Denizlerin o acımasız, fırtınalı ve alabildiğine rasyonel dünyasıyla, insan ruhunun o derin, şiirsel, karmaşık ve felsefi dünyasını kendi şahsında tek bir bedende harmanlayabilen; Türk denizcilik edebiyatının ve entelektüel hayatının en zarif, en bilge süvarilerinden biridir Oktay Sönmez. O, bir yanda küresel deniz ticaretinin o karmaşık navlun piyasalarını, acımasız charter anlaşmalarını ve teknik gemi işletmeciliğini kusursuzca yürüten kurumsal bir dâhi; diğer yanda okyanusların sağır edici yalnızlığını, gemi adamlarının hüzünlü hikâyelerini ve denizcinin gizemli iç dünyasını kâğıda döken son derece hassas bir edipti.
Sönmez, denizciliğimizi sadece teknik sicillerle, liman kayıtlarıyla veya rakamlarla değil; saf edebiyatla, yaşanmış hatıralarla ve derin bir felsefeyle anlatan, çelik gövdeli gemilerimize bir “ruh” üfleyen çok yönlü ve müstesna bir aydındır. Onun kaleminden damlayan her satır, bir geminin köprüüstünde tutulan resmi seyir defteri kadar somut ve gerçek, usta bir şairin dizesi kadar dokunaklıdır.
Denizcilik, Oktay Sönmez için ömrü boyunca sadece navlun geliri hesaplanan ticari bir faaliyet veya bir gemi işletmeciliği olmamıştır; onun gözünde denizcilik, bir insanın doğayla, kendi yalnızlığıyla ve sonsuzlukla girdiği o büyük, o epik ve sarsıcı imtihandı. O, eserlerinde “Denizcilik, karada unutulan ama okyanusun ortasında yeniden hatırlanan o kadim insani değerlerin mecburi keşfidir” derken, aslında denizcinin doğrudan kalbine dokunuyordu. Yazdığı onlarca eser, bugün sadece denizcilik öğrencilerinin kütüphanelerinde tozlanan teknik birer referans kitabı olmanın çok ötesinde; bir denizcinin dalgalar karşısında nasıl düşünmesi, nasıl hissetmesi ve omuzlarındaki o ağır yalnızlıkla nasıl başa çıkması gerektiğini öğreten birer edebi rehber niteliğindedir. Sönmez, Türk armatörlüğünün o eski, tek gemilik babacan yapısından sıyrılıp küresel ticarete entegre olduğu o kritik devirde, sektöre sadece finansal akıl değil, muazzam bir “entelektüel derinlik” de kazandırmıştır.
Oktay Sönmez, denizcilik geçmişimizi sadece kuru bilgilerle değil, gerçek insan hikâyeleriyle, limanların o puslu atmosferiyle ve denizcilik kültürünün ince detaylarıyla ebediyen canlı tutan bir gönül tarihçisiydi. Denizlerin hırçınlığı karşısında insanın o naif duruşunu, bir gemi kaptanının omuzlarındaki o ezici hukuki ve vicdani ağırlığı, isimsiz bir tayfanın memleket hasretini anlatırken, sanki okurunu da bizzat o geminin baş kasarasına oturtur, yüzüne o tuzlu rüzgârı çarptırırdı.
Bugün sularımızdaki mutlak egemenliğimizin sembolü Kabotaj Bayramı’nı coşkuyla kutlarken, Oktay Sönmez’in deniz kültürümüze kattığı o eşsiz edebi ve felsefi değer, denizcilik mirasımızın en parıltılı mücevherlerinden biridir. O, sadece devasa ticari filoların değil, Türk denizciliğinin “ruhunun ve kalbinin” de ebedi kaptanıdır. Eserleriyle, zarafetiyle ve o sönmeyen deniz tutkusuyla, sularımızda esen her rüzgârda yaşamaya devam edecektir.
