Kara yollarının o bitmek bilmeyen asfaltlarını, okyanusların o hırçın ve engin mavilikleriyle birleştiren; tekerleğin kara üzerindeki hükmünü denizin kaldırma kuvvetiyle kusursuzca harmanlayan sivil deniz ticaret filomuzun lojistik dâhisi, “Ro-Ro” taşımacılığının efsanevi mimarıdır Saffet Ulusoy. Türkiye’nin sadece bölgesel değil, küresel bir ihracat devine dönüşmesi için, Türk tırlarının ve yüklerinin Avrupa’nın kalbine hiçbir sınır kapısına, hiçbir gümrük kaprisine takılmadan ulaşması gerektiğini savunan eşsiz bir vizyonerdi.
O, Kabotaj Kanunu’nun bize sağladığı o yerli ve milli gücü, kendi kara sularımızdan alıp Akdeniz’in uluslararası sularına taşıyarak, deniz ticaretini adeta devasa bir “yüzen otoyola” çevirmiş sarsılmaz bir armatördür. Kamyoncuların o çileli ve uykusuz sınır bekleyişlerini, modern Ro-Ro gemilerinin o devasa, çelik rampalarıyla sonlandıran; lojistik sektöründe tam anlamıyla bir çağ, bir devir açan anıtsal bir iş insanıydı. Saffet Ulusoy’un en büyük başarısı ve denizcilik tarihimize kazandırdığı en muazzam eser hiç şüphesiz U.N. Ro-Ro projesidir. Balkanlarda savaşların koptuğu, kara yollarının kapandığı, Türk ihracatçısının Avrupa’ya mal gönderemez hale gelip boğulduğu o en kriz dolu yıllarda; rakip nakliye firmalarını eşine az rastlanır bir ikna kabiliyeti ve babacanlıkla bir araya getirerek, denizcilik üzerinden devasa bir kurtuluş kapısı aralamıştır. Bu projenin temelinde yatan zekâ, sadece devasa gemiler satın almak değil, “kara ve deniz taşımacılığını entegre etme” felsefesidir.
Onun önderliğinde Pendik, Ambarlı ve Trieste hattında kurulan o muazzam “deniz köprüsü”, bugün Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ticaretinin can damarı, ihracatçımızın en güvenilir sarsılmaz kapısı olmuştur. Gemilere yüklenen her tır, aslında Saffet Ulusoy’un o birleştirici, inatçı ve vizyoner aklının Avrupa kıtasına doğru attığı sağlam bir adımdı. O, sadece lojistik yönetmedi, koca bir ülkenin ekonomik kaderini denizden Avrupa’ya bağladı. Anadolu’nun o samimi, dürüst ve “Ahi” gelenekleriyle yoğrulmuş tüccar zihniyetini, okyanus ötesi modern deniz işletmeciliği ve küresel finans kurallarıyla tek bir potada eritebilen nadir liderlerden biriydi. Yanında çalışan şoförden gemideki süvariye, gümrük memurundan en üst düzey bakana kadar herkesin saygı duyduğu, sözü senet sayılan “Saffet Ağa”sıydı.
Ulusoy ailesinin o köklü ve sarsılmaz ticari terbiyesini denizcilik ahlakıyla birleştiren bu ulu çınar, ardında sadece milyarlarca dolarlık ihracat taşıyan koca gemiler değil, liyakatli denizciler ve devasa bir kurumsal kültür miras bırakmıştır.
Kabotaj’ın 100. yıl dönümünde, deniz ticaretinin sadece dökme yük veya petrol taşımaktan ibaret olmadığını, yaratıcı lojistik zekâsıyla okyanusların bile aşılabileceğini bize öğreten Saffet Ulusoy; denizlerimizde süzülen her Ro-Ro gemisinin o gururlu düdüğünde, limanlarımızdaki her hareketlilikte ebediyen yaşamaya devam edecektir. Ruhu, açtığı o ebedi deniz köprüsünün üzerinde daima şad olsun.
