Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Prof. Dr. Nafiz Arıca

Prof. Dr. Nafiz Arıca: “Denizle başlayan yol, bilimle derinleşti” Kabotajın

Prof. Dr. Nafiz Arıca: “Denizle başlayan yol, bilimle derinleşti”

Kabotajın 100. yılında Prof. Dr. Nafiz Arıca ile denizcilik, bağımsızlık ve geleceğin ufku

Türkiye, Kabotaj Kanunu kabulünün 100. yılına hazırlanırken, denizlerdeki egemenliğini yalnızca geçmişin bir kazanımı olarak değil, geleceğin stratejik bir sorumluluğu olarak da yeniden düşünmek zorunda. Bir asırlık bu hukuki ve tarihsel kazanımın bugün ne ifade ettiğini, yarın nereye evrileceğini anlamak ise ancak denizi bilen, bilimi bilen ve ikisini aynı potada buluşturabilen isimlerin tanıklıklarıyla mümkün.

Bu isimlerden biri, denizcilik yolculuğu Heybeliada’da Deniz Lisesi’nde başlayan, Deniz Harp Okulu’ndan ODTÜ’ye, oradan akademiye ve bugün Piri Reis Üniversitesi Rektörlüğü’ne uzanan Prof. Dr. Nafiz Arıca.

Onun hikâyesi, Kabotaj’ın yalnızca gemilerle değil; eğitimle, teknolojiyle ve insan kaynağıyla anlam kazandığını gösteren bir yol haritası niteliğinde.

DENİZ DİSİPLİNİYLE ŞEKİLLENEN BİR KARAKTER

Prof. Dr. Nafiz Arıca, kendisini anlatırken mesleki kimliklerini birbirinden ayırmıyor. Denizci, akademisyen ve yönetici yönlerinin iç içe geçtiğini vurguluyor:Çünkü ona göre bu kimlikler birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan bir bütündür:

“Heybeliada’da Deniz Lisesi’nde başlayan denizcilik yolculuğum sayesinde genç yaşta deniz kültürünü, denizci disiplinini ve dayanıklılığını öğrendim. Deniz Harp Okulu’ndan mezuniyetim sonrasında dört yıl deniz görevim oldu. Deniz Kuvvetleri’ndeki farklı görevlerimde yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda liderlik, disiplin ve sorumluluk bilinci kazandım.”

Deniz, Arıca’nın hayatında yalnızca bir çalışma alanı değil; karakter inşa eden bir okul oluyor. Ancak bu yolculuk, onu tek bir hatta hapsetmez. Denizcilik disipliniyle yetişmiş bir subayken, bilimin ve teknolojinin kapıları açılır:

“Daha sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora derecelerimi aldım. ODTÜ’de başlayan akademik hayatım bana bilimin önemini ve hayat boyu öğrenmenin değerini kazandırdı. Bir taraftan denizcilikle, bir taraftan bilim ve teknolojiyle yoğrularak benliğimi bulmuş oldum.”

Bu çift yönlü yol, Arıca’nın meslek hayatının temel omurgasını oluşturur: deniz + bilim.

KABOTAJ: EKONOMİK HAK DEĞİL, BAĞIMSIZLIK MESELESİ

Kabotaj Kanunu’nun anlamını tanımlarken Arıca’nın yaklaşımı çerçeveyi genişletiyor. Kavramı yalnızca ticari bir düzenleme olarak görmüyor:

“Kabotaj, bir ülkenin kendi kara suları üzerinde ticari ve ekonomik faaliyetlerini yürütme ve bu faaliyetlerden yalnızca kendi vatandaşlarının faydalanma hakkıdır. Denizlerimizde taşımacılıktan balıkçılığa, liman hizmetlerinden turizme kadar yapılan tüm faaliyetlerin milletimize ait olmasıdır. Ancak bu hak yalnızca ekonomik bir ayrıcalık değildir; aynı zamanda bağımsızlığın en somut göstergelerinden biridir.”

Bu noktada, Kabotaj’ı ulusal egemenlik kavramının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor:

“Bir ülke kendi deniz yetki alanlarında söz sahibi değilse, o ülkenin tam bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Denizcilik kültürü gelişmiş toplumlar, kabotajı sadece bir hak değil, aynı zamanda bir ulusal gurur kaynağı olarak görür.”

Bu değerlendirme, Kabotaj’ın 100 yıl sonra neden hâlâ stratejik bir konu olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

“POTANSİYELİMİZ VAR AMA YETERİNCE KULLANMIYORUZ”

Arıca, Kabotaj hakkının kazanılmış olmasının tek başına yeterli olmadığını söylüyor. Asıl meselenin bu hakkın nasıl değerlendirildiği olduğunu vurguluyor:

“Kabotaj hakkı, Türk denizciliği açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. Elbette geçen bir asır boyunca önemli adımlar atıldı. Ancak mavi ekonomimizi güçlendirmek için kabotaj hakkını çok daha etkin kullanmamız gerekiyor.”

Bu değerlendirme, romantik bir eksiklik eleştirisi değil; somut alanlara işaret eden bir tespittir:

“Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen deniz taşımacılığı ve deniz ticaretinde potansiyelimizin gerisindeyiz. Özellikle iç hatlarda yolcu taşımacılığı, yük taşımacılığı, balıkçılık ve deniz turizmi gibi alanlarda kabotaj hakkımızı daha etkin kullanabiliriz. Bunun için devlet ve özel sektör yatırımlarının artması ve teşvik edilmesi gerekiyor.”

Arıca’ya göre Kabotaj, yalnızca geçmişin mirası değil; doğru politikalarla geleceğin büyüme anahtarlarından biri olabilir.

EĞİTİM: KABOTAJIN GÖRÜNMEYEN OMURGASI

Kabotajın sürdürülebilirliği söz konusu olduğunda Arıca’nın üzerinde en çok durduğu başlık eğitimdir. Ona göre eğitim sistemi, özellikle yükseköğretim, çağın hızına ayak uydurmak zorundadır:

“Küresel değişimler ve baş döndürücü teknolojik gelişmelerle birlikte her düzeyde eğitim sisteminin güncellenmesi gerekiyor. Üniversiteler artık yalnızca bilgi aktaran kurumlar olmamalı; beceri ve yetkinlik kazandıran merkezler haline gelmeli.”

Denizcilik eğitimi özelinde ise yaklaşımı daha da nettir:

“Denizcilik eğitimi çok yönlü bir süreçtir. Teori, uygulama, disiplin ve uluslararası vizyon bir arada olmalıdır. Bugün verilen eğitim değerli ama sektörle daha güçlü bütünleşmeye ihtiyaç var.”

“Çözüm önerileri çağın dilini taşır”diyor ve ekliyor:

“Simülasyon teknolojileri, artırılmış gerçeklik uygulamaları, yapay zekâ destekli denizcilik çözümleri ders programlarında daha yoğun yer almalı. Kooperatif eğitim modelleri geliştirilmeli, sektör işbirlikleri artırılmalı, öğrencilerin işyerinde mesleki eğitim imkanları genişletilmelidir. Yabancı dil ve uluslararası staj imkanları olmazsa olmazdır. Çünkü günümüz denizcisi küresel ölçekte rekabet edebilmeli.”

Bu yaklaşım, Kabotaj’ın yalnızca hukuki değil, insan kaynağı temelli bir kazanım olduğunu ortaya koyar.

BİLİM, YAPAY ZEKÂ VE DENİZLERİN GELECEĞİ

Prof. Dr. Nafiz Arıca’nın denizcilik vizyonunu farklı kılan en önemli unsur, teknolojiyi merkeze alan bakışıdır. Yapay zekâyı anlatırken güçlü bir benzetme yapıyor:

“Yapay zekâyı elektrik motoruna benzetmek yanlış olmaz. Elektrik motoru elektriği mekanik harekete dönüştürerek hayatın her alanına girdiyse, yapay zekâ da benzer şekilde her sektörde vazgeçilmez bir teknoloji haline gelecek. İnsansız deniz araçları, otonom gemiler, yapay zekâ destekli rota optimizasyonları ve öngörücü bakım sistemleri artık teorik değil, pratikte uygulanan teknolojiler. Önümüzdeki on yıl içinde yük taşımacılığında, daha uzun vadede yolcu taşımacılığında otonom gemilerin aktif olarak kullanıldığını göreceğiz.”

Bu noktada Türkiye için uyarısı da net:

“Türkiye olarak bu alana yatırım yapmalı, gençlerimizi bu teknolojilere yönlendirmeliyiz. Geleceğin denizciliği yalnızca klasik gemicilik bilgisiyle değil, ileri teknoloji ve yapay zekâ bilgisiyle şekillenecek.”

PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİ: BİR GÖREV, BİR MİSYON

2013’te Deniz Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra sivil akademik hayata geçişi Arıca için bir kopuş değil, doğal bir devamdır. Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki akademik ve yönetsel görevlerin ardından 2022 yılında Piri Reis Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanır.

Bu görevi nasıl gördüğünü şu cümleyle özetliyor:

“Rektörlük görevimi sadece idari bir sorumluluk olarak değil, Türk denizciliğini ve deniz teknolojilerini ileriye taşıma misyonu olarak görüyorum.”

Hedef açıktır:

“Piri Reis Üniversitesi olarak amacımız, denizcilik eğitiminde ve deniz teknolojilerinde lider, uluslararası saygın bir ihtisas üniversitesi olarak dünyanın en iyi ilk 1000 üniversitesi arasında yer almaktır.”

GENÇLERE BIRAKILAN PUSULA

Prof. Dr. Nafiz Arıca’nın gençlere mesajı, bir akademisyenin öğüdünden çok bir yol arkadaşının çağrısı gibidir:

“Hayal kurmaktan asla vazgeçmesinler. Disiplinle çalışsınlar, teknolojiyi yakından takip etsinler, birden fazla yabancı dil öğrensinler. Küresel ölçekte gelişirken kendi kültürlerine ve değerlerine bağlı kalsınlar. Dünya vatandaşı olmak, ülkesine katkı sunmayı engellemez; aksine güçlendirir. Her yeni nesil, bir öncekinden daha ileride olmalı. Bizim görevimiz de onlara yol açmak.”

Kabotajın 100. yılına yaklaşırken Prof. Dr. Nafiz Arıca’nın tanıklığı, denizciliğin yalnızca gemilerle değil; eğitimle, teknolojiyle ve vizyonla var olabileceğini gösteriyor.

Prof. Dr. Fatoş Tunay Yarman Vural’ın gözünden Rektör Prof. Dr. Nafiz Arıca

Akademik dünyada bazı başarılar tesadüf değildir; yıllar süren bir disiplinin, uykusuz gecelerin ve sarsılmaz bir kararlılığın sonucudur. Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nafiz Arıca’nın hikayesi de tam olarak böyle başlıyor. Hocası Prof. Dr. Fatoş Tunay Yarman Vural’ın hafızasında Arıca; 1996 yılında ofis kapısını çalan o “heybetli ama mahcup” genç üsteğmen olarak tazeliğini koruyor.

Prof. Dr. Yarman Vural, o ilk karşılaşmayı ve Nafiz Arıca’nın akademik yolculuğunun başlangıcını şu sözlerle anlatıyor:

“1996 yılıydı… Kapım hafifçe tıklandı. İçeriye heybetli ve bir o kadar da mahcup bir genç girdi: Üsteğmen Nafiz Arıca. Çekingen ve kararlı bir sesle ‘Tez danışmanım olur musunuz?’ diye sordu. Bazı kararlar uzun cümlelere ihtiyaç duymaz; o an ‘Evet’ dedim.”

LABORATUVARDA BİR “ASKER” DİSİPLİNİ

Laboratuvarda kendisine verilen masanın zamanla bir inanç mekanına dönüştüğünü belirten Yarman Vural, Arıca’nın çalışma azmini şu çarpıcı detaylarla aktarıyor:

“Nafiz, asker disipliniyle her sabah saat 08.00’de masasına oturur, gece geç vakitlere kadar çalışırdı. Saatler ilerledikçe sesler azalırdı ama onun klavyesi tıkırdamaya devam ederdi. Deniz Kuvvetleri’nin şerefli bir subayı olma bilincini hiç kaybetmeden, adım adım bir bilim insanı kimliğine büründü.”

Bu yoğun emeğin karşılığı gecikmez; Nafiz Arıca’nın yüksek lisans tezi ODTÜ’de “Yılın Tezi” ödülüne layık görülür.

“KERTERİZ ALMA” YÖNTEMİYLE BİLİMSEL DEVRİM

Ancak yol her zaman pürüzsüz değildir. O dönem Deniz Kuvvetleri doktora için izin vermese de Nafiz Arıca kararlılığından ödün vermez. Gündüz resmi mesaisini tamamlayıp akşamları laboratuvara gelerek sabahlara kadar çalışan Arıca, denizcilikten ilham alan özgün bir başarıya imza atar:

“Denizcilikte kullanılan ‘kerteriz alma’ yönteminden esinlenerek özgün bir bilgisayarlı görü algoritması geliştirdi. Bu yaklaşım, pek çok araştırmacı tarafından benimsendi ve yüzlerce atıf aldı.”

Yıllar sonra öğrencisini Piri Reis Üniversitesi’nin rektörü olarak izleyen Prof. Dr. Yarman Vural, bu başarıyı hayranlıkla takip ettiğini belirtiyor. Arıca’nın sadece bilim insanı kimliğini değil, yöneticilik vasıflarını da bu sürece eklediğini vurgulayan Yarman Vural, duygularını şu sözlerle tamamlıyor:

“İnanıyorum ki; disiplinle yoğrulmuş akıl, inançla beslenen emek ve insan sevgisiyle şekillenen liderlik birleştiğinde, ortaya yalnızca kurumsal başarı değil, pek çok kalıcı değer çıkar. Nafiz Arıca, insani değerleri, saygısı ve içtenliği ile benim ve bölümdeki herkesin takdirini ve sevgisini kazanmıştır.”