Ömür Öztaşkın ile Türk Kabotajı’nın 100. yılına doğru bir yaşam hikâyesi: “Denizcilik bir meslek değil, bir yaşam biçimidir”
Cumhuriyet’in denizlerdeki bağımsızlığının simgesi olan Kabotaj Bayramı 100. yaşına giriyor. Yüzyıllık bu kazanım, yalnızca bir hukuk maddesinin değil, bir milletin denizle kurduğu bağın, özgürlük ve egemenlik iradesinin sembolü. Tam bir asırdır, bu toprakların çocukları kendi denizlerinde kendi bayraklarıyla yol alıyor. Ve bu yolculuğun sessiz kahramanları, yıllarını denizlere adamış kaptanlar, kılavuzlar, deniz sevdalıları…
O isimlerden biri de Türk denizciliğinin hafızasında önemli bir yere sahip olan Ömür Öztaşkın. Karşıyaka’da başlayan çocukluk hayalleri, Yüksek Denizcilik Okulu sıralarında mesleğe dönüşmüş; gemi kaptanlığından kılavuz kaptanlığa, oradan akademiye uzanan bir ömür boyu deniz yolculuğuna evrilmiş. Yarım asra yaklaşan meslek hayatında hem denizlerde rota çizmiş hem de genç denizcilere pusula olmuş.
“Denizcilik bir meslek değil, bir aidiyet duygusudur. Denizle bağ kurduğunuzda, bu bağ sizi bir ömür boyunca bırakmaz” diyen Öztaşkın, Kabotaj Bayramı’nın 100. yılında yalnızca kendi hikâyesini değil; denizciliğin bir ulus için ne ifade ettiğini de anlatıyor.
KARŞIYAKA’DAN AÇILAN UFUK
“Kendinizi nasıl tanımlarsınız?” sorusuna verdiği yanıtla başlıyor bu uzun yolculuğun hikâyesi. Öztaşkın, denizle bağını çocukluk yıllarına uzanan bir içtenlikle anlatıyor:
“İlk ve orta tahsilimi Karşıyaka-İzmir’de tamamladıktan sonra 1964 yılında Yüksek Denizcilik Okulu’na girdim ve 1968 yılında mezun oldum. 1967 yılında güverte stajyeri olarak girdiğim D.B.Deniz Nakliyatı T.A.Ş.’den gemi kaptanı olarak 1981 yılında ayrıldım. Daha sonraki yıllar ağırlıklı olarak Türkiye Denizcilik İşletmeleri T.A.Ş.’de kılavuz kaptan ve özel bir denizcilik şirketinde ofiste görevli olarak geçti. 2010 yılı sonunda, kılavuz kaptan olarak yaş haddinden emekli oldum.”
Karşıyaka’dan çıkan küçük bir çocuğun denizle başlayan serüveni; uzun deniz seferleri, kıyıda kamu görevleri, özel sektör deneyimleri ve akademik sorumluluklarla birleşince, bir yaşam öyküsü ortaya çıkıyor.
“Denizcilik, mesleğin ötesinde bir aidiyet duygusudur.”
KABOTAJ: HUKUKÎ BİR HAK, KÜLTÜREL BİR UYANIŞ
Kabotaj hakkının ne ifade ettiği sorulduğunda, Öztaşkın’ın cevabı denizcilik tarihimizin özünü yansıtıyor:
“Kabotaj hakkı, tüm karasularımız, göllerimiz ve iç sularımızda, taşımacılıktan başlayarak yapılagelen tüm denizcilik ve ilgili faaliyetlerin sadece Türk uyruklu özel ve tüzel kişilere ait kanun metnindeki deyimiyle ‘münhasır’ olmasıdır. Kabotaj hakkı kapsamındaki faaliyetlerin neredeyse tamamı, Kabotaj kanunu öncesi ecnebi şirketler ve Türk uyruklu olmayan kişiler tarafından yapılmaktaydı. Bu bakımdan kapitülasyonların bir uzantısıydılar. Kabotaj kanununda sayılan tüm faaliyetlerin Türk uyruklu özel ve tüzel kişilere geçmesiyle, toplumun denizciliğe yönelmesi sağlanmıştır.”
Öztaşkın’a göre bu kazanım yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda bir kimlik ve bağımsızlık hamlesidir. Kabotajın 100. yılında yapılması gerekenleri de hatırlatıyor: “Hakkın korunması ve kültürün tabana yayılması şart.”

EĞİTİM, USTALAR VE ÖĞRETME TUTKUSU
Uzun yıllar deniz görevlerinde yer aldıktan sonra akademiye geçen Öztaşkın, mesleki birikimini gençlere aktarmayı bir görev olarak görmüş:
“Gemilerde çalıştığım yıllarda, hangi rütbede olursam olayım, gemime gelen stajyerler ile ilgilenmeyi bir görev sayardım. Okulda öğretmenlik yapmak bana bu görevin devamı gibi gelmişti. Genç kardeşlere bir şeyler öğretmek bana her zaman haz vermiştir. Dilerim ki bu konuda başarılı olabilmişimdir.”
İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yaptığı yıllar, onun kariyerinde özel bir yer tutuyor. Eğitimci kimliği, mesleğe duyduğu sevginin doğal bir uzantısı olmuş.
DENİZDE HAYAT KURTARAN KURALLAR: ÇATIŞMAYI ÖNLEME
Denizcilik eğitiminin en kritik alanlarından biri olan Denizde Çatışmayı Önleme Kuralları (COLREGs), Öztaşkın’ın hem akademik hem pratik hayatında özel bir yer tutuyor. 1995 yılında başlayan bu serüveni kendi sözleriyle aktarıyor:
“Vardiya Standartları dersine başladığımda, yeni müfredatın ağırlıklı olarak Denizde Çatışmayı Önleme Kurallarına dayandığını gördüm. Müfredatta önerilen kitapları ve denizde karşılaştığım olayları da öğrencilerime aktararak derslere devam ettim.
Kuralların yanlış ya da eksik uygulanması çok ciddi can kayıplarına neden olabilir. Kuralları sadece ezberlemek yetmez; yaşanmış olaylardan ders almak gerekir.”
Bu yaklaşım, denizcilik eğitiminde pratik bilgi ile teorinin birleşmesi gerektiğinin altını çiziyor.
“ALAATTİN AĞABEYİ SESSİZCE TAKİP ETTİM”
Meslek hayatında örnek aldığı isimleri anarken ses tonu saygı dolu. Gençlik yıllarında staj yaptığı gemideki büyüklerini hâlâ unutmadığını anlatıyor:
“27 Mayıs gemisinde kaptanım Kemal Gürdal, ikinci kaptanım Alaattin Yüksel’di. O yıllarda kaptanla stajyer arasındaki mesafe büyüktü ama Alaattin ağabeyi sessizce takip ettim. Mesleği öğrenmenin yolu bu stajla başlıyordu. Mezun olduktan sonra da aynı gemiye 3. Zabit olarak atandım. Yıllar sonra Alaattin ağabey kaptan, ben 2. kaptan olarak Rauf Bey tankerinde çalışacaktık.”
Ağabeylerinden, ustalarından öğrendiklerini bugüne taşımış. “Yukarıda andığım tüm kıymetli ağabeylerimi, ustalarımı minnetle anıyorum” diyor.
GENÇLERE MESAJ: “SEVDİĞİNİZ MESLEĞİ SEÇİN”
Gençlere seslenmeyi de ihmal etmeyen Ömür Öztaşkın onlara şu tavsiyeleri verdi:
“Üniversiteye giriş herkesin istediği şekilde sonuçlanamayabilir ama gençler sevdikleri branşları seçsinler. İstenmeyen bir branşta eğitim, kişiyi hayat boyu mutsuz kılabilir. Ailemde hiç denizci yoktu ama ben çocuk yaşta denizci olmayı hayal etmiştim. Eğer seviyorsanız bu mesleği, öneririm. Çünkü denizcilik, severek yapılması gereken bir meslek. Başarının sırrı da mesleğini severek çok çalışmaktır.”
SON SÖZ: BİR MİRASIN ÇAĞRISI
Ömür Öztaşkın’ın hayatı, Kabotaj Kanunu’nun yarattığı fırsatların bir örneği. Onun sözleri yalnızca bir denizcinin anıları değil, gelecek kuşaklara bırakılan bir çağrı niteliğinde:
“Deniz bizim kimliğimizdir; onu korumak, yaşatmak ve geliştirmek gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük mirastır.”

Sedat Tenker’in gözünden Ömür Öztaşkın
Türk kılavuzluk camiasında bilgi, disiplin ve meslek etiğiyle anılan isimlerden biri olan Ömür Öztaşkın, yalnızca yaptığı kılavuzluklarla değil; yetiştirdiği meslektaşları ve denizcilik hukukuna bıraktığı katkılarla da iz bırakan bir isim. Onu meslek hayatının en başından itibaren yakından tanıma ve birlikte çalışma fırsatı bulan Sedat Tenker’e göre, Öztaşkın “sahada örnek olan, masada ise titizliğiyle yol gösteren” bir kaptan.
Sedat Tenker, Çanakkale Boğazı’ndaki kılavuzluk stajının ilk gününü anlatırken, mesleki duruşunu şekillendiren o ilk karşılaşmaya özellikle dikkat çekiyor:
“Çanakkale Boğazı kılavuzluk stajına başladığımda ilk gemiye Ömür ağabey ile birlikte çıkmıştım. Gemiye binişini, kılavuzlamasını ve ayrılışını dikkatle izledim. O geçiş, tüm kılavuzluk hayatım boyunca bana örnek oldu. Şartlar elverdiğince kılavuzlanacak gemiye en erken pozisyonda binip en uzak pozisyonda inmeye çalıştım. Tüm seyir boyunca tamamen seyre konsantre oldum ve gemi köprü üstü timine de aynı duyguyu vererek kılavuzlamaya gayret ettim.”
Yıllar sonra yolları bu kez bir bilirkişilik göreviyle yeniden kesişmiş. Çanakkale Boğazı’nda yaşanan bir çatışma olayında, gemilerin kusur oranlarını belirlemek üzere birlikte görevlendirildiklerinde, Sedat Tenker için bu çalışma hem mesleki hem de öğretici bir dönüm noktası olmuş:
“Sonraki senelerde Çanakkale Boğazı’nda yaşanan bir çatışma olayı ile ilgili olarak gemilerin kusur oranlarını belirlemek üzere Ömür ağabey ile birlikte bilirkişi olarak tayin edildik. Raporu hazırlayabilmek için sadece Mahkemede bulunan dosyaları ve ifadeleri inceleyebildik. Bu benim ilk bilirkişiliğimdi. Ömür ağabeyin ayrıntılı ve dikkatli sistemi ile çalışmaya başladık. Çatışma ile ilgili genel tespitler, çatışma olayına doğru gelişen olaylar ve çatışma gününde her iki geminin de uygulamak yükümlülüğünde olduğu kuralları Ömür ağabeyin önderliğinde incelemeye başladık. DÇÖT’de belirtilen “gözcülük”, “emniyetli hız”, “radar kullanımı”, “manevra yapabilme yeteneği”, “dar kanallar” gibi kuralları her iki gemi için de tüm ayrıntıları ile araştırarak gemilerin kusur oranlarını yoğun bir çalışma sonucunda belirleyip 15 sayfalık bir raporla Mahkemeye sunduk.”
Bu sürecin, Tenker’in kendi kılavuzluk pratiğine de doğrudan yansıdığını özellikle vurguluyor:
“Raporda sorguladığımız hususları, sonrasında kılavuzladığım gemilerde de sorgulamaya başladım. Zorlandığım anlar oldu ama sonuçta kurallara çok daha bilinçli yaklaşır hale geldim. Mesleğimi o anlayışla sürdürdüm. Katkıların için sağ olasın ağabey”
Sedat Tenker’e göre Ömür Öztaşkın’ın katkıları sahayla sınırlı değil. DÇÖT kurallarının yorumlanması ve uygulanmasında dikkat edilmesi gereken ayrıntıları ele alan, yaşanmış olaylar ve bu olaylara ilişkin mahkeme kararlarını irdeleyen çok sayıda makalesi de Denizcilik Dergisi’nde yayımlandı.
“Kalemine sağlık sevgili ağabeyim,” diyerek sözlerini tamamlayan Tenker, Öztaşkın’ın ardında bıraktığı mesleki mirasın, denizcilik camiasında uzun yıllar yol gösterici olmaya devam edeceğini ifade ediyor.

