Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İsmail Hakkı Durusu

16 Mayıs 1919’un o karanlık, puslu ve fırtınalı sularında, sadece

16 Mayıs 1919’un o karanlık, puslu ve fırtınalı sularında, sadece derme çatma, yorgun ve yaşlı bir vapurun değil; işgal altında boğulmak üzere olan koca bir imparatorluğun ve doğmak için gün sayan genç, hür bir ulusun dümenini sımsıkı tutan o emsalsiz kahramandır Kaptan İsmail Hakkı Durusu.

Karadeniz’in her an patlamaya hazır o hırçın dalgalarını yararak ilerleyen Bandırma Vapuru, aslında bir milletin makus talihini yarıp geçiyordu. İngiliz zırhlılarının o ağır namluları ve İstanbul’un o boğucu işgal karanlığı altında, Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını sağ salim Anadolu’ya, o büyük bağımsızlık ateşinin yanacağı topraklara ulaştırmak; sıradan bir kaptanlık görevi veya basit bir seyir ustalığı değildi. Bu görev, ancak denizcilik ahlakıyla yoğrulmuş, çelikten bir iradeye ve vatan sevgisiyle yanan koca bir yüreğe sahip bir süvarinin üstesinden gelebileceği, tarihin omuzlara yüklediği en ağır, en şanlı mesuliyetti. Kaptan İsmail Hakkı Durusu, İstiklal rotamızın gösterişten uzak, okyanus yürekli ve ebedi kılavuz kaptanıdır.

O tarihi ve kader belirleyici güne gelene kadar, denizcilik mesleğinin en meşakkatli, en acımasız yollarından geçerek yetişmiş gerçek bir deniz kurduydu. 1871’de Kayseri Zincidere’de köklü ve denizci bir babanın (Kaptan Hacı Ahmet Efendi) oğlu olarak dünyaya gözlerini açmış, 1891’de Leyli Ticari Bahriye Mektebi’ni bitirerek suların o tuzlu ve zorlu dünyasına adım atmıştı.

1892’de gencecik bir stajyer kaptan olarak başladığı o uzun serüvende; Bahr-i Cedid, Dolmabahçe, Şeref ve Selanik gibi nice vapurun köprüüstünde, fırtınalarla ve lodoslarla boğuşarak çelikleşti. 1 Mayıs 1919’da o yaşlı Bandırma Vapuru’nun süvarisi olarak atandığında, taşıyacağı kargonun sıradan bir askeri personel değil; koca bir milletin “fikri, hürriyeti ve inancı” olduğunu çok iyi biliyordu.

Galata rıhtımındaki o nefes kesen gerilim, Kız Kulesi açıklarında İngiliz subaylarının gemiye çıkıp silah aradığı o ölümcül dakikalar boyunca köprüüstündeki o sarsılmaz, asil soğukkanlılığını bir an bile kaybetmedi. Eğer o gün o dümen dolabının başında elleri titresedi, tarih bambaşka ve karanlık bir mecrada akıp gidecekti.

Serbest bırakıldıktan sonra, pusulası bozuk, paraketi çalışmayan o yorgun gemiyle Karadeniz’in kapkara fırtınaları arasında, kıyı seyrinin o ince ve tehlikeli tüm detaylarını kullanarak rotasını İnebolu ve Sinop üzerinden Samsun’a dikti. Dalgaların dövdüğü güvertede Mustafa Kemal ile yan yana omuzladıkları o üç günlük amansız seyir, sadece bir geminin yolculuğu değil, bir milletin uyanış destanıydı. 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun Tütün İskelesi’ne atılan o kalın palamar, İstiklal Savaşımızın denizden karaya atılan o ilk ve en sağlam kurtuluş halatı oldu.

Cumhuriyet’in ilanından sonra köşesine, Kasımpaşa’daki mütevazı evine çekilen, kendisine yöneltilen onca kahramanlık atfına rağmen daima “Ben sadece bana verilen görevi yaptım” diyerek denizin o vakur tevazusunu gösteren bu büyük süvari, 10 Ağustos 1922’de emekli olup “Durusu” soyadını aldı. Kabotaj’ın sularımızda estirdiği o bağımsızlık rüzgârının asıl başlangıç noktası olan İsmail Hakkı Kaptan, Mavi Vatan’ın ufkunda parlayan o ilk ve en aydınlık şafak yıldızı olarak tarihimizin en müstesna sayfalarında ebediyen yaşayacaktır.