak önemlidir; ancak rıhtıma inmeden dosya da eksik okunur. Etik duruşu koruyun. Kriz anında soğukkanlı kalabilmek, çoğu zaman akademik başarıdan daha değerlidir. Çünkü denizde mesele yalnızca haklı-haksız değil, çoğu zaman can güvenliğidir. Bu meslek zekâ kadar dayanıklılık ve karakter ister. Deniz bunu affetmez; hukuk da etmemelidir.”
“KABOTAJ GELECEĞE VERİLEN BİR TAAHHÜTTÜR”
Selçuk Esenyel’e göre Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı yalnızca geçmişe dönüp bakmak için değil, aynı zamanda geleceğe dair sorumlulukları hatırlamak için de önemli bir fırsat.
Kabotajın hâlâ canlı ve stratejik bir hukuk düzeni olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:
“Kabotaj Kanunu bir müze eseri değil; deniz emniyeti, millî güvenlik, istihdam ve rekabet gücü gibi başlıkları içinde barındıran canlı bir kamu düzeni tercihidir. Türk denizciliğinin sürdürülebilir gücü; iyi yetişmiş insan kaynağı, dijital ve yeşil dönüşüm ile öngörülebilir hukukun birleşiminden doğacaktır.”
Son sözünde ise mesleğin temel sorumluluğunu hatırlatıyor:
“Biz hukukçuların görevi ise ticaretin hızını kesmeden adaleti ve emniyeti aynı çizgide tutmaktır.”
Ve Kabotaj’ın yüzüncü yılına yakışır bir cümleyle söyleşiyi tamamlıyor:
“Kabotajı kâğıtta değil, sahada büyüten herkese saygıyla.”
Avukat Türker Yıldırım Bakış Açısıyla Selçuk Esenyel
“Selçuk Esenyel’i anlatmak, yalnızca bir hukukçuyu tarif etmek değil; bir duruşu, bir terbiyeyi ve bir meslek anlayışını tarif etmektir. Aynı çatı altında çalıştığım yıllar boyunca gördüm ki onun mesleği icra ediş biçimi, teknik bilginin ötesinde bir yerde başlar. Disiplinle yoğrulmuş bir akıl, karar anında tereddütsüz bir netlik ve her şeyin üzerinde tutulan bir sorumluluk duygusu… Bunlar onda birbirini tamamlayan, yerleşmiş hasletlerdir. İkimiz de asker çocuğuyuz. Bu ortak geçmiş, kelimelere dökülmeyen bir anlayışı da beraberinde getiriyor. Ancak Selçuk Bey’de bu disiplin, Cumhuriyet’e ve Atatürk’ün ortaya koyduğu ilkelere duyulan derin bir bağlılıkla birleşerek daha geniş bir anlam kazanıyor. Bu bağlılık onun için bir söylem değil; mesleki reflekslerini belirleyen, yön tayin eden bir iç pusuladır. Benim için Selçuk Esenyel yalnızca bir meslek büyüğü değil, aynı zamanda bir ağabeydir. Zor anlarda sergilediği sükûnet, karmaşık meseleleri sadeleştiren yaklaşımı ve insanı merkeze alan bakışı, birlikte çalışan herkes üzerinde iz bırakır. Ondan yalnızca hukuku değil, meseleye nasıl bakılması gerektiğini öğrenirsiniz. Bilgisini paylaşmaktan kaçınmayan, genç hukukçulara alan açan ve onları gerçekten yetiştirmeyi önemseyen yaklaşımı ise onun mesleğe yalnızca bugünden değil, gelecekten de baktığını gösterir. Selçuk Esenyel’i tanımlamak gerekirse; mesleki kudret ile insani derinliği aynı çizgide taşıyabilen, çalıştığı insanlara yalnızca iş değil, bir bakış kazandıran nadir hukukçulardan biri olduğunu söylemek yerinde olacaktır.”

