Denizcilik, sadece o uçsuz bucaksız mavi örtünün üzerinde binlerce tonluk çelik yığınlarını yüzdürmekten, limanlar arasında rotalar çizmekten ya da ticari navlun hesapları yapmaktan ibaret değildir; denizciliğin asıl kalbi ve ruhu, o büyülü su kütlesinin altındaki muazzam, sessiz ve bir o kadar da kırılgan yaşamı hissedebilmekte gizlidir. Kabotaj Kanunu ile kendi sularımızda kazandığımız egemenliğin, sadece yüzeydeki gemilerle değil, deniz tabanındaki biyolojik zenginliklerle ve ekolojik mirasla da korunması gerektiğini savunan en büyük bilim neferlerimizden biridir Prof. Dr. Erdoğan Okuş.
O, ömrünü denizlerin o karanlık ve gizemli derinliklerine, resiflerin kuytularına, deniz çayırlarının yeşilliğine ve o dilsiz dünyanın büyüleyici biyoçeşitliliğine adamış eşsiz bir deniz bilimcisi, adeta suların altındaki yaşamın koruyucu meleğiydi. Denizleri sadece birer coğrafi sınır veya ekonomik kaynak olarak değil; korunması, sevilmesi ve gelecek nesillere temiz bir şekilde aktarılması gereken canlı birer organizma olarak gören vizyoner bir akıldı.
Erdoğan Okuş’un bilim tarihimizdeki ve denizcilik dünyamızdaki yeri, onun sadece fildişi kulelerinde oturup teorik makaleler yazan bir akademisyen olmamasından kaynaklanır. O, bilimi bizzat laboratuvarların dışına, dalgaların arasına ve okyanusların derinliklerine taşıyan cesur bir balıkadam, tutkulu bir kâşifti. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’ndeki kürsüsünden çıkıp, sırtına tüpünü takarak, dalgıç kıyafetini giyip Marmara’nın, Karadeniz’in, Ege ve Akdeniz’in derinliklerine inen; suların altındaki o gizli trajedileri ve güzellikleri ilk elden raporlayan bir öncüydü. Türkiye’nin dört bir yanını çevreleyen denizlerin biyoçeşitliliğini haritalandırmak, kirliliğin izini sürmek ve denizel ekosistemlerin çöküşünü engellemek adına ömrünü suyun altında geçirdi. Akıntıların yönünü, deniz canlılarının göç yollarını ve mercan resiflerinin sağlığını bir sarraf titizliğiyle inceleyen Okuş, Türk deniz araştırmacılığına uluslararası standartlarda modern bir kimlik kazandırmıştır.
Onun en büyük mücadelesi, denizlerimizin insan eliyle kirletilmesine, hoyratça sömürülmesine ve endüstriyel atıklarla zehirlenmesine karşı açtığı o büyük çevre ve bilim savaşıydı. Marmara Denizi’nin o hassas dengesinden Boğazlar’ın stratejik ekolojisine kadar her alanda, yaklaşan ekolojik tehlikeleri yıllar öncesinden haykıran bir erken uyarı feneri oldu. Bugün Türkiye’de “Deniz Koruma Alanları” kavramından, deniz çayırlarının korunmasından ve su altı milli parklarından saygıyla bahsediliyorsa, bu bilincin temel harcında Erdoğan Okuş’un derin sulara bıraktığı o tükenmez ilim sevdası, vizyonu ve nefesi yatmaktadır. O, denizlerin sessiz çığlığını karadaki insanlara tercüme eden, balıkların, süngerlerin ve deniz kaplumbağalarının hakkını her platformda savunan yürekli bir aktivistti. Deniz bilimini toplumun her kesimine sevdirmeyi, denizci bir millet olmanın sadece gemi işletmekle değil, denizi yaşatmakla mümkün olacağını her fırsatta dile getirmiştir.
Genç yaşta Karadeniz’de bilimsel araştırma yapmak üzere çalışırken küçük bir botun devrilmesi sonucunda aramızdan ayrılarak ardında derin bir hüzün bırakan Prof. Dr. Erdoğan Okuş, geride sadece bilimsel çalışmalar ve projeler bırakmadı; aynı zamanda onun açtığı o aydınlık yoldan giderek denizlerin derinliklerine fener tutan yüzlerce öğrenci, akademisyen ve deniz sevdalısı miras bıraktı. Yetiştirdiği her bir öğrenci, bugün Türkiye’nin deniz bilimleri kürsülerinde ve araştırma gemilerinde onun adını gururla yaşatmakta, onun tavizsiz bilim ahlakını geleceğe taşımaktadır.
Kabotaj’ın 100. yıl dönümünde, sularımızın sadece üstünde değil, altında da tam bağımsız ve bilgece var olabilmemizin mimarlarından biri olan Erdoğan Okuş; bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, dalgaların her kıyıya vuruşunda, korunan her bir deniz resifinde ve mavi derinliklere doğru yapılan her bilimsel dalışta, o sönmeyen ilim ışığıyla denizcilerimize rehberlik etmeye ebediyen devam edecektir. Ruhu, o çok sevdiği sonsuz maviliklerin en derin ve en huzurlu köşesinde şad olsun…
