“Denize Sırtını Dönmeyen Kazanır” – Kabotaj Kanunu’nun 100. Yılında Yunus Can’la Denizciliğe Dair
Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra kabul edilen Kabotaj Kanunu, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını pekiştiren en önemli adımlardan biri olarak tarihe geçti. 100. yılında, Türk denizciliğine yön veren kaptanlar, armatörler ve denizcilik insanlarıyla hazırlanan kapsamlı bir eserde bu tarihi dönüm noktası yeniden ele alıyoruz. 27 yıldır İstanbul ve İzmir başta olmak üzere hem yurt içi hem de yurt dışında deniz taşımacılığı yapan Yunus Can, kendi hayat hikâyesini ve kabotaj üzerine düşüncelerini aktarıyor.
Yaklaşık yarım asırdır denizcilik sektöründe olan Yunus Can, denizle ilişkisini, “Ben denizden hiç kopmadım” diyerek tanımlıyor. Karadeniz’de başlayan bir deniz hikâyesi, Sovyetler Birliği’nin son dönemlerine, ardından İstanbul Boğazı’na ve yurt dışı hatlarına kadar uzanıyor.
“Denizden hiç kopmadım”
Meslek hayatına 1977 yılında denizde görev alarak başlayan Yunus Can, 1991’e kadar gemi zabitliği ve kaptanlık yaptı. Son seferini Sovyetler Birliği döneminde Rusya’ya gerçekleştirdi. Ancak bu sefer, onun için aynı zamanda denizcilik kariyerinde bir dönüm noktası oldu:
“1991’de Rusya’ya yaptığım seferde gemi acenteliğinde çok ciddi aksaklıklar gördüm. Bir Rus arkadaşım — aslında Ukraynalıydı — ile konuştuk. ‘Burada bir şirket kurabilir miyiz?’ dedik. Daha Sovyetler dağılmamıştı ama biz yola çıktık. 1991 Kasım ayında Sovyetler çöktü, biz de Odessa’da ve başka limanlarda Türk filosuna acentelik hizmeti vermeye başladık.”
Türkiye’den ayrılarak bir kaptan olarak gittiği Odessa’da, 1992’de “ilk yabancı acente”yi kurdu. Dört limanda hizmet verdi, Türk filosunun yükleme ve yanaşma süreçlerini yönetti. O yıllarda genç Ukraynalı çalışanlara meslek öğretti, onları yetiştirdi. Bugün hâlâ görüştüğü o gençlerin bazıları kendi şirketlerini kurmuş, bazıları ise uluslararası şirketlerde üst düzey yöneticilik yapıyor.
“Benim için en büyük mutluluk, insan yetiştirmek oldu. O gençlerin başarılarını görmek hâlâ bana gurur veriyor.”
Türkiye’ye dönüş: Turyolu’nun doğuşu
1998’de, İstanbul’a döndüğünde babadan kalma tekneler perişan haldeydi. Boğaz hattında dağınık ve düzensiz bir taşımacılık vardı. Herkes münferiden çalışıyor, ne ortak bir sistem ne de kalite standardı bulunuyordu. O günleri şöyle özetliyor:
“Beni çağırdılar: ‘Gel bizi toparla’ dediler. 1998’de, tüm teknelerin tek merkezden yönetildiği, teknik, idari, hukuki ve mali yönden kontrolün sağlandığı bir yapı kurduk. Turyolu böyle doğdu.”
Bugün Turyolu, İstanbul’da, Marmara Denizi’nde ve İzmir’de yüzlerce sefer yapıyor. Ayrıca Ayvalık–Midilli ve Çeşme–Sakız hattında yurtdışı taşımacılık gerçekleştiriyor. Can, “27 yıldır İstanbul’un deniz taşımacılığına hizmet veriyoruz” diyerek kurumsallaşmanın önemine dikkat çekiyor.

Kabotaj: “Egemenliğin somut göstergesidir”
Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra kabul edilen Kabotaj Kanunu, Türkiye’nin egemenliğinin ve ekonomik bağımsızlığının simgesi olarak tarihe geçti. Atatürk’ün önderliğinde 1926 yılında yürürlüğe giren bu yasa, Türkiye’nin kendi denizlerinde yük ve yolcu taşımacılığını Türk müteşebbislerine emanet eden devrim niteliğinde bir adımdı.
Denizcilik sektöründe yarım asırlık tecrübesiyle Yunus Can, Kabotaj Kanunu’nun önemini şu sözlerle anlatıyor:
“Kabotaj, egemenliğin somut göstergelerindendir. Bu, kapitülasyonlardan kurtulmanın ilk başlangıcıdır. Cumhuriyet’in ilanından sadece iki buçuk yıl sonra kabul edilmiştir. Atatürk, ülkenin egemenliğini ilan ederken, kendi müteşebbislerinin önünü açtı. Sahillerimizdeki karasularımızda yük ve yolcu taşımacılığının Türk eliyle yapılmasının da önünü açan ekonomik bir adımdır. Bağımsızlığın ve ekonomik kalkınmanın iki ayağı var.”
Yunus Can, kabotajın ilk yıllarındaki zorlukları da şöyle özetliyor:
“O dönemlerde, özellikle 1925-26’da denizcilik kapasitemiz çok düşüktü. Örneğin Yunanlılar 9 Eylül 1922’de İzmir’den çekildiğinde ellerinde çalışan motorlu tekneler vardı. Dedem oradan üç tane tekne aldı, Karadeniz, Marmara ve Ege isimli teknelerdi. Onları tamir ettirdi ve böyle başladı bizim denizcilik serüvenimiz.”
Ancak Can, bugün gelinen noktayı eleştiriyor:
“Kabotajda Atatürk’ün koyduğu ekonomik ve bağımsızlık hedeflerine ulaşamadık. Her gün daha kötüye gidiyoruz. Teknolojik gelişmeleri takip edemiyoruz, altyapı eksikliği var. Liman inşaatları ve su altı işlerinde dışa bağımlıyız. Kabotajda yabancı bayraklı gemi çalıştırılmamalı, çalıştırılan Türk bayraklı gemilerdeki yabancı personel oranı yarıyı geçmemeli. Ne yazık ki, biz biraz geriye gittik.”
Yunus Can, kabotajın sadece bayrak meselesi olmadığını, yük ve yolcu taşımacılığının da cabası olduğunu belirtiyor:
“Deniz yoluyla yolcu taşımacılığı pahalıdır ve teşvik gerektirir. Türkiye’nin 7 bin 800 kilometrelik sahil bandı ve 780 bin kilometrekare deniz alanı var. Eğer yatırımlar eşit dağıtılmazsa kabotaj taşımacılığı Marmara Havzası’nda yoğunlaşır. Karadeniz ve Akdeniz sahillerinde ise üretim ve sanayi eksikliği sebebiyle deniz hareketliliği yetersiz kalıyor.”
Deniz ulaşımında en başarılı örnek olarak İzmir’i gösteriyor:
“2000’lerde İzmir’de belediye başkanı Ahmet Piriştina, karayolu taşımacılığını azaltıp deniz yolunu teşvik etti. Karşıyaka’dan Bostanlı’ya otobüs seferlerini azalttı, deniz seferlerini artırdı. Yolcu taşımacılığı yüzde 1’den yüzde 9’a çıktı. İstanbul’da ise hâlâ yüzde 2,5 civarında. İdare edenin niyeti olmalı: ‘Ben denize sırtımı dönmeyeceğim’ demeli.”
Yunus Can’ın İzmir’de yaşadığı anekdot da deniz taşımacılığının potansiyelini gözler önüne seriyor:
“İlk seferlerimizi Konak-Bostanlı arasında yaparken, belediye başkanı ve ekibi deneme seferine katıldı. Teknemiz hızla iskeleye yanaştı, henüz çaylarımız gelmeden yanaşmıştık. Onlar şaşırdı; biz ise denizin ne kadar hızlı ve etkili bir ulaşım aracı olabileceğini gösterdik.”
Yalnızca ulaşım değil, deniz kültürünün de böyle gelişeceğini söylüyor:
“Deniz, insanları buluşturur. Keyifli bir ulaşım aracıdır. Ama niyet yoksa, bütün planlar boştur. Çünkü burada rant yok. Halkın kazanımı öncelik olmuyor.”
“Topluma fayda en büyük kazançtır”
Yunus Can’a “iyi ki yaptım” dediği anlar sorulduğunda, cevabı yine topluma dokunan iki büyük hamle oluyor: Odessa’da acente kurarak onlarca gence meslek öğretmek ve Turyolu’nu kurarak Türkiye’de düzenli ve kaliteli deniz ulaşımını yaygınlaştırmak.
“Benim için en büyük mutluluk, insanlara fayda sağlayabilmek. Ukrayna’da yetiştirdiğim gençler bugün CEO oldu, şirket sahibi oldu. Türkiye’de kurduğumuz Turyolu, binlerce kişiye hizmet verdi, istihdam yarattı. Bu toplumsal fayda benim için her şeyden daha önemli.”
Genç denizcilere, mesleğe yeni adım atanlara ise şu mesajı veriyor:
“Gençler, cesur olun, denize sırtınızı dönmeyin. Ne yaparsanız yapın, sadece kendiniz için değil, topluma değer katacak şekilde yapın. Başarı yalnızca para veya makamla ölçülmez; insanlara dokunabilmek, hayatlarına katkıda bulunabilmek asıl kazançtır. Cesaret edin, fırsatları görün, dil öğrenin, teknolojiyi takip edin ama köklerinizi de unutmayın. Mücadeleden kaçmayın, sabırlı ve kararlı olun.”

“Türkiye denize sırtını dönerse kaybeder”
Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı dolayısıyla yaptığı değerlendirmede Yunus Can, Türkiye’nin sahip olduğu deniz potansiyelinin hâlâ yeterince değerlendirilmediğini vurguluyor:
“Türkiye 7 bin 800 kilometrelik kıyı şeridine sahip. Ama hâlâ deniz taşımacılığını ikinci plana itiyoruz. Denize sırtını dönmeyen kazanır. Bu hem ekonomik hem de kültürel bir meseledir. Kabotajın değerini yeniden hatırlamak zorundayız.”
Duvar Yazısı: “Denize sırtını dönmeyen kazanır; çünkü kabotaj, sadece ekonomik bağımsızlığın değil, aynı zamanda topluma ve geleceğe yapılan en büyük yatırımdır.”
Cihat Geliş’in gözünden Yunus Can
Deniz yoluyla yolcu taşımacılığının özel sektörde bayrak taşıyıcısı TURYOL’un lideri Yunus Can, meslekî kariyeti boyunca olduğu kadar, denizcilik vizyonu, istikrarı ve “insana hizmet” anlayışıyla da dikkat çeken bir isim. Onu uzun yıllardır tanıyan ve birlikte çalışmış olan Cihat Geliş’e göre, Yunus Can her zaman “Profesyonel, güvenilir, yardımsever ve güçlü karakterli” biri olmuş. Öyle ki “kendisini kardeşim gibi severim” diyor Geliş.
“Yunus kaptanı yaklaşık 50 senedir tanırım. Beraber uzun yıllar gemilerde çalıştık. Kendisi tam bir profesyonel, çok iyi karakterli, yardımsever bir arkadaş. Kendisini kardeşim gibi severim; birlikte yapacağınız her projede de arkasında dururum.”
Cihat Geliş’in vurguladığı üzere, Yunus Can’ın hikâyesi sıradan bir denizci profilinden çok daha fazlasını içeriyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaptığı cesur hamleler, Ukrayna’ya gidip orada ilk yabancı gemi acenteliğini kurması, denizcilik hizmetleri sunması onu yalnızca bir girişimci değil, bir öncü haline getirmiş.
Cihat Geliş’in anlattığına göre, Yunus Can’ın meslek yolculuğu cesaret, vizyon ve hizmet etme anlayışı üzerine kurulu:
“Rusya dağıldıktan sonra, herkesin tereddüt ettiği bir dönemde Ukrayna’ya gidip orada ilk yabancı olarak gemi acenteliğini kurdu. Gemilere ve denizciliğe hizmet etti. Bu, herkesin göze alabileceği bir şey değildi. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğünde ise İstanbul’da dağınık çalışan motorcuları bir araya getirip düzen sağladı. Eski ahşap motorları saç teknelere dönüştürerek hem daha emniyetli hem de daha düzenli yolcu tekneleri ortaya çıkardı.”
Bu dönüşüm, kısa sürede İstanbul’un ulaşım dengelerini değiştiren bir adım hâline gelmiş:
“Sonrasında Turyol Kooperatifi’ni kurarak deniz yoluyla yolcu taşımacılığını gerçek bir alternatif hale getirdi. İstanbul’da Anadolu ve Avrupa yakası arasında seferler yapıldı; İzmir’de, Ayvalık–Midilli hattında hem yolcu hem araba taşındı. Bunların hepsi onun emeğiyle, vizyonuyla oldu.”
Geliş’e göre süreç bugün hâlâ aynı sorumluluk duygusuyla devam ediyor:
“Yunus kaptan şu anda da Turyol Kooperatifi’nin başkanlığını sürdürüyor ve denizciliğe katkı vermeye devam ediyor. Hem sektör hem de deniz yoluyla ulaşım onun sayesinde bambaşka bir noktaya geldi.”

