Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Abidin Daver

Sırtına hiçbir zaman lacivert bir denizci üniforması giymemiş, omuzlarında amirallik

Sırtına hiçbir zaman lacivert bir denizci üniforması giymemiş, omuzlarında amirallik sırmaları taşımamış olmasına rağmen, Türk basınının ve kamuoyunun “Sivil Amirali” unvanını sonuna kadar hak eden en büyük denizcilik yazarımız ve sevda adamımızdır Abidin Daver. 1886 yılında İstanbul’da doğup Galatasaray Lisesi sıralarında şekillenen ve Boğaziçi’nin o eşsiz deniz kültürüyle yoğrulan ruhu, hayatı boyunca o sulara ölümüne sadık kalmıştır. O, denizi yalnızca üzerinde vapurların yüzdüğü bir ulaşım yolu veya Boğaz’ı süsleyen bir manzara olarak değil; genç Cumhuriyet’in bekası, ekonomik bağımsızlığı ve medeniyet vizyonu olarak görmüştür. Yüzyıllar boyunca karaya sıkışmış, yüzünü toprağa dönmüş bir millete denizin o uçsuz bucaksız ufkunu, mavi suların getireceği jeopolitik kudreti ve ticari zenginliği bıkmadan usanmadan anlatan eşsiz bir kültür elçisidir.

Kalemini bir dümene, Cumhuriyet ve Tasvir-i Efkâr gibi gazetelerdeki sütunlarını ise adeta çelikten bir savaş gemisine dönüştürerek yıllarca “Denizcilik, Türk’ün büyük ülküsü olmalıdır” hedefiyle haykırmıştır. Özellikle o meşhur köşelerinde yazdığı her satır, ya donanmamızın güçlenmesi için atılmış bir uyarı fişeği ya da sivil ticaret filomuzun bacasını tüttürecek sert bir rüzgâr olmuştur. O sadece romantik bir deniz aşığı değil, aynı zamanda dünya donanmalarını, gemi tonajlarını, tersane kapasitelerini ve deniz savaş stratejilerini en tecrübeli kurmay amiraller kadar iyi bilen ve bunu halkın anlayacağı dilde harmanlayan teknik bir dehaydı. Tersanelerin modernleşmesinden deniz ticaretinin büyümesine, Türk denizcisinin kendi karasularında mutlak egemenliğini simgeleyen Kabotaj ruhunun kök salmasından gençlerin su sporlarıyla tanışmasına kadar her cephede, elinde dolmakalemiyle tek başına koca bir donanma gibi savaşmıştır.

Abidin Daver’in bu emsalsiz sevdası sadece günübirlik gazete sayfalarında solup gitmemiş, deniz tarihi araştırmalarıyla ve kaleme aldığı eserlerle Türk denizcilik literatürünün en sağlam omurgalarından birini oluşturmuştur. Sadece yetişkinlere değil, çıkardığı mecmua girişimleri ve yazdığı hikâyelerle genç dimağlara da o tuzlu suyun kokusunu, yelkenin ve rüzgârın şiirini aşılamıştır. Bir dönem YDO’da öğretim görevlisi olarak derslere girerek denizci gençlere ufuk açmıştı.

Türkiye’de kapsamlı bir Deniz Müzesi’nin kurulması, denizcilik geçmişimizin tozlu raflardan ve çürüyen depolardan kurtarılıp yaşatılması için gösterdiği o insanüstü çaba, onun şanlı tarihimize olan vefasının en büyük kanıtıdır. Devlet adamlarına, bürokratlara ve Anadolu halkına inatla “Denize dönün, denize sarılın” diyerek, bugünkü denizcilik şuurunun o erken dönemlerdeki en ateşli fikir babalığını yapmıştır. Onun yazıları, sivil deniz şuurumuzun sığ sularda karaya oturmaması için ömrü boyunca rüzgâr bekleyen yelkenlerimize üfleyen o tükenmez ve cesur sesti. Vefatının ardından adının Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait devasa bir şilebe (Abidin Daver gemisi) verilerek okyanuslara uğurlanması, Türk denizciliğinin bu büyük “Sivil Amiral”ine duyduğu o derin ve ölümsüz vefanın en somut nişanesidir.

Bu gemi dünya sularında yük taşırken, aslında onun o bitmek bilmez deniz sevdasını kıtalar ötesine taşımıştır. Karada doğup büyüyen ama ruhu hep açık denizlerde, fırtınalı okyanuslarda dolaşan Daver, bugün dalgaların arasında bedenen olmasa da, denize açılan her Türk gemisinin pruvasında, her Türk denizcisinin aklında ve yüreğinde o onurlu seferine devam etmektedir. Işığını mürekkepten alan bu eşsiz fener, denizlerimizde rotamızı aydınlatmayı ebediyen sürdürecektir.