Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Altay Altuğ

Limanların o dar, tehlikeli ve her an tetikte olmayı gerektiren

Limanların o dar, tehlikeli ve her an tetikte olmayı gerektiren sularında, devasa çelik yığınlarını adeta bir iğne deliğinden geçirircesine güvenle rıhtımlara yanaştıran kılavuz kaptanların kutup yıldızı, Türk römorkörcülük ve deniz teknolojisinin efsanevi babasıdır Kaptan Altay Altuğ. O, Kabotaj Kanunu’nun bu topraklara üflediği milli bağımsızlık ruhunu, liman hizmetlerinde ve deniz emniyetinde küresel bir vizyona dönüştüren sarsılmaz bir deniz dehasıdır. Denizcilik camiasında herkesin saygıyla, hürmetle ve büyük bir sevgiyle “Beybaba” diye hitap ettiği Altuğ, sadece gemileri fırtınalardan kurtaran bir süvari değil; Türk denizciliğine çağ atlatan, kurduğu filolarla adımızı dünya denizcilik endüstrisine altın harflerle kazıyan anıtsal bir şahsiyettir.

1952 yılında Yüksek Denizcilik Okulu’ndan (YDO) mezun olduğunda, sırtındaki beyaz üniformanın ağırlığını ve denizlerin acımasız kurallarını çoktan ruhuna kazımıştı. Uzakyol kaptanı olarak okyanusların o hırçın dalgalarıyla boğuştuğu, kıtalar arası rotalarda bayrak gezdirdiği yıllar, ona sadece gemi idaresini değil, insanın doğayla olan o büyük ve sessiz uzlaşmasını da öğretmişti. Ancak onun asıl büyük destanı, yüzünü limanların emniyetine ve manevra sanatına döndürdüğü an başladı. Kılavuz kaptanlığın sıradan bir meslek değil; yüksek bir zekâ, soğukkanlılık, milimetrik hesaplama ve her şeyden önemlisi denizin gizli dilinden anlamayı gerektiren üstün bir sanat olduğunu tüm dünyaya gösterdi. İzmir Körfezi başta olmak üzere, Türk limanlarının can damarı sayılan sularda, en zorlu hava şartlarında bile dev gemileri kıl payı mesafelerle rıhtımlara ulaştıran o çelik irade, sivil denizciliğimizin en büyük güvencesi oldu.

Altay Altuğ’un vizyonu, sadece bir kılavuz kaptanın köprüüstündeki dehasıyla sınırlı kalamayacak kadar büyüktü. Türkiye’nin denizlerinde tam anlamıyla egemen ve bağımsız olabilmesi için liman hizmetlerinin, römorkör güçlerinin yerli ve milli imkânlarla en üst seviyeye çıkarılması gerektiğine inanıyordu. Bu inançla temellerini attığı UZMAR (Uzmanlar Denizcilik), bugün sadece Türkiye’nin limanlarını koruyan ve yanaşma operasyonlarını yöneten bir güç olmakla kalmayıp, kendi tersanelerinde inşa ettiği yüksek teknoloji ürünü modern römorkörleri dünyanın dört bir yanına ihraç eden devasa bir küresel marka haline geldi. Onun, “Denizcilik cesaret ister, ama römorkörcülük ve kılavuzluk mutlak bir adanmışlık gerektirir” şiarı, bugün okyanuslarda bayrağımızı dalgalandıran en güçlü kurtarma gemilerinin sacına bir mühür gibi kazınmıştır. Onun girişimci dehası, Türk mühendisliğinin ve denizciliğinin dünyada en üst düzeyde saygı görmesinin en sağlam basamaklarından biri olmuştur.

Ancak Altay Altuğ’u denizcilik tarihinin en nevi şahsına münhasır, en unutulmaz efsanesi kılan şey, o sert ve tavizsiz denizci kimliğinin altında taşıdığı muazzam sanat, müzik ve insan sevgisiydi. O, dünya bahriyesinin ebedi “Mızıkalı Kaptanı”ydı. Dünyanın hangi ülkesinden gelirse gelsin, onun kılavuzluk ettiği gemilerin köprüüstündeki yabancı kaptanların ve mürettebatın o gergin, stresli havasını, cebinden çıkardığı mızıkasıyla çaldığı o neşeli, sıcak melodilerle dağıtır; köprüüstünü bir anda uluslararası bir dostluk ve barış sahnesine dönüştürürdü. Denizin o yalnız, gri ve uğultulu dünyasına müzikle, neşeyle ve tükenmez bir hayat enerjisiyle meydan okuyan Altuğ, ardında sadece büyük bir denizcilik holdingi ve modern gemiler bırakmadı; aynı zamanda bir kaptanın nasıl bir bilge, nasıl zarif bir beyefendi ve nasıl bir insan sevdalısı olabileceğini gösteren eşsiz bir yaşam felsefesi miras bıraktı. Yetiştirdiği ve feyz verdiği yüzlerce genç denizci, bugün onun açtığı o aydınlık rotada, onun ahlaki ilkeleriyle mavi sulara yelken açmaktadır.