Mesut Cesur: “Kabotaj hakkı bir yasa değil, bağımsızlık beyannamesidir”
Türk kabotajının 100. yılı kutlanırken, denizcilik camiasının tecrübeli isimlerinden Ulusoy Denizcilik Genel Müdürü Mesut Cesur, kabotaj hakkını yalnızca bir mevzuat düzenlemesi olarak değil, milli egemenliğin denizlerdeki ilanı olarak tanımlıyor. Yüksek Denizcilik Okulu Makine Bölümü 1979 mezunu olan Cesur, denizde zabitlikten baş mühendisliğe, karada yöneticilikten sivil toplum çalışmalarına uzanan meslek hayatını ve Türk denizciliğinin geleceğine dair değerlendirmelerini bizimle paylaştı.

“DENİZİN DİSİPLİNİ HAYATIMIN TEMELİDİR”
Yüksek Denizcilik Okulu’nu tercih etmesinde önemli bir ismin etkili olduğunu belirten Mesut Cesur, meslek seçimini şu sözlerle anlatıyor:
“Yüksek Denizcilik Okulu Makine bölümü 1979 mezunuyum. Babamın D.B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş Malzeme İkmal Müdürlüğünde çalıştığı yıllarda Malzeme İkmal Müdürü olarak görev yapan rahmetli hocamız, okul mezunumuz Halit Gürdeniz ile tanışmam, Yüksek Denizcilik Okulu Makine bölümünü seçmeme ve bir nevi kaderimi çizmeme neden olmuştur. Okulda aldığımız nazari eğitim gemilerde yaptığımız stajlarla birleşerek bizlerin teknik işletmecilik ve risk yönetimi konusunda yetişmemizi ve her zaman tedbirli ve disiplinli olmayı öğretmiştir.”
Denizin kazandırdığı değerleri meslek hayatının merkezine koyduğunu vurguluyor:
“Nitekim hayatım boyunca denizin disiplinini, sorumluluk bilincini ve ekip ruhunu temel değerlerim olarak benimsedim. Bu değerleri hem denizde zabitlik ve baş mühendislik yıllarımda, hem de karada yöneticilik görevlerimde daima korudum. Denizciliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir kültür ve yaşam biçimi olduğuna inanıyorum. STFA’da başladığım karadaki kariyerim, bugün Ulusoy Denizcilik Genel Müdürlüğü’nde Uluslararası Lojistik, İntermodal Taşımacılık, Ro-Ro Taşımacılığı sektörüne yön verme sorumluluğuna dönüştü. Sivil toplum kuruluşlarında, meslek komitelerinde aktif görev alarak sektörün gelişimine katkı sunmayı görev bildim.”
“KABOTAJ HAKKI BAĞIMSIZLIK BEYANNAMESİDİR”
Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında Cesur’un yaklaşımı net:
“Kabotaj hakkı benim gözümde bir yasa değil, bir milletin kendi denizlerinde egemenliğini ilan etmesi, bağımsızlık beyannamesidir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1926’da ilan ettiği Kabotaj Kanunu, Türkiye’nin denizlerinde ‘başkası olamaz, ben varım’ deme cesaretidir. Atatürk, kabotajı ilan ederek Türk milletini kendi denizlerinde söz sahibi yapmak, denizciliği ulusal bir gurur ve kalkınma unsuru haline getirmeyi hedeflemiştir.”
Ancak mevcut tabloya da eleştirel bir gözle bakıyor:
“Bugün bu vizyonu tam olarak yakaladığımızı söylemek zor. Deniz taşımacılığında önemli ilerlemeler kaydettik ama kabotaj hakkının getirdiği potansiyeli tam kullanamıyoruz. Gemi inşa, gemi işletmeciliği, tersanecilik ve liman hizmetlerinde millî payımızı artırmalı, yerli filo gücünü çok üst seviyelere çıkarmalı ve iç hat taşımacılığında deniz yolunun etkin kullanılmasını teşvik etmeliyiz. Kabotaj hakkının 100. yılında bize düşen görev, kabotajın sadece bir hak değil bir sorumluluk olduğunu genç nesillere anlatmak ve bu kazanımı daha ileriye taşımaktır.”
“DENİZ EKONOMİSİ GERÇEK KALKINMA MOTORU OLABİLİR”
Dünya ticaretinin büyük bölümünün deniz yoluyla yapıldığını hatırlatan Cesur, Türkiye’nin potansiyeline dikkat çekiyor:
“Dünya ticaretinin yüzde 85’i deniz yolu ile yapılmaktadır. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke; jeopolitik olarak bu kadar avantajlı olup da denizden bu kadar az faydalanan çok az ülke vardır. Taşımacılıkta belli bir seviyeye geldik, ancak deniz taşımacılığı, balıkçılık ve offshore enerji gibi alanlarda potansiyelimizin gerisindeyiz. Bu alanlarda sürdürülebilirlik, çevre bilinci ve teknolojiyi bir araya getiren uzun vadeli politikalar üretmemiz gerekiyor. Kısacası, deniz ekonomisi hâlâ Türkiye’nin gerçek kalkınma motoru olabilecek güçte, yeter ki biz o potansiyeli değerlendirmeyi bilelim.”
“DENİZCİLİK DEVLET POLİTİKASI OLMALI”
Türk denizciliğinin arzu edilen seviyeye ulaşması için yapılması gerekenleri de sıralıyor:
“Her şeyden önce denizcilik bir devlet politikası hâline gelmelidir. Sektörü sadece taşımacılıkla sınırlı görmeden; tersanecilik, gemi inşası, deniz turizmi, balıkçılık, offshore enerji ve liman yönetimini bütüncül bir sistem olarak ele almalıyız. Eğitim çok önemli: genç denizcilerimizi çağın teknolojik ve çevresel standartlarına uygun yetiştirmeliyiz.”
Kurumsal yapıya da dikkat çekiyor:
“Özel sektör ile kamu arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, bürokrasinin azaltılması ve uzun vadeli finansman modellerinin geliştirilmesi önemlidir. İhtisas sahibi bankaların veya banka departmanlarının oluşturulması ve yıllardır konuşulan Denizcilik Bakanlığı’nın kurulması Türk denizciliğini ileri taşıyacaktır. Atatürk’ün hedeflediği ‘denizci millet, denizci ülke’ vizyonuna ancak böyle ulaşabiliriz.”
RO-RO TAŞIMACILIĞINDA TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ROLÜ
Ro-Ro taşımacılığının Türkiye için stratejik önemine değinen Cesur, Ulusoy’un tarihsel rolünü şöyle anlatıyor:
“Ro-Ro taşımacılığı, Türkiye’nin Avrupa ile ticaretinin can damarı olup ihracat ve ithalatımızın aradaki ülkeleri geçmeden, hiçbir otoban ücreti ödemeden, geçiş belgesine ihtiyaç duymadan taşınmasına imkân verir. 1993 yılında Yugoslavya’da iç savaşın başlamasıyla karayolu ile Avrupa’ya olan taşımalarımız durmuş ve Rahmetli Saffet Ulusoy’un başkanlığında Haydarpaşa–Trieste arasında kurulan Ro-Ro hattı ile ihracat ve ithalat taşımalarımız kesintisiz devam etmiştir. Ardından Samsun–Novorossyk, Zonguldak–Eupatoria, Zonguldak–Skadovsk ve Derince–İlyichevsk hatları kurulmuş, Türkiye’nin Ukrayna, Rusya ve Türki Cumhuriyetlere taşımaları sürdürülmüştür. 2000 yılında başlattığımız Çeşme–Trieste hattı ise Ege ve Akdeniz’in Avrupa’ya açılan stratejik deniz otobanıdır.”
Altyapı konusunda ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Gemi sayısı, hat çeşitliliği ve liman altyapısı bakımından geliştirmemiz gereken hususlar var. Limanların modernizasyonu, gümrük süreçlerinin dijitalleşmesi ve çevreci filo dönüşümü önümüzdeki yıllarda kilit konular olacak. Türkiye’nin bu alandaki payını artırması yalnızca denizcilik sektörü için değil, tüm ekonomimiz için stratejik öneme sahiptir. Biz Ulusoy olarak çevre dostu yeni nesil gemilerimiz ve yeşil liman vizyonumuzla bu gelişmelere katkı koymakta kararlıyız.”

“DENİZ EMEK VERENLERİ ÖDÜLLENDİRİR”
Hayatında en çok etkilendiği ismin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu belirten Cesur, şunları söylüyor:
“Onun ileri görüşlülüğü, kararlılığı ve ‘muasır medeniyet’ hedefi benim için her zaman bir rehber oldu.”
Meslek hayatında birlikte çalıştığı yöneticilerden liderlik ve iş ahlakı konusunda önemli dersler aldığını ifade ediyor. 44 yıllık evliliğinde eşi Gamze Hanım’ın desteğini özellikle vurguluyor.
Gençlere ise şu mesajı veriyor:
“Gençlere her şeyden önce dürüst, sabırlı, ilkeli ve çalışkan olmalarını öneririm. Denizcilik zor ama bir o kadar da onurlu bir meslektir. Denizi sevmeden bu mesleği hakkıyla yapmak mümkün değildir. Yabancı dil, teknoloji ve çevre bilinci artık her denizcinin olmazsa olmazıdır. Para kazanmak için değil başarılı olmak için çalışın, başarısızlığı asla kabullenmeyin. Her liman, her sefer, her fırtına bir tecrübedir. Bunlardan korkmayın, yılmayın, öğrenin. Çünkü hayat ve deniz, emek verenleri mutlaka ödüllendirir.”
“TÜRK BAYRAĞINI DÜNYA DENİZLERİNDE DAHA YÜKSEĞE TAŞIMAK”
Kabotajın 100. yılını bir çağrı olarak gördüğünü ifade eden Cesur, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Türk Kabotajının 100. yılı, geçmişi onurlandırmanın yanında geleceğe dair bir çağrıdır. Bu ülkenin denizcileri olarak bizlere düşen görev, bu mirası geliştirmek, genç nesillere denizi sevdirmek ve Türk bayrağını dünya denizlerinde daha yükseğe taşımaktır. Ben denizle başladım, denizle yaşamaya devam ediyorum. Ve biliyorum ki Türk denizciliğinin ufku, dalgaların ötesinde parlayan bir gelecek olacak. Barbaros Hayrettin Paşa’nın dediği gibi ‘Denizlere hâkim olan cihan hakim olur.’ Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi ‘Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.’”
Vehbi Üstün’ün gözünden Mesut Cesur
Türk denizcilik camiasında mesleki birikimi, yöneticilik tecrübesi ve sektöre verdiği uzun yıllara dayanan hizmetlerle tanınan Mesut Cesur, onu yakından tanıyan dostlarının gözünde yalnızca başarılı bir deniz mühendisi değil; aynı zamanda güçlü dostlukları ve dayanışma ruhuyla öne çıkan bir isim.
Uzun yıllara dayanan arkadaşlıklarıyla bilinen Vehbi Üstün, Mesut Cesur ile olan yol arkadaşlığını şu sözlerle anlatıyor:
“Sevgili Mesut Cesur ile Ekim 1975’te başlayan arkadaşlığımızı anlatmaya kelimeler yetmez. Okulda sınıf ve sıra arkadaşlığımızı aynı gemide staj yaparak pekiştirdik ve meslek hayatımıza da D.B. Deniz Nakliyat’ın M/V Gençlik gemisinde vardiya mühendisleri olarak başladık. Kendisinin çalıştığım en iyi üçüncü mühendis olduğunu belirtmeden geçemem.”
Üstün, meslek hayatlarının başında yaşadıkları zorlu bir deniz yolculuğunu da şöyle hatırlatıyor:
“MV Gençlik gemisiyle ilk seferimizde Göcek’ten maden yükleyip Fransa’ya götürecekken 31 Aralık 1979 tarihinde İtalya açıklarında kinistin valfinin delinmesi sebebiyle makine dairesinin su alması ve D/G lerin çalışamaması sebebiyle gemi Napoli’ye çekildiğinde bile moralimizi bozmadık, çalışmaktan ve denizcilikten ayrılmayı düşünmedik. Napoli’den sonra seferimizi tamamladık. Gemi personelinden gemiden ayrılanlar, denizi bırakanlar olmasına rağmen biz devam ettik.”
“DENİZCİLİKTE SAYGIN BİR BAŞ MÜHENDİS VE YÖNETİCİ”
Vehbi Üstün’e göre Mesut Cesur’un denizcilik kariyeri yalnızca gemideki görevleriyle sınırlı kalmamış, zaman içinde önemli yöneticilik sorumluluklarına da dönüşmüştür:
“Denizciliğinin gemideki çalışma kısmını çok başarılı geçirerek saygın bir baş mühendislik yapmıştır. Ardından STFA’da enspektörlük, teknik müdürlük ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, daha sonra Ulusoy Denizcilik’te genel müdür olmuştur. Ulusoy Denizcilik’te 32 yıldır kurucu hissedar ve genel müdür olarak görevini başarıyla sürdürmektedir.”
Mesut Cesur’un denizcilik camiasına verdiği desteğe de değinen Üstün sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Alçak gönüllü olup arkadaşlarına ve camiasına her zaman destek olur. DEFAV’ın 2024 yılı Genel Kurulu’nda söz alarak Gündüz Aybay Denizcilik Merkezi’nin camia tarafından alınması gerektiğini dile getirmiş, ilk bağışı yaparak bu sürecin başlamasına öncülük etmiş ve önemli bağışların toplanmasına katkı sağlamıştır. DEFAV ve diğer denizcilik STK’larına katkılarını sürdürmekte; Deniz Ticaret Odası ve Türk Armatörler Birliği’ndeki görevleriyle denizciliğe hizmet etmeye devam etmektedir. Allah selamet versin.”

