Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çağlar Coşkunsu

Çağlar Coşkunsu: Denizci olmak gerçeği öğretir; Kabotaj da bu gerçeğin

Çağlar Coşkunsu: Denizci olmak gerçeği öğretir; Kabotaj da bu gerçeğin simgesidir

Denizcilik ve hukuk… Görünürde birbirine uzak iki meslek. Ancak kaptan ve avukat kimliğiyle denizlerin ve hukukun kesiştiği bir hayat hikâyesine sahip olan Çağlar Coşkunsu, aslında iki mesleği de birer “insan mesleği” olarak tanımlıyor. Cumhuriyet’in denizlerdeki bağımsızlık sembolü Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Coşkunsu, hayat yolculuğunu, gençlere mesajlarını ve denizciliğe dair hayallerini samimiyetle bizimle paylaştı.

ANKARA’DAN DENİZLERE UZANAN BİR HAYAL

Ankara’da, öğretmen anne babanın çocuğu olarak büyüyen Coşkunsu’nun denizle ilk tanışması, doğum gününde kendisine hediye edilen büyük bir atlasla olmuş. Dünyayı görme hayali, onu ortaokul yıllarında Deniz Lisesi sınavlarına götürmüş.

“Ankara’yı severiz ama denize hep bir hasretimiz vardı. Ben Ankara’da, öğretmen bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Denizle tanışmam çok erken yaşta oldu; bir doğum günümde bana büyük bir atlas hediye edilmişti. O atlas sayesinde dünyaya olan merakım, uzakları görme arzum başladı. Ortaokuldayken Deniz Lisesi sınavlarına girdim; o zamanlar denizcilik dendiğinde aklımda daha çok donanma vardı. Beyaz üniformalı askerler, Ankara gibi bozkırın ortasında bile heyecan yaratırdı bende. Ancak intibak kampında kısa sürede anladım ki ben denizde serbest rüzgarları, engin okyanusu hayal ederken, orada daha çok asker olmaya yönlendiriliyordum. Bu bana uygun değildi; o yüzden askeri okulu bırakıp Ankara Atatürk Lisesi’ne devam ettim. Lise bittikten sonra hedefim netleşti: Tuzla’daki Denizcilik Yüksekokulu’na girmek.”

1991’de kazandığı Denizcilik Yüksekokulu’nda güverte bölümünde okuyan Coşkunsu, okulun sadece teknik bilgi değil, güçlü bir aidiyet duygusu da aşıladığını söylüyor.

“Okulumuzda en önemli şey aidiyetti; abilik, kardeşlik ve o kültürün bir parçası olmak… Diplomayı değil, o ruhu hayat boyu taşıyorsunuz.”

HAYALLER, PLANLAR VE ÇOK ÇALIŞMA

Hukuk kariyerinde de denizle bağını hiç koparmayan Coşkunsu, deniz hukuku alanında uzmanlaşarak hem sektör hem de kamu için önemli katkılarda bulunmuş. Liman başkanlıklarında seminerler vermek, haksız yere suçlanan denizcilerin savunmasını üstlenmek gibi pek çok deneyim, mesleğini yalnızca bir iş değil, topluma hizmet alanı olarak gördüğünü gösteriyor.

Gemi zabitliğinden hukuk fakültesine uzanan yolculuğunda Coşkunsu, her adımda hayal kurmanın, plan yapmanın ve çok çalışmanın önemini vurguluyor.

“Tesadüfen okul birincisi olunmaz,” diyor ve gençlere de şu öğüdü veriyor: “Çalışmanın erdemine inansınlar, vicdanlarını kaybetmesinler.”

O döneme dair duygularını ise şöyle aktarıyor:

“Mezun olduktan sonra denize çıktım, bir süre gemilerde çalıştım. Dünyayı görmek, farklı limanları keşfetmek gerçekten hayallerimdeki gibiydi. Ama zamanla, mesleğimin sadece gemi yönetmekle sınırlı olmadığını; denizciliğin arkasında çok daha geniş bir alan olduğunu fark ettim. Özellikle de hukuki meselelerin, denizciliğin en kritik parçalarından biri olduğunu gördüm. Deniz kazaları, sorumluluklar, sigortalar, sözleşmeler… Denizin kendisi kadar kuralları ve hukuku da çok güçlü bir ilgi uyandırdı bende.

Bu ilgiyle hukuk fakültesine yönelmeye karar verdim. Hukuk fakültesine girerken çok çalıştım ve ilk sıralarda yer alarak kazandım. Bu benim için kolay bir yol değildi; denizcilikten gelip tamamen yeni bir alana geçmek ciddi bir karardı. Ama hep şuna inandım: ‘Bir insan hayal kurmalı ve o hayali gerçekleştirmek için plan yapmalı.’ Benim yolculuğum tam da buydu: Çocukken dünyayı görme hayalimle denizci oldum; denizdeki yıllarım da bana, o dünyayı anlamak ve düzenleyen kuralları öğrenmek için hukukçu olma fikrini getirdi.

Bugün geriye dönüp baktığımda iyi ki bu adımı atmışım diyorum. Denizcilik ve hukuk, benim için birbirini tamamlayan iki büyük tutku oldu. Hem denizin gerçeğini yaşadım hem de o gerçeğin arkasındaki hukuku öğrenerek kendimi geliştirdim. İyi ki denizci olmuşum, iyi ki hukukçu olmuşum; çünkü ikisi bir arada bana çok daha geniş bir bakış açısı kazandırdı.”

“DENİZCİ OLMAK, İNSANA GERÇEĞİ ÖĞRETİR”

Gençlere iki temel önerisi var: Hayal kurmak ve çalışmak.

“Hayaller gerçekleşmek içindir,” diyor ve ekliyor: “Bugün çocuğum olsa, denizci olmasını da hukukçu olmasını da tavsiye ederim. Çünkü ben bu yoldan geçtim, bu yolda başarılı oldum. Elbette birçok meslek var ama denizci olurlarsa, denizcilik insana çok şey katar.

Bugün diyoruz ki gerçeklik anlamını yitiriyor. Her şey illüzyon gibi. Ama denizci, gerçeği yaşayan kişidir. Okyanusu geçerken hava raporunu sosyal medya gibi eğip bükemezsiniz. Kasırga geliyorsa, geliyordur. Filikaya bakım yapmadıysanız ve o gece batarsanız, ölürsünüz. Denizcilik, gerçekliğin yaşandığı bir meslektir. Ben de denizde daha çok çalışmak isterdim. Keşke daha uzun çalışsaydım ama reddedemeyeceğim bir teklif geldiği için bırakmak zorunda kaldım. O yüzden gençlere “Mutlaka karaya çıkın.” demiyorum. Mümkün olduğu kadar denizde çalışsınlar. Çünkü Türk denizciliğinin liderleri olmak için denize ve orada kazanacakları deneyimlere ihtiyaç var. İster broker, ister armatör, ister kamu çalışanı, ister sahil güvenlik, ister kıyı emniyeti, ister bakanlıkta ya da acente, ister kılavuz kaptan olsunlar… Her zaman ve her noktada o deneyimler gençleri çok farklı yere getirecektir.

Hukukçuluğu ise bir toplumsal vicdan mücadelesi olarak tanımlıyor:

“İnsanın içindeki vicdanı kaybetmemesi, toplumun da vicdanlı olması gerekir.”

Gençlere hem denizcilik hem hukuk alanında vicdanlı, sorumluluk sahibi ve çok çalışan bireyler olmalarını tavsiye ediyor.

Hayata Dair: “İyi ki Yapmışım” Dedirten Dönüm Noktaları ve Kamusal Katkılar

Çağlar Coşkunsu, yaşam yolculuğunu değerlendirirken kendisine en çok gurur veren anların yalnızca bireysel başarılarla sınırlı olmadığını, başkalarına dokunabilmiş olmanın verdiği huzuru özellikle vurguluyor.

“Bir okula gitmek, konferans vermek, bir öğrencinin bile hayatına dokunmak… Bunlar bu ülke için yapılan çok kıymetli hizmetler. Ben de meslek hayatımda ve kişisel yaşamımda buna benzer birçok an yaşadım,” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Yaşam çok enteresan bir şey. Zamanında sıkıntı verdiğini düşündüğümüz ya da zorlandığımız anılar, yıllar sonra baktığınızda gurur kaynağına dönüşebiliyor. Askerlik dönemi de bunlardan biri. O günlerde zorlandık belki ama şimdi dönüp baktığımda, sanki hayatımın en güzel günleriymiş gibi anlatıyorum.”

Okul yıllarında muhalif fikirleriyle ön plana çıkan biri olarak, tesadüfen değil, çok çalışarak okul birincisi olmanın kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını anlatıyor:
“Tesadüfen okul birincisi olunmaz. Geceler boyu uykusuz kalmak, daha fazlasını yapmak gerekir. O dönemde ‘Muhalif bir insan başarılı olamaz’ gibi bir algı vardı. Bunu kırmak istedim. Hem çok başarılı arkadaşlarım vardı hem de okulun seviyesi yüksekti; bu nedenle birinci olabilmek benim için büyük gururdu.”

Kaptan kimliğini hukukla birleştirerek liman başkanlıklarında seminerler vermek, deniz kazaları ve sorumluluklar konusunda uzmanlık üretmek gibi kamu yararına pek çok işe imza atmış. Özellikle haksız yere suçlanan denizcilerin savunmasını üstlendiği davalar, onun için hem mesleki hem de vicdani bir görev olmuş:

“Bir tersane işçisinin haksız yere tutuklandığı bir davada Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak hak ihlali kararı aldırdık ve sonunda beraat etti. O kişinin özgürlüğünü savunmak, onurunu geri kazandırmak benim için çok önemli ve gurur verici bir deneyimdi.”

Coşkunsu’nun hayat felsefesi hem kendisi hem de toplumu için vicdanlı kalmak ve doğru bildiği yolda mücadele etmek. Bunu da aşağıdaki satırlardan anlayabiliyoruz:

“İnsanın vicdanına inanırım. Toplumların ve devletlerin de vicdanlı olması gerektiğine inanırım. Umarım hepimiz içimizdeki vicdanla hesaplaşır ve doğru yolu buluruz.”

 “KABOTAJ, KURTULUŞ SAVAŞI’NIN DENİZLERDEKİ DEVAMIDIR”

Avukat Kaptan Çağlar Coşkunsu, kabotajı yalnızca iki liman arasında yük ve yolcu taşımakla sınırlı görmüyor; onu bir milletin denizlerdeki bağımsızlık manifestosu olarak tanımlıyor.

“Kurtuluş Savaşı’nı hepimiz çok iyi biliyoruz; Cumhuriyet’in ilanı da çok büyük bir devrimdir. Ancak çoğu zaman dile getirilmeyen bir gerçek var: Kabotaj, Kurtuluş Savaşı’nın denizlerdeki ikinci safhasıdır. 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu’yla, karada kazandığımız egemenliği denizlerde de ilan ettik. Bu bir tesadüf değil; Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin bilinçli bir parçasıdır. Üçüncü ve tamamlayıcı adım ise 1936’daki Montrö Boğazlar Sözleşmesi’dir. Böylece Türkiye, Kurtuluş Savaşı’yla karada, kabotajla denizlerde ve Montrö’yle boğazlarda egemenliğini tesis etmiş, bağımsızlığını tamamlamıştır.”

Kabotaj hakkının sadece iki liman arası taşımacılık olmadığını; offshore gemiler, sondaj, boru hattı döşeme gibi stratejik alanlarda da millî bağımsızlık için kritik olduğunu vurgulayan Coşkunsu, geçmişte kaçırılan fırsatların yeniden yakalanabileceğine de inanıyor.

“Bir dönem Türk koster filosu Akdeniz’de çok güçlüydü; adeta Akdeniz’i bir Türk gölü hâline getirmiştik. Kaptanlar telsizle sürekli haberleşir, Avrupa’ya ve Kuzey Afrika’ya düzenli seferler yapardık. Bu bir gurur dönemiydi. Ama sonrasında bu üstünlüğümüzü koruyamadık. Konteyner taşımacılığı gelişirken koster modeliyle birlikte büyüyebilirdik. O dönem önemli bir fırsatı kaçırdığımızı düşünüyorum.”

Buna rağmen Türkiye’nin hâlâ kabotaj hakkını güçlendirecek imkânlara sahip olduğuna vurgu yapıyor:

“Bugün Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü gibi kurumlar çok önemli işler yapıyor. Römorkör filolarımız, acil müdahale sürelerimiz dünya standartlarının üzerinde. Ama bence bu kurumlar, büyük tarama gemileri, offshore destek gemileri veya boru hattı döşeme gemileri gibi stratejik alanlarda da yatırım yapmalıydı, hâlâ da yapabilir. Bu hem millî güvenliğe katkıdır hem de ülke ekonomisine doğrudan gelir getirir.”

Ve en güçlü mesajını şöyle özetliyor:

“Kabotaj sadece ticari bir konu değildir; bu, Kurtuluş Savaşı’nın denizlerdeki devamı, bir egemenlik meselesidir. Türk milleti olarak bu hakkımıza dört elle sarılmalıyız. İstisnalar olabilir ama bunları genel kural hâline getirmemeliyiz. Çünkü kabotaj, sadece geçmişte kazanılmış bir hak değil; bugün de denizlerdeki varlığımızın teminatıdır.”

“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”

Hayat mottosunu sorunca Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü hatırlatıyor ve ekliyor:

“Aile içindeki sevgi ve mutluluğu bulmadan dışarıda mutluluğu bulamayız. Denizcilik camiası olarak da daha çok diyalog, daha çok paylaşım içinde olmalıyız.”

Kabotajın 100. yılında, denizlerin ve hukukun kesişiminde bir yaşam hikâyesiyle, Çağlar Coşkunsu bizlere sadece meslek değil; bir vicdan, aidiyet ve sorumluluk dersi de veriyor.

“Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in ilanıyla bitmedi; denizlerde kabotaj hakkının ilanıyla devam etti ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle tamamlandı. Kabotaj, karada kazandığımız bağımsızlığımızın denizlerdeki ilanıdır. Bu yüzden sadece iki liman arası taşımacılık değil; ulusal egemenliğimizin bir parçasıdır.”

Mahir Polat’ın Bakış Açısıyla Çağlar Coşkunsu

“Çağlar Coşkunsu’yu Yüksek Denizcilik Okulu yıllarından tanırım. O yıllarda da bugün olduğu gibi sadece çalışkanlığıyla değil; sorgulayan ve eleştiren yapısı, adalet duygusu ve insanlığa, daha güzel bir dünyaya dair hayalleri olan yaklaşımıyla yollarımızın kesiştiği bir arkadaşımdı. Bizler için denizcilik çoğu zaman bir meslekken, Çağlar için aynı zamanda bir duruştu. Denizde kazandığı tecrübeyi karaya taşıyıp hukukla birleştirmesi, onun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Dostluğumuz bir süre akamete uğrasa da bugün geriye baktığımda, hukuk okumasının kişiliğiyle çok uyuştuğunu görüyorum. Çağlar; her zaman işin özünü anlamaya çalışan, sorumluluk almaktan kaçmayan ve en önemlisi vicdanını pusula olarak kullanan bir insandı. Onu farklı kılan şey; sadece iyi bir kaptan ya da başarılı bir hukukçu olması değil, her iki kimliği de aynı samimiyetle ve bütünlük içinde taşıyabilmesidir. Denizciliğin gerçekliğini yaşamış, hukukun ise o gerçekliği nasıl şekillendirdiğini derinlemesine kavramış nadir insanlardan biridir. Bugün gençlere söylediği sözlerin arkasında, gerçekten yaşanmış bir hayatın tecrübesi vardır. Bu yüzden onun hikâyesi sadece bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda bir dürüstlük ve tutku yolculuğudur. Aynı zamanda bir yol göstericidir. Çağlar’la hala aynı dostluğu paylaşabildiğim için çok mutluyum.”