Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mustafa İhsan Denizaşan

Soyadı kadar kadere, kadere olduğu kadar da okyanusların uçsuz bucaksız

Soyadı kadar kadere, kadere olduğu kadar da okyanusların uçsuz bucaksız derinliğine tutkuyla bağlı bir denizciydi Mustafa İhsan Denizaşan. O, sadece bir uzakyol kaptanı değil; sivil denizciliğimizin makus talihini yenmek adına, kıyılarda mahsur kalmış bir milleti okyanusların hür maviliğine taşıyan eşsiz bir köprü kurucuydu.

Cumhuriyet’in henüz ilk yıllarında, kendi gemilerimizle kendi limanlarımıza ulaşmanın bile büyük bir lüks sayıldığı o karanlık dönemde, o hep bir adım ötesini, uzakları, ufkun ötesindeki o hür limanları hedeflemişti. “Bir denizci, ancak kendi ufkunu aşabildiği kadar özgürdür ve dalgalarla boğuştuğu kadar denizcidir” düsturuyla hareket eden Denizaşan, meslek hayatı boyunca sadece ahşap veya çelik bir geminin rotasını değil, kendinden sonra gelecek denizci nesillerin vizyonunu da tayin eden şaşmaz bir pusula görevi görmüştür.

Denizciliğin o acımasız ve zorlu mektebinde, köprüüstünün o rüzgârlı, soğuk ve sağır edici yalnızlığında pişen bu büyük kaptan; modern Türk deniz ticaret filomuzun temelleri atılırken teknik bilginin, bitmek bilmez sabrın ve pratik tecrübenin nasıl kusursuzca birleştirilmesi gerektiğinin en somut örneğini sergilemiştir.

Onun döneminde denizcilik, sadece yük veya yolcu taşıyan ticari bir nakliye işi değil; yüksek bir devlet ciddiyeti, sarsılmaz bir liyakat ve tavizsiz bir disiplin gerektiren kutsal bir vatan emanetiydi. Bugün denizcilik fakültelerinde okutulan modern teorilerin, limanlarımızda uygulanan o modern işletmecilik pratiklerinin kökeninde, onun sahada bizzat uyguladığı o titiz, dürüst ve gözü pek seyir anlayışı yatmaktadır.

“Deniz, hata kabul etmez; ama cesareti ve bilgiyi de asla karşılıksız bırakmaz” diyen Denizaşan, fırtınanın en sert olduğu anlarda bile soğukkanlılığını yitirmeyen, tayfasına mutlak bir güven aşılayan ve gemisini her daim güvenli bir limana yanaştıran gerçek bir süvariydi. O, köprüüstünde sadece devasa bir gemiyi değil, genç Cumhuriyet’in denizlerdeki sarsılmaz onurunu da taşıyordu. Deniz taşımacılığının sadece teknik bir işlem olmadığını, aynı zamanda bir ulusun dış dünyaya açılan medeni yüzü olduğunu her fırsatta kanıtlamıştır.

Ardında sadece başarıyla tamamlanmış seferler, hatasız yanaşılmış rıhtımlar veya ticari kazançlar bırakmadı; denize, gemiye ve denizciye duyulan sonsuz bir saygıyı ebedi bir miras olarak bıraktı. Onun hayatı, bir denizcinin nasıl hem yüksek ahlaklı bir beyefendi, hem teknik bir uzman, hem de tavizsiz bir vatansever olabileceğinin en berrak, en ilham verici kanıtıdır.

Kabotaj’ın 100. yılını kutladığımız bu tarihi günlerde, Cumhuriyet’imizin ilk deniz gezgini olan Mustafa İhsan Denizaşanı’nın açtığı rotadan giden ve okyanusları arşınlayan her Türk ticaret gemisi, aslında onun o asil ve deniz kokan anısına selam durmaktadır. Denizcilik tarihimizin okyanusları aşan bu müstesna ismi, bugün artık aramızda olmasa da, her fırtınada dalgalara meydan okuyan denizcilerimizin azminde ve Mavi Vatan’ın sonsuzluğunda yaşamaya devam etmektedir.