Yılmaz Onur: “Kabotaj kendi kıyında söz sahibi olmaktır”
Türkiye’nin denizcilik tarihinde dönüm noktalarından biri olan 815 sayılı Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girdiğinde yalnızca bir düzenleme değil, aynı zamanda bir egemenlik ilanıydı. Cumhuriyet’in denizlerdeki ekonomik bağımsızlığını tesis eden bu adım, aradan geçen bir asra rağmen hâlâ Türk denizciliğinin temel taşı olmayı sürdürüyor. Kabotajın 100. yılında, bu mirası sahada yaşayan ve geliştiren isimlerin görüşleri ise ayrı bir önem taşıyor.
Bu isimlerden biri de ONURSAN Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Onur. Meslek hayatına denizin içinde başlayan, tersanecilikten yangın güvenliği sistemlerine, uluslararası açılımlardan sektör temsilciliğine kadar geniş bir deneyim yelpazesine saÏhip olan Onur, denizciliği yalnızca bir iş kolu değil, bir “egemenlik meselesi” olarak tanımlıyor.
Kendi hikâyesini ise oldukça sade bir dille anlatıyor:
“1975 yılında o zamanki adı Yüksek Denizcilik Okulu olan kurumdan Gemi Makineleri İşletme bölümünden mezun oldum. O tarihlerde Türkiye’nin en büyük ticaret filolarına sahip Deniz Nakliyat gemilerinde askerlik vazifem de dahil olmak üzere 8 yıl aralıksız çalıştım.”
“BUGÜNLERE GELMEMİZDE ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI”
Bu yılların ardından girişimcilik yolculuğu başlıyor:
“1983 yılında rahmetli ağabeyim Engin Onur ile birlikte Azapkapı’da ONURSAN firmasını kurduk. Deniz Nakliyat ve armatör gemilerinin bakım ve onarımlarını yaptık. 1985’te Tuzla’ya taşındık. Aynı yıl İstanbul Liman Başkanlığı tarafından firmamıza verilen ‘Gemilerde Yangın Söndürme Sistemleri bakım ve gözetim belgesi’ ile yeni bir alana adım attık. Bu belge bizim bugünlere gelmemizde önemli bir dönüm noktasıdır. 2009-2012 dönemi Deniz Ticaret Odası meclis üyeliği ve meslek kurulu başkanı olarak meclise katıldım. Sayın Metin Kalkavan ve Sayın Tamer Kıran Başkanlığı döneminde meclis üyesi olarak vazife yaptım ve hala meclis üyesi olarak çalışmalarıma devam ediyorum.”
Bugün ise ONURSAN, Türkiye sınırlarını aşmış bir marka:
“Yurt dışına açıldık; Amerika’da Houston merkez olmak üzere New York ve New Orleans’ta, son olarak da Hollanda Rotterdam’da şubelerimizi açtık.”

KABOTAJ: DENİZLERDEKİ BAĞIMSIZLIĞIN ADI
Yılmaz Onur’a göre kabotaj yalnızca bir taşımacılık düzenlemesi değil, doğrudan doğruya bir egemenlik meselesi:
“Kabotaj hakkı benim için yalnızca bir taşımacılık yetkisi değil; bir milletin kendi denizlerine egemen olmasının, ekonomik bağımsızlığının ve denizcilik kültürünün simgesidir. Kabotaj, kendi kıyında söz sahibi olmak demektir.”
Onur, Kabotaj Kanunu’nun anlamını tarihsel bağlamıyla birlikte değerlendiriyor ve Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuna dikkat çekiyor:
“Atatürk kabotajı ilan ederken Türk toplumunu sadece bir hukuk seviyesine değil; üreten, taşıyan ve yöneten bir denizci millete dönüştürmeyi hedefliyordu. Denizcilik onun için bir sektör değil, bir medeniyet göstergesiydi. Bugün dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ı denizler üzerinden yapılırken, kabotaj hakkının önemi daha net ortaya çıkıyor.”
“KABOTAJ OLMASAYDI BUGÜN BAMBAŞKA BİR TABLO OLURDU”
Kabotajın sağladığı kazanımları somut başlıklarla anlatan Onur, bu hakkın yokluğunda ortaya çıkacak tabloyu da açıkça ortaya koyuyor:
“Kabotaj Kanunu sayesinde yerli deniz ticaret filomuz gelişti, Türk armatörlüğü doğdu ve güçlendi. Liman hizmetleri, tersanecilik ve yan sanayi büyüdü. En önemlisi, denizcilikte nitelikli insan kaynağı oluştu.”
Ancak asıl çarpıcı değerlendirme, “ya olmasaydı?” sorusuna verdiği yanıtta:
“Kabotaj hakkımız olmasaydı, kendi limanlarımız arasında yabancı bayraklı gemiler hakim olurdu. Deniz taşımacılığından elde edilen ekonomik değer yurt dışına akardı. Yerli denizcilik gelişemez, bağımlı hale gelirdi. Sonuç olarak kabotaj, bağımsızlığın denizlerdeki adıdır. Bir asır önce atılan bu adım, bugün hâlâ Türkiye’nin denizcilik vizyonunun temel taşlarından biridir.”

MEVZUAT VAR, PEKİ UYGULAMA?
Denizcilik sektörünün en kritik alanlarından biri olan güvenlik ve mevzuat konusunda da dikkat çekici bir ayrım yapıyor:
“Denizcilik dünyanın en sıkı regüle edilen sektörlerinden biridir. Kurallar çok net. Başta Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından belirlenen kurallar olmak üzere, ulusal ve uluslararası mevzuatlar gemilerin güvenli işletilmesi için çok net çerçeveler çizer. Bugün Türk bayraklı ya da uluslararası sularda faaliyet gösteren birçok gemimiz, teknik olarak bu kurallara büyük ölçüde uyum sağlıyor. Ancak kâğıt üzerindeki uyum ile sahadaki uygulama her zaman birebir örtüşmeyebilir.”
Kazaların ardındaki temel nedenleri ise açıkça sıralıyor:
“Deniz kazalarının önemli bir kısmı; eğitim eksikliği, operasyonel baskılar, bakım süreçlerinin ertelenmesi ve güvenlik kültürünün yeterince içselleştirilmemesi gibi nedenlerden kaynaklanır.”
Onur’un yaklaşımı oldukça net:
“Mevzuata uymak bir zorunluluk değil, bir refleks haline gelmelidir. Biz ONURSAN olarak sadece standartları karşılamayı değil, o standartların ötesine geçerek denizdeki can güvenliğine gerçek katkı sağlamayı hedefliyoruz.”
BİR EKOL: TEOMAN ÖZALP
Yılmaz Onur’un meslek hayatında iz bırakan en önemli isimlerden biri ise Prof. Dr. Teoman Özalp. Onur, onu yalnızca bir akademisyen ya da sektör temsilcisi olarak değil, bir “ekol” olarak tanımlıyor:
“Teoman Özalp, Türk denizciliğinde sadece bir iş insanı değil; bir karakter ve bir duruştur.”
Onun mirasını şu sözlerle anlatıyor:
“Ondan devraldığımız en önemli şey bir şirket değil, bir değerler sistemidir. Disiplinin tavizsiz savunucusuydu, iş ahlakını her şeyin üzerinde tutardı. ‘Deniz hata affetmez’ sözünü sadece söylemez, yaşardı.”
Onur’un hafızasında yer eden en çarpıcı öğüt ise şu:
“Bir ekipmanı üretmek kolaydır; ama o ekipmanın bir insanın hayatını kurtaracağını bilerek üretmek bambaşka bir sorumluluktur.”
GEPA: YERLİ MARKA, KÜRESEL HEDEF
ONURSAN’ın bünyesine kattığı GEPA markası da bu anlayışın bir parçası:
“GEPA, denizcilikte dünya markası olmuş bir kuruluştur. Türkiye’nin yurtdışında tanınan ürünleri arasında yer alması bizim için gurur kaynağıdır.”
Bu tercihin arkasındaki motivasyonu ise şöyle ifade ediyor:
“Teoman Hoca’nın projeleriyle ortaya çıkmış bu ürünleri daha da geliştirmek ve dünya standartlarının üzerine taşımak için çalışıyoruz.”
“DENİZCİLİK SADECE İŞ DEĞİL, BİR SORUMLULUKTUR”
Yılmaz Onur’un tüm anlatımı, tek bir temel fikirde birleşiyor: denizcilik bir sektör olmanın ötesinde bir sorumluluk alanıdır.
Bunu en sade haliyle şu sözleri özetliyor:
“Biz sadece ürün üretmiyoruz; insan hayatına dokunan çözümler geliştiriyoruz.”
Kabotajın 100. yılında yaptığı değerlendirme ise bu yaklaşımın doğal bir sonucu:
“Bir asır önce atılan bu adım, bugün hâlâ Türkiye’nin denizcilik vizyonunun temelidir. Onu korumak ve geliştirmek hepimizin sorumluluğudur. Unutmamalıyız ki; kabotaj, bir hak olmasının yanı sıra, bir bilinçtir.”

Prof. Dr. Oral Erdoğan’ın Bakış Açısıyla Kaptan Yılmaz Onur
“Yılmaz Onur’u denizcilik sektöründeki faaliyetlerimiz dolayısıyla 20 yılı aşkın süredir tanıma fırsatım oldu. Bu uzun süreç içinde hem profesyonel hem de insani yönüyle kendisini yakından tanıdım. Örneğin, denizcilik camiası olarak birlikte Yunanistan’a yaptığımız Posidonia gezisinde ailece oldukça sıcak ve samimi bir yakınlık göstermişti. Kendisi sosyal ortamlarda, insan ilişkilerinde özenli ve yapıcı bir tavır sergiler. Her zaman düzgün giyinmeye dikkat eder ve oldukça şık bir görünüm sunar. Bulunduğu her ortamda saygın bir duruş sergilemeye ve karşısındakine de aynı saygıyı göstermeye önem verir. Genel olarak sakin ve dengeli bir karaktere sahip olması dikkat çeker. Nazik üslubu ve iletişimdeki ölçülü yaklaşımı onu öne çıkaran özelliklerdendir. Sektörel konular gündeme geldiğinde ise oldukça heyecanlanır ve bu durum ses tonuna da yansır. Fikirlerini paylaşırken konuya olan ilgisi ve bilgisi net bir şekilde hissedilir. Denizcilik camiasının müstesna insanlarından biri olduğu gibi tarihi mirasımıza sahip çıkmayı kendine görev edinen duyarlı bir denizcidir. Ayrıca 2023 yılından bu yana birlikte Türk Loydu Vakfı yönetiminde görev almaktayız. Bu süreçte birlikte uyumlu ve verimli bir çalışma ortamı oluşturduğumuzu düşünüyorum.”
