Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Durmuş Ünüvar

“KABOTAJ, EGEMENLİĞİN YANSIMASIDIR.” “Aradan geçen yaklaşık bir asırda Türkiye; denizcilik

“KABOTAJ, EGEMENLİĞİN YANSIMASIDIR.”

“Aradan geçen yaklaşık bir asırda Türkiye; denizcilik altyapısından insan kaynağına, liman yatırımlarından milli filoya kadar pek çok alanda önemli mesafeler katetti. Kabotajın sağladığı bu kurumsal ve ekonomik temel, bugün Türkiye’nin denizcilik politikalarının ana omurgasını oluşturmaya devam ediyor. “Türkiye bugün; dünya çapındaki tersaneleri ile en son teknolojili ve yeşil gemiler inşa edebilen, dünyanın en büyük 10. deniz ticaret filosuna sahip denizci bir ülkedir. Türk kabotajının 100. yılı sadece bir yıl dönümü değil; Cumhuriyetin denizlerdeki bağımsızlık iradesinin hâlâ geçerli ve güçlü olduğunu gösteren bir dönüm noktasıdır.

“Kitaplarda Yazılanlarla Yetinmek Olmuyor”

Henüz şanlı Cumhuriyetimiz ilan edilmeden önce düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nde, köklü ve güçlü bir ekonomik yapı kurulması amaçlanmıştı. Yabancılara tanınan kapitülasyonların kesin olarak kaldırıldığı Lozan Antlaşması’nın ardından; denizlerdeki bağımsızlığımızı tescil eden Kabotaj Kanunu, 19 Nisan 1926 tarihinde TBMM’de kabul edilirken 1 Temmuz’da yürürlüğe girmişti. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar; üç yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin denizde kazandığı bu zaferin, denizcilik sektörünün gelişmesi adına milli bir zemin oluşturduğunu belirtiyor. İTÜ Denizcilik Fakültesi’nde başlayan denizcilik tutkusunu bugün devlet yönetiminde en yüksek makamlardan birinde yer almasıyla taçlandıran Ünüvar, haklı başarısını; denizlerin sadece bir sınır değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir güç kaynağı olduğu bilinciyle sürdürüyor. Denizlerde elde ettiği engin tecrübeyi başkentte devlet bürokrasisiyle harmanlayan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, bugün denizcilik sektörüne katkısını kesintisiz sürdürüyor. “İTÜ Denizcilik Fakültesi Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği Bölümünden 1996 yılında mezun oldum. Mezuniyetten sonra bir süre gemilerde vardiya mühendisi olarak çalıştım. O yıllar gerçekten çok şey kattı bana; gemi ortamı insanı hem teknik anlamda hem de hayatta karşılaşılan zorluklar karşısında daha dayanıklı ve soğukkanlı yapıyor. Disiplin, vardiya düzeni, acil durumlarda hızlı karar verme ve ekip çalışması gibi yetiler orada, sahada öğreniliyor; kitaplarda yazanla yetinmek olmuyor. Kamu görevine ise Denizcilik Müsteşarlığı İzmir Bölge Müdürlüğü’nde Liman Devleti Kontrol Uzmanı olarak başladım. Sonrasında Gemi Sörvey Kurulu Başkanlığı, Liman Başkanlığı, Bölge Müdür Yardımcılığı, Daire Başkanlığı derken; Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü, Deniz ve İçsular Düzenleme Genel Müdürlüğü ile Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü görevlerini yürüttüm. Kamu tarafına geçince saha ile merkez arasındaki kopukluğu azaltmaya çalıştım hep. Sahadaki fiili durumu Ankara’daki masa başı işlere taşımak, sektörün gerçek ihtiyaçlarını politikaların içine yansıtmak benim için önemliydi. Hem sektörün sesini duyurmaya hem de kamu kurallarının uygulanabilir olmasına dikkat ettim. Denizcilik başta olmak üzere tüm ulaştırma politikalarında temel hedefim; ülke menfaatlerini gözetmek ve insanımıza hep daha fazla faydalı olmaktır.”

Kabotaj: “ Ekonomik egemenliğin denizlerdeki yansıması”

“Kabotaj hakkı; bir ülkenin kendi karasuları ve limanları arasındaki yük ve yolcu taşımacılığı ile ilgili deniz ticaretinin, o ülkenin bayrağını taşıyan gemiler ve o ülkenin vatandaşları tarafından yapılmasını sağlayan bir haktır. Yani yabancı gemilerin bu tür iç taşımalarda serbestçe çalışmasının önüne geçiyor. Temelde ekonomik egemenliğin denizdeki yansıması diyebiliriz. Atatürk’ün 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu’nu çıkarması, Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan en önemli adımlardan biriydi. O dönemde Osmanlı’dan kalan kapitülasyonlar nedeniyle yabancı şirketler ve gemiler Türk limanları arasında neredeyse rahatça çalışıyor, Türk bayraklı gemiler ise çok sınırlı kalıyordu. Atatürk bu hakkı tanıyarak denizlerdeki ekonomik bağımsızlığı sağlamayı, Türk denizciliğini ayağa kaldırmayı ve kaynakların Türk milletinin kontrolüne geçmesini amaçladı. Kısaca, ‘Denizlerimizdeki egemenlik de milletindir’ demek istedi ve bunu hukuken hayata geçirdi.”

Kabotaj Kanunu’nun getirdiği kazanımlar

“Kabotaj Kanunu’nun getirdiği kazanımlar zamanla şöyle şekillendi: Türk bayraklı gemi sayısı ve tonajı ciddi şekilde arttı, milli bir deniz ticaret filosu oluşmaya başladı. Türk vatandaşları; gemipersoneli, kaptan, mühendis gibi mesleklerde daha fazla yer alabildi; denizcilik eğitimi ve meslekler kurumsallaştı. Limanlarda yükleme-boşaltma, kılavuzluk, römorkörcülük gibi kıyı hizmetleri büyük ölçüde Türk şirketlerine geçti. Deniz güvenliği ve seyir emniyeti için altyapı yatırımları hızlandı çünkü artık bu işler milli bir sorumluluk haline geldi. Benim için kabotaj hakkı sadece bir kanun maddesi değil, Cumhuriyet’in denizlerdeki bağımsızlık beyannamesidir.”

“Kıyı Emniyeti römorkör filomuzu katbekat güçlendirdik”

“Kabotaj sadece yük ve yolcu taşımacılığını Türk gemilerine ve vatandaşlarına ayırmakla sınırlı değil; aynı zamanda deniz güvenliği, seyir emniyeti, kılavuzluk ve römorkörcülük gibi hizmetlerin de milli bir çerçevede yürütülmesini sağlıyor. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün bu alandaki rolü tam da buradan geliyor. Son yıllarda Türkiye’nin deniz emniyeti altyapısında önemli gelişmeler yaşandı. Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi (VTS) kuruldu. Bu sistemin yazılımını ve donanımlarını da yerli ve milli hale getirdik. Kılavuz alma oranlarını yükselttik ve Türk Boğazları’ndan geçen gemilerin büyüklüğüne ve taşıdığı yüke göre römorkör refakati uygulamasını başlattık. Kıyı Emniyeti römorkör filomuzu katbekat güçlendirdik. Deniz haberleşmesinde Türk Radyo ve NAVTEX yayınlarımızı modern bir altyapı kurarak yeniledik.”

Kabotaj olmasaydı ne olurdu?

“Eğer kabotaj hakkı olmasaydı ya da o dönemde bu adım atılmasaydı; muhtemelen kıyı taşımacılığı büyük ölçüde yabancı armatörlerin ve şirketlerin elinde kalacaktı. Milli gemi filosu bu kadar büyüyemez, denizcilik eğitimi ve meslekler yeterince gelişemezdi. Kılavuzluk ve römorkaj gibi stratejik hizmetler yabancılara bağımlı hale gelebilirdi ki bu hem ekonomik bağımsızlık hem de ulusal güvenlik açısından ciddi riskler taşırdı. Özellikle Boğazlar gibi kritik geçiş noktalarında kontrolün büyük kısmı dışarıda kalabilirdi. Kısacası kabotaj, Cumhuriyet’in başından beri denizlerdeki egemenliğimizi koruyan en temel araçlardan biri oldu.”

Türk Denizciliğin geleceği

“Denizcilik sektörü küresel çapta hızla değişiyor; alternatif yakıtlar, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve jeopolitik gelişmeler gibi unsurlar öne çıkıyor. Türkiye’nin bu rekabette daha güçlü bir konuma gelmesi için nitelikli insan kaynağına odaklanmalıyız. Denizcilik eğitimi veren okullarda kaliteyi yükseltmek, uluslararası standartları tam anlamıyla uygulamak ve mezunların sektörde kalmasını teşvik etmek şart. Şu anda zabitan ve tayfa açığı var, gençlerin mesleği bırakma oranı yüksek. Türk bayraklı ticaret filomuz tonaj olarak son yıllarda büyüdü ama hâlâ küresel sıralamada daha yukarı çıkmak için yeni gemi yatırımlarına, özellikle çevre dostu (LNG, metanol uyumlu) gemilere ihtiyaç var. Gemi inşa sanayimizi rekabetçi kılmak; yan sanayide yerlileştirme, bakım-onarım kapasitesini artırmak faydalı olacaktır.”

“Disiplin, sabır ve sürekli öğrenme olmazsa olmaz”

“Denizcilik kolay bir meslek değil; bir yaşam biçimi. Uzun süre gemide kalmak, aileden uzak olmak, zor hava koşulları ve yüksek sorumluluk gerektiriyor. Ama aynı zamanda dünyayı gezme, farklı kültürler tanıma ve ciddi bir özgüven kazanma fırsatı da sunuyor. Eğer bu mesleği düşünüyorsanız öncelikle gerçekçi olun: Disiplin, sabır ve sürekli öğrenme olmazsa olmaz. Yabancı dil (özellikle İngilizce) artık lüks değil, zorunluluktur; uluslararası kurallar ve teknolojik gelişmeler İngilizce üzerinden geliyor.”

“Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli”

“Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri her zaman bana ilham vermiştir: ‘Topraklarının ucu deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudreti ve yeteneğinin hududu çizer’ ve ‘Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız’ ifadeleri meslek hayatım boyunca bana yol gösterdi.”

Denizin öğrettiği dersler

“Uzun yıllar denizde çalıştım. Bir seferinde gemide makine dairesinde yakıt borusunun kopmasından dolayı ufak çaplı bir yangın çıkmıştı. Bir anda makinenin üstü alevler içinde kaldı. Yangın anında ilk müdahaleyi yaparken makine dairesi fanlarının durdurulmasını (stop edilmesini) söyledim. Bu olayda eğitimin ve gemilerde yapılan talimlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Yıllarca gemilerde çalışmış personel de olsa, eğer o anki refleksleri eğitimle pekişmemişse hata yapmak size çok pahalıya mal olabilir.”

“Kabotaj: 100. yılıyla bir gelecek vizyonu”

“Türkiye bugün; dünya çapındaki tersaneleri ile en son teknolojili ve yeşil gemiler inşa edebilen, dünyanın en büyük 10. deniz ticaret filosuna sahip denizci bir ülkedir. Türk kabotajının 100. yılı sadece bir yıl dönümü değil; Cumhuriyet’in denizlerdeki bağımsızlık iradesinin hâlâ geçerli ve güçlü olduğunu gösteren bir dönüm noktasıdır. Bu vesileyle, tüm denizcilerimizi ve sektör emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Pruvamız neta olsun. Allah selamet versin.

KEGM Genel Müdür Mustafa Bankaoğlu’nun Bakış Açısından Durmuş Ünüvar

“Durmuş Bey, İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra özel ve kamu sektörüne ait gemilerde Uzakyol Vardiya Mühendisi ve Uzakyol İkinci Mühendisi olarak çalıştı. Daha sonra Denizcilik Müsteşarlığı İzmir Bölge Müdürlüğü’nde Liman Devleti Kontrolü Uzmanı olarak görev almaya başladı. Türkiye’de profesyonel liman devleti kontrolü denetimi ilk kez onun da içinde yer aldığı küçük bir ekiple başladı. Yıllar boyunca İzmir, Aliağa, Çeşme, Kuşadası ve Güllük limanlarında görev yaptı. Liman devleti kontrolü uzmanlığının ardından Gemi Sörvey Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. Sonrasında Marmaris Liman Başkanı, İzmir Bölge Müdür Yardımcısı, Çeşme Liman Başkanı ve İzmir Liman Başkanı olarak görev yaptı. İzmir Liman Başkanı iken kamu görevinden ayrılarak özel sektöre geçti. Yakın çalışan bir mesai arkadaşı olarak söyleyebilirim ki, kendisi her zaman öncelikle devletin menfaatlerini düşünerek karar alır. Güvendiği gençlere sorumluluk vererek onların mesleki gelişimine katkı sağlar. Mesai saatlerinde hiyerarşik düzeni korurken, iş dışında da arkadaşlık ilişkisini sürdürür. Özel sektörde olduğu dönemde de ilişkimiz devam etti. Bilgisine ihtiyaç duyduğumda her zaman rahatlıkla arayabildiğim nadir insanlardan biridir. Her zaman önceliği devletin menfaati olduğu için özel sektörde çalışırken yeniden kamu görevine döndü. Deniz Ticareti Genel Müdürü, Denizcilik Genel Müdürü ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürü olarak görev yaptı ve son olarak denizcilikten sorumlu Bakan Yardımcısı oldu. Hem özel sektörde çalışmış hem de Bakanlık bünyesindeki tüm ilgili genel müdürlüklerde görev yapmış, denizcilik eğitimi almış ve taşra teşkilatlarında bulunmuş birinin bu görevi yürütmesi ülkemiz için büyük bir kazançtır. Bu tecrübenin hem Bakanlığa hem de sektöre faydası açıkça görülmektedir. Özellikle ülkemizin dünya denizciliğindeki payını artırmak için gece gündüz çalışmaktadır. Karar almadan önce yalnızca çalışma arkadaşlarının değil, sektörün ilgili paydaşlarının da görüşlerini alarak en doğruyu bulmaya gayret eder. Umarım bundan sonra da denizcilik idaresinde, denizcilik eğitimi almış ve sektörde uzun yıllar tecrübesi bulunan kişiler yönetici olarak görev alır. Bunun ülkemiz ve sektörümüz açısından önemi son derece büyüktür.”