“KABOTAJ ADETA MAVİ BİR DEVRİMDİR”
“Atatürk zamanında rotamızı çizmiş: ‘Denizciliği Türk’ün milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.’ Kabotaj hakkı, emperyalizme karşı verilen mücadelenin denizlerdeki ekonomik bağımsızlık ayağıdır. Bir diğer ifadeyle, çökmekte olan imparatorluktan genç Cumhuriyet’e geçişte denizlerdeki egemenliğin ilanıdır. Kabotaj büyük bir devrimdir, adeta bir mavi devrimdir. Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen büyük liderimiz Atatürk, bağımsızlığı milletin en değerli mirası ve yaşamın temeli olarak görmüştür. Tam bağımsız olmak için denizler de dahil tüm alanlarda ekonomik olarak bağımsız olmak şarttır.”
“Denizin İçinde Büyüdüm”
Türk Deniz Kuvvetleri, son yıllardaki gelişimiyle pek çok ülkenin önüne geçerken, Akdeniz çanağının en güçlü deniz kuvvetlerinden birine sahip olmanın haklı gururunu yaşıyor. Yerkürenin her okyanusunda, hatta kutuplarda bile sancağındaki Türk bayrağıyla rota tutabilen Türk savaş gemileri, kabotaj hakkımızın 100. yılında milli imkanlarla inşa edildiği için denizlerdeki tam bağımsızlığımızın ve Mavi Vatan’daki sarsılmaz irademizin en somut nişanesi haline geldi. Türk donanmasında gemi komutanlığından askeri deniz ataşeliğine kadar pek çok birimde görev yaptıktan sonra Kurmay Albay rütbesiyle emekli olan Barbaros Büyüksağnak, denizciliğin bir Türk ülküsü olarak toplumsal bilince kazınması için çalışmalarını sürdürüyor.
“Beşiktaş’ta dünyaya geldim, gözümü adeta Boğaz’da açtım diyebilirim. Aile büyüklerimiz, deniz sevdasından ve sanırım Beşiktaş’ta yaşamanın etkisiyle ilk çocuklarına Barbaros ismini vermişler; iyi de yapmışlar tabii. İlkokulu Barbaros İlkokulu’nda, ortaokulu Anafartalar Ortaokulu’nda okudum. 1979 yılında yapılan askeri okul sınavlarını kazanarak Heybeliada’daki Deniz Lisesi’ne girdim. Bahriye büyük bir camia; 14 yaşında o kültürün içine girmek büyük bir ayrıcalık ve onurdur. 8 yıl süreyle Heybeliada ve Tuzla’da denizcilik eğitimi ve terbiyesi aldıktan sonra 28 yıl Deniz Kuvvetleri bünyesinde çeşitli görevler yaptım. Bu şu anlama gelir: 36 yıl kışları siyah, yazları beyaz üniforma giymiş; bunun 16 yılında harp gemileriyle birçok denizde seyir yapmış ve kurmaylık eğitimi almış birisi olarak dünyadaki gelişmeleri ‘mavi bir gözle’, yani denizci bir bakış açısıyla inceleme ayrıcalığı ve şansını yakalamış oluyorsunuz. 22 yaşında Teğmen rütbesiyle Deniz Harp Okulu’ndan mezun oldum ve şanlı donanmamıza katıldım. 16 yıl boyunca muhrip ve fırkateynlerde branş subaylığından komodorluğa kadar birçok görevde bulundum. Deniz Harp Akademisi sürecinde İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans yaptım.

2007-2009 yılları arasında Norveç’in başkenti Oslo’da askeri ataşe olarak görev yaptım. Görev süremde özellikle Svalbard Takımadaları üzerine çalışmalar yaptım ve bu konuda hazırladığım raporlar daha sonra Türkiye’nin bölgeye yönelik ilgisinin artmasına katkı sağladı. Türkiye’nin Kuzey Kutbu’nda bayrak göstermesi için farkındalık oluşturulmasını amaçlayan çalışmalar yürüttüm.” “
Beşiktaşlı olmak, fırtınalı havalarda gemiye sahip çıkmaktır”
“Çok güzel geçen meslek kariyerim maalesef, kamuoyunda ‘Balyoz davası’ olarak bilinen kumpas davası nedeniyle 2015 yılında sona erdi. Bu sürecin ardından akademiye yöneldim. Piri Reis Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye devam ediyorum. 2021 yılından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde önce Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı, ardından Dış İlişkiler Dairesi Başkanı olarak doğup büyüdüğüm şehre uluslararası ilişkiler alanında hizmet etmeye çalışıyorum. Hayatımın her döneminde İstanbul ve İstanbul Boğazı ile bağımı kopartmadım. Doğduğum semtin takımı olan Beşiktaş’ın siyah-beyaz renklerini, kara kartal sembolünü ve vefakar taraftarlarını hep kendime yakın görmüşümdür. Çünkü Beşiktaşlı olmak, bir usta yazarın dediği gibi; iyi günde kötü günde beraber olmak, sürprizlere hazırlıklı olmak ve fırtınalı havalarda gemisine sahip çıkmaktır!”
“Kabotaj bir ekonomik düzenleme değil, bağımsızlık manifestosudur”
“Yeni kurulan Cumhuriyet’in her alanda olduğu gibi ülkemizi çevreleyen denizlerde ekonomik bağımsızlığını elde edecek adımları atmaması düşünülebilir miydi? 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması ile kaldırılan kapitülasyonlar çerçevesinde yabancılara tanınan deniz ticareti ayrıcalıklarının ardından, üç yıl dolmadan 19 Nisan 1926’da kabul edilen 7 maddelik Kabotaj Kanunu ile deniz ticaretinde tam bir egemenlik sağlanmıştır. Bugün ‘Mavi Vatan’ kavramını ortaya atıp tartışabiliyorsak ve daha fazla denizcileşmenin yollarını arayabiliyorsak, bunun temelinde kabotaj hakkının elde edilmesi olduğunu unutmamalıyız.”
Kabotaj olmadan bağımsızlık eksik kalır”
“‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ diyen büyük liderimiz Atatürk, bağımsızlığı milletin en değerli mirası ve yaşamın temeli olarak görmüştür. Tam bağımsız olmak için denizler de dahil tüm alanlarda ekonomik olarak bağımsız olmak şarttır. Bu nedenle kabotaj hakkının elde edilmesi bir bayram coşkusu ile duyurulmuş, 1935’ten sonra ise bayram olarak ilan edilmiştir. Kabotaj olmadan bir devletin tam bağımsızlığından söz edilemez. Bugün deniz taşımacılığından tersaneciliğe, balıkçılıktan liman işletmeciliğine kadar birçok alanın gelişmiş olması bu temelin sonucudur.”
“1 Temmuz günü halkımıza denizciliğin önemini vurgulamak, denizcilik kültürü ve bilincini geliştirmek ve çocuklarımıza denizcilik sevgisi aşılamak için verilmiş adeta bir ödüldür.”
“Denizcilik bir meslek değil, bir yaşam biçimidir”
“Denizcilik bir meslek değil, bir aidiyet duygusudur. Denizle bağ kurduğunuzda bu bağ sizi ömür boyu bırakmaz. Ben hayatım boyunca gemilerde, akademide ve kamu görevlerinde hep aynı şeyi gördüm; denizcilik sadece teknik bilgi değil, bir karakter meselesidir.” “Kurumlar arasındaki iletişim ve koordinasyon eksikliği en önemli sorun” “Bu birikimle beş yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yürüttüğüm daire başkanlıkları esnasında elbette öncelikle bir denizci olduğumu hiç unutmadım. İçinden deniz geçen, iki denize kıyısı olan, adalarıyla, Haliç’iyle bambaşka bir güzelliğe sahip, adeta dünyanın başkenti İstanbul’un yerel yönetiminde söz sahibi olmak benim için çok büyük bir onur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında denizcilik alanında atılan çok doğru adımlara rağmen, günümüzde ‘denizcilik bilinci’ kazanımı anlamında bulunmamız gereken seviyede olmadığımızı üzülerek görüyorum. Bu noktada devletin kurumları arasındaki iletişim ve koordinasyon eksikliğinin en önemli sorun olduğunu söylemeliyim.”
“1 Temmuz festival gibi kutlamalıyız”
“1 Temmuz günü halkımıza denizciliğin önemini vurgulamak, denizcilik kültürü ve bilincini geliştirmek ve çocuklarımıza denizcilik sevgisi aşılamak için verilmiş adeta bir ödüldür. Ancak bugünün eskiden kutlandığı gibi bir bayram havası yarattığına pek fazla şahit olamıyoruz. Örneğin 2005 yılında Marmaris’te düzenlenen Denizcilik Festivali gibi bir kutlamayı sonraki yıllarda ülkemizde hiçbir yerde görmedim, ne acı… Elbette ümidimizi koruyoruZ. Er veya geç denizciliğin milli ülkümüz olduğunu hiç unutmadan çalışmalara devam edeceğiz.”
“Deniz kuvvetleri’nden Oslo’ya uzanan yol…”
“Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nda öğrenciyken çoğumuzun ideali bir gemiye komutanlık yapmaktı. Ne şanslıyım ki, Türk Deniz Kuvvetleri bünyesinde görev yapmış dördüncü Muavenet isimli fırkateyne 2005-2007 yılları arasında komuta etme ayrıcalığına sahip oldum. Çanakkale Harbi’nde başarılar sağlayan Muavenet-i Milliye muhribine kumanda eden Ahmet Saffet Efendi’nin ve 1992 yılında NATO tatbikatı sırasında yaşanan elim olay sonrasında şehit olan değerli öğretmenimiz Yarbay Kudret Güngör’ün koltuğuna oturmak benim için ayrı bir gurur kaynağı olmuştur. 2007- 2009 yıllarında ise Norveç’in başkenti Oslo’da askeri ataşelik görevini üstlendim. Norveç’te görev yaptığım dönemde, ülkenin Kuzey Kutup Bölgesi içinde yer alması nedeniyle Svalbard Takımadaları üzerine çalışmalar yaptım ve bunları rapor haline getirerek Ankara’daki ilgili kurumlara ilettim. 2017’den sonra İTÜ, Piri Reis Üniversitesi ve TÜBİTAK öncülüğünde kutup bölgelerine yönelik bilimsel seferlerin artması beni mutlu ediyor. Artık ülkemizde kutuplara karşı bir bilinç oluştuğunu söylemek mümkün.”

“Oldukça heyecan verici bir girişimdi”
“Dünyada keşfedilmemiş doğal gazın yüzde 30’unun, petrolün ise yüzde 13’ünün erimekte olan buzların altında olduğunu söylemeliyiz. Arktik bölgeyi anlatırken sadece bir coğrafyadan değil, küresel bir güç alanından bahsetmeliyiz. 2022’de imzalanan ve 2024’te onaylanan Svalbard Antlaşması bu anlamda çok değerlidir; devletimiz kutup bölgesine olan ilgisini somutlaştırmıştır. 2019 yılında yapılan ilk Türk Arktik Bilimsel Seferi’ne ben de katıldım, oldukça heyecan verici bir girişimdi. Bu yıl altıncısı düzenleniyor. Türkiye’nin her iki kutup bölgesindeki gelişmeleri yakından takip etmesi gerekir.”
“Gençler sevdikleri işi yapmalı”
“Gençler sevdikleri mesleği seçmeli. Çünkü sevilmeyen bir iş, insanı hayat boyu mutsuz eder. Ben çocukken denizci olmak istiyordum ve ailemde denizci yoktu. Ama sevgiyle başladığım bu yol beni bugünlere getirdi. Başarının sırrı çok basit: Sevdiğin işi yapmak ve çok çalışmak. Deniz bizim kimliğimizdir. Onu korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak en büyük sorumluluğumuzdur. Türkiye Cumhuriyeti’nin pruvası her zaman neta olsun.”
Dr. Kayıhan Özdemir Turan’ın Bakış Açısıyla Barbaros Büyüksağnak:
“15 yaşından beri tanıdığım, kardeşim demekten her daim gurur duyduğum bir isimdir Barbaros Büyüksağnak. Yorulmak bilmeden çalışan ve önüne çıkan tüm engelleri aşarak ilerleme iradesini gösteren Barbaros ile 45 yıldır birlikte yürümek benim için paha biçilmez bir ayrıcalık. Barbaros, Deniz Harp Okulu’ndan mezun olarak donanmada görev yaptığı ilk günden başlayarak, gemi komutanlığı ve sonrasında komodorluk yaptığı son rütbeye kadar; fark yaratan kurmay bakış açısı, insana kıymet veren liderlik anlayışı, doğru bildiği her konuda dik duran iradesi ve kendine güveni, görülmeyeni görebilen vizyonu ile örnek aldığım biridir. Yıllar önce Oslo Askeri Ataşeliği görevi esnasında hazırladığı raporun devamında yaptığı görüşmeler sonucunda, ülkemizin 100 yıllık Svalbard Antlaşması’na imza atmasını sağlayanın da o olduğunun bilinmesini isterim. Türkiye’nin ilk Arktik Bilim Seferi’nin düzenlenmesinde emeği büyük olan Büyüksağnak, ilham veren ve yol gösteren kişiliğiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde de başarılı olacaktır. İstanbul’a ‘denizci şehir’ kimliği kazandırmak için çabalayan Barbaros Büyüksağnak, duruşu ve yılmak bilmez azmiyle Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Tek bir şeye ihtiyacımız var, çalışkan olmak’ sözünün en güzel örneğidir.”

