Sivil deniz taşımacılığımızın, o kömür kokulu, isli ve yorgun eski dökme yük gemilerinden sıyrılıp, küresel okyanusların o acımasız navlun piyasalarında dünya devleriyle dişe diş rekabet eden devasa modern filolara dönüştüğü o destansı geçiş döneminin en parlak, en gözü pek ve vizyoner mimarlarından biridir Kaptan Suay Umut.
Kabotaj Kanunu’nun denizlerimizde yaktığı bağımsızlık ateşini sadece bir bayrak gururu olarak bırakmamış; “Mademki kendi sularımızın mutlak hâkimiyiz, o halde dünyanın tüm okyanusları da Türk gemileri için fetholunacak birer ticari hedeftir” felsefesiyle yola çıkan anıtsal bir armatördür. Okyanusların zorlu dilini sadece masa başında finansal tablolarla değil, bizzat köprüüstünün fırtınalı ve uykusuz yalnızlığında, sekstantın ve haritanın başında öğrenmiş bir uzakyol kaptanı olarak; hem denizciliğin o saf, hırçın doğasına hem de uluslararası gemi işletmeciliğinin acımasız kurallarına kusursuzca hâkim olan müstesna bir denizciydi. Suay Umut, sadece bir şirket patronu değil, sularımızın şövalye ruhlu tüccarıdır.
Um Denizcilik çatısı altında kurduğu ve kısa sürede dünya sularında adından saygıyla söz ettiren o devasa modern filo, Türkiye’nin deniz ticaret kapasitesini omuzlayıp tek başına yepyeni bir boyuta taşımıştır. Onun gemileri, dünyanın en uzak Asya limanlarından en fırtınalı Atlantik kıyılarına kadar şanlı Türk bayrağını ve Cumhuriyet’in modern, itibar sahibi yüzünü dalgalandırmıştır.
Suay Umut’u sektöründeki diğer armatörlerden ayıran en büyük özellik, sadece kapasitesi büyük gemiler satın almakla yetinmeyip, o gemilerin teknik donanımına, bakımına ve en önemlisi o gemileri idare eden insan kaynağına, yani Türk gemi adamına yaptığı muazzam saygı ve yatırımdı. Onun filosunda çalışan bir zabit olmak, sadece bir iş sahibi olmak değil; disipliniyle, ahlakıyla ve liyakatiyle dünya çapında kabul gören elit bir denizcilik akademisinin onurlu bir mezunu olmak anlamına geliyordu.
O, “Bir armatörün en büyük sermayesi demir yığınları değil, köprüüstünde fırtınaya gözünü kırpmadan bakan liyakatli kaptanıdır” felsefesine sıkı sıkıya bağlıydı.
Cesareti, sektörel kriz anlarında aldığı o keskin ve sarsılmaz kararları ve Türk denizciliğinin kurumsallaşması yönünde attığı büyük adımlarla sivil bahriyemizin efsaneleri arasına adını altın harflerle yazdırmıştır. Gemi inşa sanayisinden denizcilik eğitimine kadar sektörün her bir hücresine dokunan, destek olan ve ufkunu açan bu büyük denizci, sadece kendi şirketini değil, koca bir ülkenin denizcilik algısını değiştirmiştir.
100. yıl dönümünü büyük bir gururla kutladığımız o bağımsız ve hür Kabotaj ruhu, sularımızdan taşıp dünya okyanuslarında bugün devasa Türk filoları halinde seyrediyorsa, Suat Umut gibi gözünü budaktan esirgemeyen deniz sevdalılarının yaktığı meşaleler sayesindedir.
O, köprüüstünde başladığı deniz serüvenini, Türk deniz ticaret tarihinin en şanlı ve en büyük kurumsal başarı hikâyelerinden birine dönüştürmüş ölümsüz bir kaptan olarak; rüzgârın olduğu her denizde ebediyen çağlamaya, yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.
