“DENİZ, İNSANI DUYARLI VE SAMİMİ KILAR”
“Deniz, insanı kendi sonsuzluğunda olgunlaştırır. Deniz, sahteliği asla kabul etmez; neyse odur. İnsana da kendisi olmayı, maskelerinden sıyrılmayı öğretir. ‘Aynı gemide olmak’ deyimi, denizciler için bir benzetmeden çok daha fazlasıdır. Spor ve denizcilik ise bir toplumun ve bireyin sadece bedenini değil, bağımsızlık karakterini de güçlendirir. Bir spor dalı, özellikle de üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede deniz sporları toplumun tabanına yayılamıyorsa, o alanda gerçek bir başarıdan söz edilemez. Büyük Atatürk’ün dediği gibi; denizciliği Türk’ün milli ülküsü olarak görmeliyiz. Denizciliği sporda, kültürde, sanatta, yani yaşamın her aşamasında hissetmeliyiz.”
“Hayatım Hep Sporla İç İçe Geçti”
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken Türkiye’nin denizcilik alanındaki birikimini, kabotajın sağladığı kazanımları ve geleceğe dair hedefleri farklı isimlerin tanıklıklarıyla kayıt altına alıyoruz. Bu isimlerden biri de denizcilik eğitimiyle başladığı kariyerini iş dünyası ve spor yöneticiliğinde önemli başarılarla sürdüren Ahmet Ağaoğlu. Trabzon’da başlayan yaşam yolculuğu, Kabataş Erkek Lisesi ve ardından İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde aldığı eğitimle şekillenen Ahmet Ağaoğlu; kaptanlıktan armatörlüğe, Golf Federasyonu Başkanlığı’ndan Trabzonspor Başkanlığı’na uzanan çok yönlü kariyerinde edindiği tecrübeleri, spora ve denizciliğe bakışını, liderlik anlayışını ve hayatından çıkardığı dersleri Kabotaj Kanunu’nun 100. yılı için anlattı.
“Trabzonluyum. 1971 yılında İstanbul’a geldik. Lise öğrenimime Kabataş Erkek Lisesi’nde başladım. İstanbul Boğazı’nın kenarında kurulu köklü Kabataş’ın ardından hemen yakınındaki aynı deniz havasını solumamı sağlayan ve bir ekolü temsil ettiği için Yüksek Denizcilik Okulu olarak tabir edilen İTÜ Denizcilik Fakültesi’ne girdim. Denizci olmak, denizlere açılmak istiyordum. 1979 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Güverte Bölümü’nden mezun oldum. Mezuniyetimin ardından profesyonel denizcilik hayatıma adım atarak uzun yıllar boyunca uzak yol gemi kaptanlığı yaptım. Denizcilik sektöründe ticari faaliyetlerimi, kurucusu olduğum Atlantik Gemi İşletmeciliği ile yürütüyorum. Denizleri ve gemileri hep sevdim; hayatım boyunca bana ilham verdiler. Hayatım hep sporla geçti. Yaklaşık 50 yıldır haftada üç dört gün spor yapıyorum. Belki de sporu bu kadar sevdiğim için bütün hayatım da sporun etrafında şekillendi. 1996 yılında başladığım golf sporunu da çok sevdim. 2000 yılında Golf Federasyonu Başkanlığı’na seçildim ve uzun yıllar bu görevi yürüterek golf sporunun Anadolu’ya yayılmasını ve altyapının kurulmasını teşvik etmeye çalıştım. Golf Millî Takımı’nın oluşturulma başarısı bana gurur veriyor. Türk sporuna katkılarımdan dolayı ‘Yılın Spor Adamı’ ve ‘Olimpiyat Meşalesi’ gibi prestijli ödüllere layık görülmek ise güzel işler yapmanın mutluluğunu yaşatıyor.”

“Türk kabotajı denizlerdeki egemenlik ilanıdır”
“Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün ileri bakış açısıyla ilan ettiği Kabotaj Kanunu büyük bir kazanımdır. Üzerinden bir asır geçmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi kıyılarında kendi kanunlarıyla denizciliğini şekillendireceğinin fermanıdır. 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, genç Cumhuriyet’in denizlerdeki egemenliğini ilan eden en önemli adımlardan biri oldu. Türk limanları arasında yük ve yolcu taşıma hakkını Türk bayrağına ve Türk denizcilerine veren bu tarihi düzenleme, yalnızca ekonomik bir kazanım değil; aynı zamanda bağımsızlığın denizlerdeki yansımasıdır. Bence de Kabotaj Kanunu’nun günümüze uyarlanması, değerinin bilinmesi ve denizciliğimizin gelişmesi için eğitim kurumlarından armatör firmalara kadar sektörün tüm paydaşlarına anlatılması gerekmektedir.”
“Tanıştığım günlerde golf, Türkiye’de emekleme dönemindeydi”
“1996 yılında Klassis Golf Kulübü’nde tanıştığım golf sporu adeta emekleme dönemindeydi. Başladıktan iki yıl sonra Klassis Golf Kulübü’nin kaptanı oldum. 2000 yılında da Golf Federasyonu Başkanı seçildim. Bu süreçte müsabık golfçü yetiştirilmesi, federasyonun kurumsallaşması, golfün tabana yayılması ve ülkemizde golf sahalarının sayısının artırılması gibi birbirinden çok farklı konularda önemli projeler yürüttük. Hamza Sayın, Gencer Özcan ve Mustafa Hocaoğlu’ndan oluşan Golf Millî Takımı, 2005 yılında İspanya’nın Almeria kentinde yapılan Akdeniz Oyunları’ndayken ev sahibi ülkenin bir stroke gerisinde ikinci olarak Türk golf tarihinin o güne kadarki en büyük başarısını yakaladı. Aynı yıl Klassis takımı, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda şampiyon olarak bir ilki gerçekleştirdi.
Bu süreçte golfü Anadolu’ya yaymak ve genç yetenekleri spora kazandırmak için Ağrı, Ardahan, Erzurum ve Şanlıurfa başta olmak üzere dokuz ildeki pilot okullarda golf eğitimlerine başlandı. Golf Federasyonu Başkanı olduğum 2000 yılında lisanslı sporcu sayımız 70’ti. Başkanlığı bıraktığım 2021 yılında ise bu sayı 10 bine yaklaşmıştı. Ayrıca golfü sadece belirli bir kesimin oynayabildiği bir spor olmaktan çıkarıp, Türkiye’nin her yerinde herkesin oynayabileceği bir spor haline getirmek için çalıştık. Türk golfüne tarihi başarılar kazandıran Hamza Sayın, Gencer Özcan ve Mustafa Hocaoğlu gibi isimleri Silivri’nin Seymen Köyü’nden bulup çıkardık. Ağrı, Erzurum ve Ardahan’da golfle tanışan gençler ulusal şampiyonalarda önemli dereceler aldı; golf sayesinde hayatları değişti. Bu dönemde sosyal sorumluluk projelerine de önem verdik ve Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı’nın desteğiyle bedensel engelliler golfü çalışmalarına 2007 yılında başladık. Bu proje kapsamında golfe başlayan Mehmet Kazan, bugün dünya engelliler golfünün en önemli oyuncularından biri haline geldi.”
“Türkiye’nin tanıtımına katkı sağladık”
“Türk golf sporunun uluslararası görünürlüğünü artıran en dikkat çekici organizasyonlardan biri, dünya yıldızlarının Türkiye’ye gelmesi oldu. Türkiye’de golfün merkezi Belek’in dünya golf haritasındaki yerini alması için uluslararası lobi faaliyetlerine başladık ve dünya golfünün en önemli amatör takım organizasyonu sayılan Dünya Amatör Takım Şampiyonası’nı Türkiye’ye kazandırdık. 9-12 Ekim 2012 tarihlerinde aralarında Tiger Woods, Justin Rose, Lee Westwood ve Rory McIlroy’un da yer aldığı, dünya sıralamasında ilk 20 içindeki sekiz yıldız oyuncuyu THY World Golf Cup Final için Antalya’ya getirdik. 5 Kasım 2013’te sadece golfün değil, dünya sporunun en popüler isimlerinden biri olan Tiger Woods’a Boğaziçi Köprüsü’nde vuruş yaptırarak o dönemde Türkiye’nin imajının dünyada olumlu anlamda değişmesini sağladık.”
“İnsanlara spor yaptırmak devletin görevlerinden biridir”
“1982 Anayasası’nın 59. maddesi uyarınca devlet; her yaştaki Türk vatandaşının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri almak, sporun kitlelere yayılmasını teşvik etmek ve başarılı sporcuları korumakla görevlidir. Bu nedenle görev aldığım tüm kurumlarda aynı anlayışla çalıştım. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere insanlara spor yaptırmak devletin görevlerinden birisidir. Ben de gerek Golf Federasyonu Başkanlığı gerekse Trabzonspor Başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği dönemlerimde hep bu doğrultuda hareket etmeye çalıştım.”
Kabotaj Kanunu ülkemizin denizlerdeki egemenliğinin kazanılmasıdır. Bu kanunun günümüze uyarlanması, değerlendirmesi, bilinmesi, sektörün paydaşlarına anlatılması Türk denizciliğinin gelişmesi için önemlidir.
“Trabzonspor’a bir borcum vardı”
“Memleketim Trabzon’a ve tuttuğum takım Trabzonspor’a hizmet etmeyi borç bildim. 1993 yılında yönetici olarak girdiğim Trabzonspor’da 2000-2002 yılları arasında başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Trabzonspor’daki yöneticilik kariyerim, 1993 yılında dönemin başkanı Sadri Şener’in teklifiyle başladı. 2000-2002 yılları arasında Özkan Sümer döneminde Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüm. Nisan 2018’de yapılan olağanüstü genel kurulda Trabzonspor’un 17. Başkanı seçildim. Göreve geldiğimiz dönemde; yıllık faizi ve kur farkı giderleri, gelirinin tamamına yakın olan bir bilanço devralmıştık. Popülist politikalarla günü kurtarmak yerine taraftara doğruları anlatarak sabır istedik. Beş yıllık süreçte, 2021-22 sezonunda kazanılan ve arkasında tüm camianın katkısı olan şampiyonluk kupası çok özeldi. Şüphesiz, bu şampiyonluk ile hayatımın en heyecanlı günlerini de yaşadım. Ayrıca bu dönemde Trabzonspor iki Süper Kupa ve bir Türkiye Kupası kazandı. Trabzonspor’a aday olmadan önce söylemiştim; Trabzonspor’a bir borcum vardı ve beş yıl başkanlık yaparak o borcu ödedim. Ardından üstlendiğim Kulüpler Birliği Vakfı Başkanlığı sporla iç içe bir yaşam sürmeme katkı sağladı. Yıllar içerisinde golf, futbol ve spor yöneticiliği alanlarında üstlendiğim görevler, aslında benim tutkumun bileşkesiydi. “Spor, hayatımın merkezinde olmaya devam ediyor” “Yaklaşık 50 yıldır haftada üç dört gün spor yapıyorum. Belki sporu bu kadar sevdiğim için bütün hayatım sporun etrafında şekillendi. Disiplinli çalışma anlayışım, uzun soluklu emek ve topluma fayda üretme vizyonum bu şekilde gelişti.”
“Deniz, insanı duyarlı ve samimi kılar”
“Deniz, insanı kendi sonsuzluğunda hem küçültür hem de olgunlaştırır. Dalgaların ritmi, uçsuz bucaksız ufuk çizgisi ve o derin sessizlik, insanın kendi iç sesini duymasını sağlar. Denizle bağ kuran, onun dilinden anlayan her insan; doğaya, yaşama ve insana karşı daha derin bir duyarlılık ve yapaylıktan uzak bir samimiyet geliştirir. Çünkü deniz, sahteliği asla kabul etmez; neyse odur. İnsana da kendisi olmayı, maskelerinden sıyrılmayı öğretir. ‘Aynı gemide olmak’ deyimi, denizciler için bir benzetmeden çok daha fazlasıdır. Aylarca süren seferlerde, birkaç yüz metrelik demir bir yığının içinde, personelin birbirinin her hâline şahit olmasıdır. Birbirinin özlemini, yorgunluğunu, neşesini ve korkusunu paylaşan insanlar arasında resmiyet barınamaz. Bu yakınlık, insan ilişkilerini filtrelerden arındırır, en samimi ve dostane seviyeye taşır.”
Kaptan Kadir Türker’in Bakış Açısıya Ahmet Ağaoğlu
“Sene 1975. Y.D.O. (Yüksek Denizcilik Okulu) tarihinde ilk defa 197 öğrenci birden okula kayıt yaptırmıştı. Okulun ilk yılı; önce kendi sınıfımızdaki, zamanla diğer sınıflardaki arkadaşları tanıma ve onlarla kaynaşma ile geçti. Okulun yatılı olması bu süreci hem kısaltmış hem de birbirimizi daha iyi tanıma imkânı sağlamıştı. Ahmet Kaptan ile tanışmam o yıla dayanır. Asıl kaynaşmamız ise “M/V Ulcas” gemisinde yaptığımız staj döneminde oldu. Bu arkadaşlığımız, zaman içinde dostluğa dönüştü. M/V Ulcas gemisinde unutamadığım bir hatıramız vardı: Gemide süvari (kaptan) ile birlikte üç güverte stajyeri olarak, makine personeli eksiksiz şekilde Continent (Kıta) seferine gönderilmiştik. Ahmet 2. kaptan, Arif 3. kaptan, ben ise 4. kaptan vardiyası tutuyorduk. Gemimizdeki 2. mühendis, bizim okuldan mezun bir ağabeyimizdi. Ancak Ahmet ile pek anlaşamazlardı. Ahmet oldukça zeki biri olarak onun hassas olduğu konuyu yakalamıştı. Genelde öğle yemeklerinde birlikte olurduk. Ahmet sofraya oturur oturmaz, “Kadir, önümüzde 7-8 hava var,” deyince ağabeyimizin midesi bulanır, masadan kalkar ve kamarasına çıkardı. O gittikten sonra Ahmet, “Yok böyle bir şey,” deyip gülerdi. Bu durum sefer boyunca birkaç kere tekrar etti ve o seferler ağabeyimiz için oldukça zor geçti. Ahmet Kaptan’ın okul yıllarında da ticarete yatkınlığı vardı; ufak tefek alım-satım işleri yapıyordu. 1979 yılında mezun olduktan sonra bir süre gemilerde çalıştı, daha sonra ticarete atıldı. Kumanyacılıktan başlayarak inşaat işlerine ve armatörlüğe kadar kendi emeğiyle ilerleyip başarılı olmuş bir arkadaşımızdır. Ahmet Kaptan, okulda olduğu gibi bugün de sözünü esirgemeyen, ne yapacağını bilen, hayalperest olmayan, sağlam karakterli, sporu seven ve iyi kalpli bir insandır. Kalbinin güzelliği; yaptığı iyilikleri ve yardımları anlatmayan, öne çıkarmayan ve bilinmesini istemeyen mütevazı kişiliğinde açıkça görülür. Aynı okulda okuyup arkadaş olmak benim için her zaman çok kıymetlidir. Yolu açık olsun, Allah selamet versin sevgili arkadaşım.
