Eğer bugün dünya okyanuslarında, Asya’nın en ücra limanlarından Amerika’nın en fırtınalı kıyılarına kadar şanlı Türk bayrağını dalgalandıran binlerce geminin köprüüstünde kendi evlatlarımız, kendi usta kaptanlarımız ve çelik iradeli zabitlerimiz omuzlarında sırmalarıyla gururla durabiliyorsa; bu muazzam bağımsızlığın ilk tohumunu atan, sivil bahriyemizin o efsanevi ve tartışmasız kurucu babası Kaptan Hamit Naci Özdeş’tir.
Kabotaj Kanunu’nun denizlerimizde estirdiği o hürriyet rüzgârından çok daha önce, Osmanlı’nın son o karanlık ve çaresiz yıllarında, kendi sularımızda yabancı kaptanların hüküm sürmesine yüreği elvermeyen muazzam bir vatanseverdi. 1856 yılında doğan ve ömrünü askeri bahriyede denizlerin o tuzlu, fırtınalı doğasına adayan bir deniz subayı (Kolağası) olarak emekli olduğunda, köşesine çekilip dinlenmek yerine; Türk milletinin sivil denizcilikteki o makus talihini tek başına yenmek için tarihe geçen o büyük ve emsalsiz yürüyüşünü başlattı.
O yıllarda, Türk sularında seyreden ticaret gemilerinin köprüüstünde bir Türk süvari görmek neredeyse imkânsızdı; yabancı kumpanyalar ve ecnebi kaptanlar deniz ticaretini adeta kendi tekellerine almışlardı. Hamit Naci Özdeş, “Denizlerine hâkim olamayan bir millet, karada daima esir kalmaya mahkûmdur” inancıyla, Türk gençlerini okyanuslara hazırlayacak sivil bir denizcilik okulu kurmayı hayatının en kutsal davası ilan etti.
1909 yılında, türlü bürokratik engellere, amansız ödeneksizliklere ve bitmek bilmeyen itirazlara rağmen kendi şahsi imkânlarını, emekli maaşını ve varını yoğunu ortaya koyarak İstanbul’da “Milli Ticari Bahriye Mektebi”ni kurdu. Heybeliada’da küçük bir binada başlayan, ardından gemilere ve yalı direklerine tutunarak hayatta kalmaya çalışan bu mütevazı okul, bugün dünya denizcilik ekolleri arasında haklı bir şöhrete sahip olan Yüksek Denizcilik Okulu’nun (YDO) ve İTÜ Denizcilik Fakültesi’nin o sarsılmaz temelidir. O, sadece bir okul kurmamış; yüzü karaya dönük, toprağa sıkışmış bir millete, okyanusların kapısını açan bir deniz feneri inşa etmiştir.
Hamit Naci, okulun sadece müdürü veya kurucusu değil; aynı zamanda yokluk içindeki o öğrencilerin hem hocası, hem babası, hem de rızkını paylaşan hamisiydi. Gündüzleri derslikte göksel navigasyon ve harita bilgisi anlatır, geceleri okulun kömürünü ve erzağını nasıl denkleştireceğini düşünerek uykusuz kalırdı. Yetiştirdiği o ilk sivil Türk zabitleri, Balkan Savaşları’nda, Çanakkale’de ve İstiklal Harbi’nde sadece ticaret gemilerini değil, vatanın bağımsızlık umutlarını taşıdılar.
Onun açtığı bu aydınlık rotadan yetişen on binlerce uzakyol kaptanı ve başmühendis, bugün Türk deniz ticaret filosunu dünya devleriyle rekabet edebilir bir küresel güce dönüştürmüştür. Kabotaj’ın 100. yıl dönümünde, sularımızda özgürce çalan her gemi düdüğünde, köprüüstünde nöbet tutan her genç zabitin o kararlı bakışında ve pruvamızı aydınlatan her fenerde, sivil denizciliğimizin bu büyük babasının, Hamit Naci Özdeş’in o sönmeyen, o ölümsüz ruhu ve bitmek bilmeyen denize sevdası ebediyen çağlamaya devam etmektedir.
